KADIN

Ünlü İşsiz Dansçının Hayali: Herkesin Dans Edebildiği Dünya İstiyorum

Author

Dans insanlık tarihinin ilk sanat eylemidir. İnsanlar, müzik resim, şiir yada tiyatrodan önce ; dansla ifade gücünü yakaladılar. Bundan sonra hızla başka sanatsal eylemlerde ortaya çıkmaya başladı. Resim onun ardından şiir müzik ve sonrada tiyatro gelmeye başladı. Bu yeni eylemler dansı besledi, hepsi birden, ayinlere , kutsama törenlerinin düzenli törenlerine dönüştü. İnsanları, öncelikle kutsal inançları dans etmeye yada dansları izlemeye yöneltti. Zamanla ölüm, doğum, hasat, savaş av, gibi her türlü önemli olay bir şekilde tanrılara ulaşma gereksinimi duyulan her durum, insanları törenler düzenlemeye itti. Devinim, yada dans, bu tür kutlamaların ana iletişim aracı oldu. Duygularını anlattı. Bir sanat alanı olan dans yaklaşık 4bin yıllık geçmişe sahip.

Türkiye’de dans denilince bir çok isim akla gelir ama hiç şüphesiz Zeynep Tanbay’ı ilk sıralara oturtmak gerektiğini düşünüyorum. Tanbay, sadece bir dansçı değil, barış aktivisti. Nerede bir haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik varsa Tanbay’ı orada görürsünüz.

Ünlü İşsiz Dansçının Hayali: Herkesin Dans Edebildiği Dünya İstiyorum

Devletten, Belediyelerden destek göremediğini belirten Tanbay’a bir dönem Akbank sponsor oluyor. Atina’da yapılan Uluslararası Tiyatro Dans Festivaline davet edilen Zeynep Tanbay, üç gece üst üste izleyicilere unutulmaz anlar yaşatıyor. Ne zaman ki hükümetin(AK Parti) politikalarını eleştirmeye başlayan Tanbay’dan Akbank desteğini çekiyor. Bütün kapılar yüzüne kapanıyor. Akbank’ta’ aklık’ kalmıyor artık. Akbank yıllardır izlediği sanat ve sanatçıya desteğini ‘ Yukarıdan’ gelen ‘emirle’ geri çekiyor. Zeynep Tanbay, hak hukuk, demokrasi talebinin bedelini işsiz kalmakla ödüyor. Storia Me, Tanbay ile konuştu.

Türkiye dansa uzak mı?

Hayır hiç değil, tam tersine hem Akdeniz, hem Ortadoğu, hem Asya ve Avrupa’nın parçası olarak, dansın içinde bir ülke. Dans zaten hiçbir ülkeye ve hiçbir ülkenin insanına uzak değildir. Tüm dünyada olduğu gibi, dans Türkiye’de de hayatın bir parçası. Çünkü dans insan doğasının bir parçası.

Kadınlar mı daha fazla ilgi gösteriyor erkekler mi?

O dans türü ile ilgili bir şey. Klasik bale denince daha çok aklımıza kadın dansçılar geliyor. Türkiye’de de daha çok annelerin kız çocukları için aklına gelen dans türü. Ama buna mukabil, halk oyunlarında daha çok erkekleri görüyoruz.

Ünlü İşsiz Dansçının Hayali: Herkesin Dans Edebildiği Dünya İstiyorum

 Türkiye’de hangi dans türü kadın ve erkeklerin ilgisini çekiyor?

‘Türkiye’de’ diye bir şey yok aslında, dans evrensel. Dansın en büyük özelliği konuşma dili, bir lisanı, olmaması. Daha doğrusu dilinin lisanının uluslararası olması. Beden diliyle ifade biçimi çok ortak bir dil yaratıyor, kadın, erkek fark etmiyor. Türkiye’de son dönemlerde Tango da çok seviliyor, Hip-Hop da revaçta. Aynı zamanda halk oyunları da çok seviliyor. Klasik bale ve modern dansın da çok takipçisi var. Hepsi evrensel bir dile sahip. İnsanların ruhunda, doğasında olan bir şey dans.

Son 15 yılda dans ivme kaybetti mi Türkiye’de?

Aslında ilk kuruluşundan sonra ivme kazanmadı, kurulduğu ile kaldı. Dans son 15 yılda değil, hiçbir dönemde, hiçbir iktidarda ivme kazanamadı. Hiçbir dönemde bu sanatı geliştirelim, daha uluslararası boyuta götürelim diyen bir zihniyet olmadı. Bugüne kadar hangi hükümet olursa olsun, bütçelerinden sanata, hiçbir zaman ayrıcalık yapmadılar, dansa ise hiç yapmadılar. Sanata, kültüre çok küçük meblağlar ayrılmıştır hep. Türkiye’nin eğitiminde, kültüründe sanat ön planda gelmiyor maalesef, devlet zihniyetinde ve iktidarların tümünde sanat ve kültür mefhumu olmadı. Oysa dünya standartlarında bir ülke düzeyine sadece ihraç ettiğin domates veya bir basketbol takımınla değil, ülkenin eğitim ve sanatının çok yüksek ve gelişmiş olmasıyla erişiyorsun. Bir tek ekonomide alınan yolla da olmuyor bu işler, ekonominin iyiye gitmesi seni belki 5. veya 6. sıraya sokuyor ama güçlü ve medeni devletler arasına sokmuyor maalesef. Ayrılan bütçeler yetersiz. Dans akademileri olması lazım. Konservatuarlar var ama yetersiz. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, 100 yıldır aynı. Belki bunlara bir Samsun eklendi. Bu dört beş şehrin dışına çıkamayan, hep bir devlet mekanizması içinde tutsak kalan konservatuarlar oluşmuş. Buralardan çıkan insanların gidebileceği alanlar yok. Yine aynı şehirlerin Devlet Baleleri ile kısıtlı.

Mesela Paris Operası gibi devlet bünyesinde çalışan bale topluluğuna da konservatuardan öğrenci yetişir. Orada belirli bir yaş sınırına gelmiş dansçılar emekli olur ve okuldan gelenlere yer açılır. Bu şekilde akan şelale gibidir. Türkiye’de bu tıkanan bir nehre dönüştü.

Doğru dürüst emeklilik hakkı verilmeyen dansçılar sahneye çıkmadan maaş alırken, gençler kadrosuz çalışmak durumunda kalıyorlar. AK Parti hükümeti geldiğinde zaten tıkanmış bir sistemle karşı karşıya idi.

Düzeltmeye çalıştığında ise başaramadı, opera baleye gerek yok diye çıkmaya çalıştı işin içinden!

Siz 2002’de kendi dans topluluğunuzu nasıl kurdunuz?

Ben kendi girişimimle, devletten bağımsız bir proje başlattığım için ismini de Zeynep Tanbay Dans Projesi koydum. 2 yıl sonra Akbank sponsor oldu ve 2005’te ise 10 kişilik kontratlı bir topluluğa dönüştü ZTDP. Aksanat’ta 2002’de Dans Atölyesi’de açıldı. Oraya çocuklar ve yetişkinler ders almaya geldi, yurt dışından ZTDP için eğitmenler davet edildi, ama bunun kurumsallaşabilmesi için, sponsorun dışında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de destek vermesi, devletten de yardım almamız gerekirdi. Sinemacılara, özel tiyatrolara devlet bütçesinden para çıkıyor mesela. Dans için de uygulanabilirdi bu, Kültür Bakanıyken Ertuğrul Günay girişimde bulunduğum ilk kişiydi bunun için, ama böyle bir olanak tanınmadı. Uluslararası festivallere davet edilen, Edirne’den Diyarbakır’a turneye çıkan, başarılı, profesyonel bir dans topluluğu var, bunu geliştirelim, bunun arkasında duralım diyen ne Kültür Bakanımız çıktı, ne milletvekillerimiz, ne Belediye Başkanı çıktı.

 Akbank sponsorluğu ne zaman ve niye kesti?

Akbank sponsorluğu 2011’de, dans ve tiyatro festivallerinin en prestijlisi olan Atina Festivali dönüşümüzde kesti. Bugüne kadar Türkiye’den hiçbir dans topluluğunun kabul edilmediği bu festivale 3 gece gösteri için davet edilmişti ZTDP. Sponsorluk anlaşmasının devam etmemesinin arkasında benim politik duruşum ve eylemlerim vardı elbette, Akbank bunu dile getirmemiş olsa da. Ülkenin temel sorunlarından biri de burada; iktidarlarla iç içe olan sermaye onlar kadar anti-demokrat oluyor. Sizi ve sanatınızı çok takdir edip beğense de, bir sorun yaratacağı düşüncesiyle size destek vermekten vazgeçiyor. Demokrasiden nasibini alamamış diye eleştirdiğimiz sadece iktidarlar değil, sermayeyi elinde tutanlar da maalesef.

2011 de tam iktidarının politikalarını değiştirmeye, demokratik reformlardan geri adım atmaya başladığı süreçtir. İş dünyasıyla iktidar ortak olarak çalıştığı için, mesela Zeynep Tanbay Habur’a gitmiş, devletin gözetiminde yapılmış bu olay birden ters dönebiliyor. O zaman sponsorunuz da birden ters dönebiliyor! Susarak yapacaksınız sanatınızı, ama özgür iradeniz, inandığınız şekilde götürmek istiyorsanız, işte gördüğünüz gibi ben şu anda işsizim.

Türkiye’de yaşamını dansla sürdüren dansçı ne kadardır?

Devlet Balelerinde olanların sayısı kadar herhalde! Yaşamını dansla sürdüren dansçı özel sektörde yok gibi, çok az. Dansçılık dışında ders vermek, ekstra işler yapmak mecburiyetindeler. ZTDP genç dansçılar için bir umut ışığı olmuştu. Hem dans edecekleri bir topluluk olarak, hem de yeni kurulacak dans toplulukları için. Akbank sponsorluğu keseceğine devam etseydi, başka büyük kurumlar, başka koreograflara sponsorluk yapsalardı da, Türkiye de dansın alanını genişletselerdi. Akbank’ın sponsorluğu kesmesi bağımsız sanatçılar için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Bu alanı genişletmek yerine sekte vurdular.

Dansçıların hayatı zor mudur, nasıl bir çalışma sürecidir?

Bir dansçının hayatı çok disiplinlidir. Diğer tüm sanat dallarından farkı, fiziksel mükemmeliyet gerekmesidir. Diğer sanat dallarındaki ruh ve zihin dışında, bir sporcu gibi beden disiplini gerektiğinden dünyanın en zor mesleği olarak kabul edilir. Ancak büyük bir tutkuyla üstesinden gelinebilecek bir çalışma şeklidir. Klasik balede kadın dansçıların parmak ucunda çok iyi teknik düzeye ulaşabilmek için ayaklarının yara bere içinde kalması bile başlı başına yeter anlamaya. İlginç bir şekilde Mevleviler de buna benzer bir zorluktan geçerlermiş: başparmakla ikinci ayak parmaklarının arasında bir çivi ile dönerlermiş, o aynı noktada dönüşlerini yapabilmek için. Ancak aşkla, tutkuyla, inançla yapılabilecek şeyler.

Dansta kadının konumu nedir?

Dans nadir alanlardan biridir, kadının daha ön planda olduğu. Klasik Bale’de kadın dansçı hep ön plandadır, erkek dansçılar daha arka planda, partner olarak bulunur. Modern bale ve çağdaş dansta kadın ve erkek dansçının eşit olduğu bir durum var artık. Aslında, hiçbir meslek dalında olmadığı kadar kadının ön planda olduğu meslektir dans. Dünyanın en iyi dansçıları, koreografları, topluluk yönetmenlerinin çoğu kadındır. Dans sanatı kadın ruhu, bedeni ve zihni üzerinden yol aldı. Marie Taglioni ile başlayan, İsadora Duncan, Martha Graham gibi öncülerle ilerleyen ve Pina Bausch’la devam eden bir süreçten bahsediyorum.

Dans kadını özgürleştirir mi?

Dans sadece kadını değil herkesi özgürleştirir. Dans insanın içinde, ruhunda olan, doğal harekettir. Sanat dalına dönüşmesi, bale veya modern dans olarak işin tekniğine girip profesyonel olmak ayrı. Ama insanın doğduğu andan itibaren doğasında olan tek sanattır dans. Bir küçük bebek bile, resim çizemez, şarkı söyleyemez, şiir yazamaz, müzik çalamazken, sallanarak, zıplayarak aslında dans eder. Müzikle hareketler yapmaya başlar bütün bebekler. Büyüdükçe, eğitim sistemi bu doğallığı yok eder, o yüzden yıllar sonra insan tekrar dans etmeye başladığında özgürleşir, özgürlüğüne kavuşur aslında.

Kadının eşit olmadığı toplumlarda ise kadın için ayrı bir özgürlük alanı olur dans. İşte bu toplumlarda “kıvırtmak” ancak bir dansçının yapacağı bir hareket olarak hakaret yerine kullanılır. Veya yine aşağılamak için mesela “CHP’yle HDP’nin dansı” deyimi kullanılır.

Kadının eşit olmadığı böyle toplumlarda dansa yer açmak zorlaşır, dans ve kavramları itibarsızlaştırılır.

Dans kadın, erkek, çocuk, yaşlı, herkesi özgürleştirir, özgürlüğüne kavuşturur. Ve herkesin dans edebildiği bir dünyada eşitlik ve özgürlük vardır. Yoksa, Emma Goldman’ın dediği gibi, “Dans edemeyeceksem bu benim devrimim değildir.”