HIKAYE

Bir Çocukluk Takıntısı- Tavuklu Pilav

Author

 Tavuklu pilav. İlk aşklarımdan. Ona karşı öyle bir bağlılığım söz konusuydu ki, hala o zamanlardaki tadı her tavuklu pilavda ararım.

Yine 2000’lerin başına ışınlanıyoruz. Küçük Cem. Yaramaz, hevesli, bir o kadar da utangaç. Tavuklu pilavla yaşadığı aşkı kelimelere dökemediği zamanlar. Onun üzerine döktüğü karabiberin pilavla olan uyumunu ilahi bir güce bağlayan, uslanmaz bir çocuk.

O zamanlar büyük bir hobim vardı. Mahalle içlerinde yapılan Kuran okuma merasimlerine annemle birlikte katılmak. 45 dakika 1 saat kadar okunan Kuran’ın sonrasında ise büyük hazza açılan kapı. Tavuklu pilava. Eğer şanslıysanız yanında mutlaka ayran da olurdu. Belki lokma tatlısı. Veya baklava. Baklavanın şerbetinin pilavla karışmasından mütevellit tatlı bir pirinç deneme şansınız bile vardı.

Yine o günlerden bir gün. Bir haftasonu olsa gerekti. Çünkü okulum yoktu ve Ramazan’dı. Evde oturup bir şeyler kurcalarken annemin odadan çıktığını gördüm. Başörtüsü takmıştı. Bu da şu anlama geliyordu. Kuran. Aynı zamanda tavuklu pilav. “Anne nereye gidiyorsun?” “Mukabele var oğlum oraya gideceğim.” Mukabele mi o da ne? Bilmiyordum çok da önemli değildi. Fakat sonunda “Kıymetlimiz”e ulaşacağım bir yola benziyordu. “Bekle ben de geliyorum.” Apar topar giyinerek sokakta yürüyen annemin peşine takıldım. Bazen önüne geçiyor, bazen arkasında kalıyordum. Ama yürürken mütemadiyen dans figürleri sergiliyordum. Annem de yazıktır, herhalde “Bu çocuk da ne Kuran sevgisi var,” diye düşünüyordur. Her toplanma da peşine takılan mutlu bir çocuk. Dıştan mutlu bir çocuk, içten ise yüzüğüne ulaşmak üzere olan bir Gollum.

Mukabele yapılacak olan eve geldik. Yine okunan yerden uzak bir köşeye ötelendim. O yalnız kalışlarımda daima hayal kurar zamanın geçmesini beklerdim. Mesela bazen gördüğüm bir uçağı izler, onun nereye gideceğini düşünürdüm. Bazense milli sporumuzu icra ederdim. Halı desenlerindeki figürleri seyredip onlar üzerinden farklı hayaller kurmak. Bazen onları bir yol, ortada kalan yerleri bir orman hayal ederdim. Halı desenin içindeki bir arabaydım bazı zamanlar. Bazı zamanlarsa bir tanktım, sonra iner çarpışmadaki arkadaşlarıma yardım ederdim. [Er Ryan’ı Kurtarmak’ın etkisi] Ama çoğunlukla o halı desenin içinde küçük adamların olduğunu düşünürdüm. Onların bir hayata sahip olduğunu ve içinde çeşitli maceralar yaşadığını. O dünyanın yaratıcısı bendim. Her olaya yön verir, bazen kötülük yapardım bazense iyilik. Hala düşünürüm, acaba yaşadığımız dünya bir çocuğun hayalinden mi ibaret diye.

“Amin!” Evet, Pavlov’un Köpeğini harekete geçiren sinyal gelmişti. Her “Amin.” sonrası bir tavuklu pilav. Heyecanla bana gelecek tabağı beklemeye koyuldum.

Fakat bir şeyler ters gitti. Tavuklu pilav yerine, kapıda annem belirdi. “Hadi oğlum gidiyoruz.” Ama. Ama anne. Neden, neden gidiyoruz? Daha tavuklu pilav gelmedi. Yanına soğuk ayran. Belki baklava. Belki de lokma tatlısı. Acaba işi mi vardı? Çıkışa doğru yöneldim. Büyük bir hayal kırıklığıyla. Herkesin mi işi vardı? Çıkan sadece annem değildi. Herkesti. Tavuklu pilav yoktu, olmayacaktı.

En önden ben çıktım. Büyük bir sinir vardı üzerimde. Ev sahibini suçluyordum sanırım. “Cimriler, cimriler! Bir şey ikram etmediler.” Çocukluk...

O hep bahsettiğim ara sokağa girdiğimizde anneme sordum. “Anne neden tavuklu pilav vermediler?” Cevap kısa ve netti. “Oğlum ramazandayız. İnsanlar oruçlu. Sence ikram yapmaları normal olur mu?” Cevabımı almıştım. Sustum ve hayal kırıklığıyla eve geldim. Hayatın sillesini yediğim ilk anlardan birisi gibiydi.

Şu an istediğim zamanlarda tavuklu pilav yiyebiliyorum mesela. Ama bir haz veya takıntı olmuyor bende. Sadece karın doyurmanın nostaljik ve ekonomik bir yolu. Acaba diyorum ? O ince hazlarımızı çocuklukta mı bıraktık? Çünkü büyüdükçe insanların kendilerini beslemekle aldığı haz, egolarını beslemekle yer değiştirdi.

Bir Çocukluk Takıntısı- Tavuklu Pilav

Görsel kaynağı: http://kadincatarifler.com/wp-content/uploads/2015/04/tavuklu-pilav-tarifi.jpg