HIKAYE

Dizilerden Üçüncü Şahıs Manzaraları

Author
Dizilerden Üçüncü Şahıs Manzaraları

Uzun zaman sonra ilk defa yazmaya başlıyorum arkadaşlar hayırlı olsun dediğinizi duyar gibiyim. ( ver oğlum arkadan müziği ver coşkuyu! ) Her ne kadar surç-i lisan etmişsek affola diyerek ilk yazıma başlıyorum.

Size çok tanıdık gelen bir hikaye ile başlayacağım , bir ilişkide üçüncü şahıs olmak.Dizilerden filmlere , kitaplardan gerçek hayatımıza kadar bu durum pek çok yerde karşımıza çıkıyor. Hangimiz Atilla İlhan'ın Üçüncü Şahsın Şiirini okurken inceden bir sızı hissetmedi ki? Etik durumunu bir kenara bıraktığımızda hayatımızın bir döneminde kendimizi illa ki  bu rolde buluyoruz.Konu bizlere bu denli tanıdık olunca yazarların , şairlerin , senaristlerin de bu konuyu enine boyuna ele alması elbette doğal karşılanması gereken bir durum.

Benim ilgilendiğim kısım bu konunun dizilerde nasıl ele alındığı ile ilgili.Zira zengin oğlan fakir kız (yada tam tersi) klişesinden sonra dizilerde kullanılan en popüler trend dizilere üçüncü şahıslar ekleyerek heyecan katmak.

Cağnım  senaristlerimizin oldukça sevdiği ve türlü kombinasyonlarla çeşitlendirdiği dizilerde esas kızımız ile esas oğlanımız arasına pek çok kişi girip çıkar.Bu arkadaşlar çiftimize rahat vermediği gibi kendilerinin de dizide asla yüzü gülmez. İşler iyice ilerlediğinde durum öyle bir hal alır ki dizideki tüm karakterlerden sonra figüranlar bile aynı kişiye aşık olur ve acı çeker. Durumun daha vahim olduğu dizilerde ise dizideki bilimum konu eşyalarının ( eğer ortam hastane ise steteskop okul ise kalem vs ) bile ana karakterlere yürüdüğünü düşünüyoruz.

Hal böyle olunca aklıma gelen asıl soru bizim dizilerdeki araya giren üçüncü ( diziye göre bu şahısların sayısı ve sürekliliği değişim gösterebiliyor) şahıslara nasıl tepki gösterdiğimizle ilgili oluyor. Gösterdiğimiz tepkiler genel olarak neye göre değişim gösteriyor?Bu sorunun cevabını bulmak icin çevreme baktığımda karşılaştığım tablo hayli ilginç...

Araya giren karakter bir erkek olduğunda, bu durum izleyici üzerinde ufak çaplı sinir uyandırsa da nispeten daha normal karşılıyoruz. O adamın karşılık bulmayan aşkına üzülüyoruz, çabasına hayran kalıyoruz -karakterin sempatiklik derecesine göre- yer yer bağrına basmalar efenime söyleyeyim "bırak o kızı sana kız mı yoklar" "beni kimse böyle sevmediler" eşliğinde izliyoruz dizimizi .

Ama bu karakterimiz bir kadınsa ve esas oğlana aşıksa hemen bu karakterden nefret ediyoruz.Onu "yuva yıkan kadın" olarak adlandırıyoruz.Özellikle Türk dizilerindeki "kötü kadın" tiplemesine genel bir bakış attığımızda büyük bir çoğunluğunu "kötü" yapan tek şey esas oğlanımıza aşık olması.

Sahi aradaki bu farklılık neden? Neden aynı pozisyondaki karakter erkek olduğunda duruma sadece üzülürken bir kadın olduğunda hemen nefretle bakıyoruz?