EĞLENCE

Yabancı dizileri örnek alıp çapkınlık için şehirler arası yol giden iki kafadar

Author

How I Met Your Mother’da bir bölüm vardı. Ted ve Barney, sırf kız tavlamak için havalimanına gidiyor ve iş adamı gibi takılıyorlardı. Amaçları da iki günlüğüne New York’a gelen kızların gözüne girip onlarla çıkmaktı. Eğlenceli de bir bölümdü.

Yabancı dizileri örnek alıp çapkınlık için şehirler arası yol giden iki kafadar

Ben de eğitim hayatımın son yıllarında inanılmaz derecede boşluktaydım. Çalışmadığım bir dönemdi ve derslerimi de tamamen boşlamıştım. 24 saatlik bir günün 12 saati uykuyla, kalan 12 saati de film dizi izlemekle geçiyordu. Hayatımda bu kadar boş yaptığım başka bir dönem daha hatırlamıyorum. Yani yaşadığım boşluğu şöyle ifade edebilirim: Yılan Hikayesi dizisini baştan sonra oturup izledim bundan öte işsizlik olabilir mi? İşin ilginci ev arkadaşım beni uyaracağına o da benimle oturup izliyordu Yılan Hikayesi’ni. Beraber karşılıklı ‘Kürşaaattt!’ diye haykırıyor, bundan büyük keyif duyuyorduk.

Dizilerin biri bitiyor, diğeri başlıyordu. Prison Break, Friends, OZ, Lost most alayını izlemiş ve izlenecek dizileri tüketmiştik. Bir gün biz bu büyük boşluğun içinde bile bir boşluğa düştük ve gereksiz yere Barney ve Ted’in yaptıkları o büyük işsizlik geldi aklımıza. Lan dedik biz de aynısını yapalım mı? Yapalım amk...

Tabii biz havalimanı yerine Esenler otogara gittik hgfgdh. Aradan yıllar geçmesine rağmen yaşadığım şu çaresizlik beni hala utandırıyor. Allah’ım... Sen kimseyi kız tavlamak için Esenler’e düşürme yarabbi :( Ne bileyim kız tavlamak için Esenler’e gitmek, yüzmek için Çorum’a gitmek gibi bir şey. Çünkü Esenler’de kız = yok :D

Neyse. Gittik biz gecenin bir saati Esenler’e boş yapıyoruz ama yürüyecek iş atacak kimseyi de bulamıyoruz. Ev arkadaşım Murat’a dedim ki ‘Olum hazır buraya kadar gelmişken Ankara’ya da gidelim mi? Yolda nasıl olsa birileriyle tanışırız.’ Bak bak lafa bak hazır buraya kadar gelmişken ne demek. Sanki Eskişehir’e kadar gelmişiz, hazır Eskişehir’deyken Ankara’ya da uğrayacağız. Mantığımı seveyim! Daha İstanbul’dayız oysa ki. ESENLER’DE.

Orada Murat’ın yapması gereken ‘Ya siktir git kanka hadi gidelim evimize Kurtlar Vadisi izleyelim’ demekti. Ama Murat ‘Gidelim amk nolcak benim abimler orada yaşıyor bir şey bulamazsak onlarda kalırız bir gün’ dedi. 10 dakika sonra Ankara’ya iki bilet almıştık bile.

İki bilet aldık almasına ama bizim otobüsün kalkmasına daha 2 saat vardı. Fakat bundan gram hoşnutsuzluk yaşamıyorduk. Çünkü bir yere yetişmeye çalışmıyorduk ki Ankara’ya gitmek de boştu bizim için Esenler’de takılmak da boş olacaktı. Ankara otobüsü olsa olsa bi tık daha iyi olabilirdi Esenler’den. En azından kek meyve suyu neyin vardı.

Ama biz Esenler’de boş yaparken iki tane kıza rastladık ki sormayın. Kızlardan biri güzel, diğer ondan da güzel. Biri esmer, diğeri ondan da esmer. Bu kızların Esenler’de olması, Esenler için bir lütuftur lütuf! Bu kızların Esenler’den geçmesi, semtteki ev kiralarını yükseltir. Semtin emlak endeksi uçar gider.

Yer sorma bahanesiyle gidip tanıştık kızlarla meğer Türk değillermiş. Zaten üst düzey güzelliklerinden anlamalıydık. Bu kızlar Türk olsa dolar düşerdi abi öylesi bir şeyden bahsediyorum boy pos endam her şey 10 üzerinden 10.

Dedik yolculuk nereye hemşerim :D Eskişehir’e gidiyorlarmış. Bizim de Eskişehir’e gitmemiz lazımdı. Çektim Murat’ı kenara ve ‘Kanka biz de Es-Es’e bilet alalım.’ dedim. Gereksiz masraf olacağını düşündü haklı olarak. ‘Biletleri değiştirsek olur mu acaba?’ dedim. ‘Deneyelim’ dedi. Gittik hemen gişeye biletleri değiştirmeye abi yanlış almışız gibisinden. Ne yazık ki otobüse 15 dk kaldığı için değiştiremedik biletleri. Kısmet değilmiş deyip kızlara veda ettik ve Ankara otobüsüne bindik.

Ama Murat’ın da benim de aklım o kızlarda kaldı. Bizim gitmemiz gereken yer Eskişehir’di. Ama çok da paramız olmadığı için yeni bilet alma lüksümüz yoktu ve Ankara otobüsünde önümüzdeki maçlara bakacaktık.

Öyle olmadı ama. Murat kafasını cama dayayıp ‘Ben o kızları istiyorum’ diye sızlanmaya başladı. ‘Kanka yapma etme nerden bulucaz onları’ diyorum ‘Banane banane istiyorum’ diyor pezevenk :D Zaten çok geçmedi 20 dakika sonra koltuğunu yatırıp uyudu Murat. Birkaç dakika sonra ben de rüyalar alemine dalmıştım.

Orada ne kadar uyuduk bilmiyorum ama otobüs dinlenme tesisine girince uyandık. Hem uykumuz, hem ayaklarımız, hem de ciğerlerimiz açılsın diye inip birer sigara yaktık. Dinlenme tesisi soğuğu içimize içimize işlerken tesise bir otobüs giriş yaptı. Eskişehir otobüsüydü bu. Bir baktık kapıdan bizim kızlar iniyor :d

Bizim kızların yanına öyle bir hızlı gidişimiz vardı ki ışık hızı de bok yemiş ses hızı da bizim yanımızda. Otobüslerin aynı dinlenme tesisine uğraması, Allah tarafından bize verilen ikinci bir şanstı. Bu arayı iyi değerlendirmeliydik.

Murat iti bu konularda aşırı iyiydi. Şeytan tüyü vardı pezevenkte bir şekilde etkileyebiliyordu kızları. Dinlenme tesisinin yarım saatlik molasını çok iyi değerlendirmiştik Murat sağ olsun. Kızlar bizi Eskişehir’e davet etti ama nasıl gidecektik.

“Bizim otobüse binin nolcak kimse fark etmez otobüste de bir sürü boş yer var.” dediler. Orada bizim yapmamız gereken ‘Olur mu öyle şey canım ayıp değil mi’ demekti. Ama biz Ankara otobüsünden eşyalarımızı alıp Es-Es otobüsüne binmiştik bile :D Günün başında evden Esenler diye çıkıp Ankara’ya bilet aldıktan sonra Eskişehir’e varacaktık. Bu da tam bizim gibi boş adamlara layık bir şeydi.

Biz otobüste kızların oturduğu koltukların yan tarafındaki koltuklara oturduk hemen. Eskişehir’e varana kadar da ne bir muavin sordu siz kimsiniz diye ne de başka bir insan. Ve Eskişehir’e varana kadar sohbet muhabbet içinde olduk müstakbel manitalarımızla. İzlediğimiz onlarca ecnebi dizisinin faydasını şimdi görüyorduk. Boşluktan dolayı dilimizi de bir hayli ilerletmişiz haberimiz yokmuş.

Neyse. Sabaha karşı Eskişehir’e indik biz. Mevsim kış, hava soğuk. Biz kızların evine gidip bir an önce ısınırız diye düşünürken otogara iki tane lavuk gelip kızlara sarılmasın mı... Kimsiniz lan siz. Sevgilileriymiş meğer :(

Ve ne yazık ki yakışıklılardı da :( Herifler öyle yakışıklılardı ki kızlar gelip bize yazsalar bile utançtan kabul edemezdik. ‘Olmaz biz size layık değiliz sizin hakkınız o adamlar onlara gidin’ derdik. Öyle heriflerdi ki biri uzun, diğeri ondan da uzun. Biri sarışın mavi gözlü, diğeri ondan da sarışın mavi gözlü. Bu heriflerin Türk versiyonu Kıvanç Tatlıtuğ aq. Bu herifler Türk olsun dizi piyasası uçar gider öyle yakışıklılar. Onlar gibi adamlarla bizim gibi adamların yolu bir tek hayvanat bahçesinde kesişir. (Onlar ziyaretçi biz hayvan)

Zaten anlamalıydık öyle güzel kızlar niye bize baksındı ki. Hayır yani biz kim köpeğiz :(

Meğer arada iletişimsizlik olmuş. Kızlar bizi Eskişehir’e davet ederken bizim de aslında Eskişehir’de yaşadığımızı sanıyorlarmış. Hani orada da görüşürüz, bira mira içeriz demek istemişler. ARKADAŞÇA. Meğer kızların zaten yakışıklı mı yakışıklı beyaz atlı prensleri varmış.

Sonra o güzel kızlar bize ‘See you later’ diyerek o güzel atlara binip gittiler. Bizse o moral bozukluğuyla otogardan burnumuzu bile çıkarmadan İstanbul’a geri döndük. Bu da böyle malca bir anı olarak alnımıza yazılmış bizim.