HIKAYE

İlginç Bir Öğrenci Evi Ziyareti

Author

İlginçlikler, bitiklikler, yükselmeler, dibe düşmelerle dolu üniversite hayatımın en ilginç zamanlarını kuşkusuz arkadaşlarımın öğrenci evlerine yaptığım ziyaretlerde yaşadım. Çeşit çeşit ev gördüm, düzenlisinden, dağınığına, seks yuvasından, uyuşturucu bataklığına... İstanbul üniversitelerindeki öğrencilerin sahip olduğu her türlü meziyete bu evlerde tanıklık ettim. Fakat size şimdi anlatacağım ev, tamamen “Tımarhane” tanımlamasına girecek evlerden birisi. İsimleri sahte adlarla vereceğim ve hikaye tamamen kişilerin izni alınarak yazıldı, özeleştiriyi çok seven kişiler olduklarından ötürü psikolojik rahatsızlıklarını da burada belirteceğim.

Önce kişileri tanıtmayla başlayayım. Yazgı çok sevdiğim bir kadın arkadaşım. Mesleği şarkıcılık, bar şarkıcılığı. Fakat biraz sıksa kendisini kesinlikle Türkiye’nin yeni Kalben’i olabilecek potansiyeli var. İnternette şarkıları ve klipleri dolaşır eder, hatta izlenir bile. Fakat ağır bir bipolar bozukluğu ve şizofreni başlangıcı olduğundan dolayı bazen tehlikeli olabiliyor. Onun ev arkadaşı, Roman kökeninden ötürü Kibariye diye adlandıracağım. Onda da manik depresif hastalığı mevcut. Çabuk sinirlenebiliyor, zayıfcana bir kadın olmasına rağmen, gerek bağırmasıyla gerek deli kuvvetiyle benim gözümü korkutan kişilerden birisi. Bir de Yazgı’nın sevgilisi. Furkan... Furkan, İstanbul’un köhne semtlerinden birisinde oturuyor, ağır Saadet Partili. Fakat her türlü ortamda takılıyor, manken gibi de bir kardeşimiz Allah için. Naif bir karaktere sahip. Sevdiğim bir arkadaşım.

Ev üç kişilik bir ev ve evin diğer üçüncüsü ev ahalisiyle yaşadığı büyük bir kavgadan sonra oradan ayrılmak durumunda kalmış sessiz sakin bir kadındı. Onun gidişiyle birlikte Yazgı’nın internete ilanlar vermişti. Benim bu ziyaretim de ilanlar dönemine denk geliyordu. Evde arkadaşlar arasında bir yemek verilecekti. Ben de sevilen bir arkadaş olarak bir gece öncesinden davet edildim ve evde yatıya kalacaktım. Biraz korku dolu anlar, acaba gece Kibariye tarafından bıçaklanır mıyım, Yazgı tarafından boğulur muyum korkusuyla geçse de sabahı ettik. Yemek günü geldi çattı. Büyük bir kalabalık olacağız. Öğrenciliğimin son dönemleri olduğundan dolayı bu tarz etkinliklere doymuş biriydim ama yine de içimde heyecan vardı. Kibariye ve Yazgı ile yaptığımız alışveriş sonrasında eve getirdiğimiz malzemelerle yemek yapmaya çoktan koyulmuştuk. Menü klasikti. Köri soslu tavuk, pilav ve hazır çorba. Tatlı da vardı. Hazır profiterol. Biralar, şaraplar dolaba dizilirken ve insanlara neden bu kadar cömertlik yaptığımızı hiç sorgulamazken konuklar yavaş yavaş dökülmeye başlamıştı. İlk Furkan geldi. Yine üzerinde naifliği, iyimserliği ile birlikte. Sonrasında Deryalar, Emreler, Elifler derken bütün konuklar yere bağdaş kurmuş yemeği bekler hale gelmişti. Bir gece önceden davet edilmiş kıdemli misafir olarak iş bana düşmüştü haliyle. “Lan bu yüzden mi buradayım,” diye içimde savaşım verirken, yeni gelin gibi etrafa servis yapıyordum. Bazen çevik hareketlerim de oluyordu. “Bıyrooooon! Bu sizin tabağınız efenim!” gibi iğrenç şaklabanlıkları da es geçmiyordum. Herkes yemeğe başlarken en son bana kalmıştı. Ev sahipleri bile benden önce başlamıştı yemeğe. Bir kaşık, iki kaşık derken kapı çaldı. Nedense ben koştum yine açmaya. Bir ağabeyimiz. Oldukça esmer, uzun ve bakımsız saçlı, ağır şiveli, sırtında da koca bir çanta olan sert bir ağabeyimiz. Okuldan aşina olduğum bir surat olduğundan ve ismen de bildiğimden dolayı davetli listesinde olduğunu düşünerek içeriye davet ettim onu. Salona geldi ve gür sesiyle, “Selamın aleyküm,” diyerek çantayı yere bıraktı. Bense durumu kavrayamadan yeni misafirimizin tabağını hazırlamaya girişmiştim. Bir gariplik farkediyordum içeride. Kimse konuşmuyordu. Misafire tabağını verdim, herkesin suratı asıkken. Neden olduğunu kavrayamamıştım. Ama misafirimizle alakalı bir problem olduğu belliydi. İçimden küfrediyordum. “Madem surat asıcaksınız adamı niye çağırıyorsunuz?” diye. Evdeki işleri yapmak gibi sessizliği bozmak da bana düşmüştü.

“Selim ağabey,” misafirimizin adı Selim’di. Yaşça oldukça büyüktü bizden. Dedim ya ismen simaen tanıyorum diye. “Bir tabak daha ister misin?” Selim tabağını yere bırakarak, “Yok gardaşım, ziyade olsun. Benim oda nerededir? Biraz yorgunum uyuyacam,” dedi. Ve o an herkes şok oldu. Kimse sesini çıkartmıyordu. Bense saf, temiz duygularla Yazgı’ya dönerek, “E bulmuşsun işte kiracı,” diyordum. Furkan’da soru soran gözlerle Yazgı’ya bakıyordu. Kibariye’de. Yazgı bu konularda biraz çekingendir, her zaman sesini çıkartamaz. Fakat bipolar krizlerinde şayet manik dönemindeyse ortalığı eser gürletir. Bu sefer akıllı bir şey yaptı. “Bir dakika,” dedi mutfağa gitti. Tam on dakika sonra kapı sert vuruşlarla çaldı ve içeriye polisler girdi. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Heyecanlıydım. “Kim ne bok yedi?” diye düşünürken polisler Selim’in koluna girerek onu dışarıya aldılar.

Sonra işin aslı ortaya çıktı tabi. Selim ağabey bunların bölümünün kıdemlisi olmasına rağmen benim ve Furkan’ın zannettiği gibi bir davetli değilmiş o gün. Onların bölümünden olan herkes de birbirine suçlar gözle bakmış, “Bunu kim davet etti?” dercesine. Sessizlik ondanmış. Selim ağabey de biraz bohemmiş sanırım. O sıralar da ev arıyormuş. İlanı görmüş. Hiçbir şey demeden çantasını kaptığı gibi eve gelmiş. Polis çağırmak biraz ağır oldu tabi. Ama Selim ağabey haber vermeden gelip yemeğimizi bok ettiği için bunu haketti haliyle. Yine sonradan öğrendik ki, Selim ağabey o kadar yapışkanmış ki bu polis mevzusu hiç problem olmadı. Çünkü Yazgı’nın bölümünde okuyan birçok kişiyle benzer bir münasebet yaşamış kendisi.

Buradan bohem Selim ağabeylere sesleniyorum. Lütfen biraz daha dikkatli olunuz.

Görsel Kaynağı: https://cdn-st1.ofpof.com/content/1hg7gqjurm/gallery/_780x519-vsjxwaeykh.jpg

İlginç Bir Öğrenci Evi Ziyareti