Bal Rengi Gözlü Kız

Author

İlk hikayem efendim. Az biraz heyecanlı, biraz çekimser, biraz da iyimserim bu hikayeye başlarken. Maksat yad etmek, iç dökmek.

Yıllardan lise çağları. Günlerden ilkbahar. Saatlerden okul çıkışı. Anadolu Meslek Lisesi okuyorum o zamanlar, günde 8 saat ders. Okuldan çıkınca kafa davul tabi. Kulaklığı tak, yürü, minibüse bin, yarım saat yol git, minibüsten in, yürü. Evdesin. Kafamda binbir klip, binbir düşünce. Bi yandan tembelin önde gideniyiz, gelecek zayıfları düşünüyoruz. Diğer yandan ergenlik telaşeleri. Sik kadar akılla "Ben büyüdüm" tavırlarını hesaba katmıyorum. Bi beklentim yok aslında hayattan, şu anda da naçizane beklentiler dışında extra bir beklentimin olmadığı gibi. Bu ülke de naçizane beklentilerin ötesine geçmekte pek mümkün değil gibi zaten. Neyse, o işin farklı boyutu.

Derken bir gün bir şey oldu! Minibüse bindim. "Abi" dedim, "Bir öğrenci". Oturucam, sadece bir kızın yanı boş. Kız benim yaşlarımda, üniformalı, başka liseden. Kıvırcık siyah saçları birkaç yüz metre öteden çeker dikkatimi, öyle tatlı. Kız minyon, kalemle çizilmiş bir çift dudak var. Sanırsınız o dudaklar açılsa yıldırımlar düşecek. Üstünde bordo kapşonlu sweat. Kızın gözleri bal rengi, benim ki kahverengi. Dedim olmaz, bal rengi gözlü kız, kahverengi gözlü çocuğa bakmaz. Ki bu kadar güzel bir kızın sevgilisi vardır zaten. Bir de bizim insanımızın çok naif ama bence bir o kadar da hödükçe bir düşünce yapısı vardır. "Şimdi kızın yanına oturmayayım, yanlış anlaşılmasın. Belki rahatsız olur" ve türevleri. Bal rengi gözlü kızın yanına oturmadım.

Ben kafamda yine dinlediğim şarkılar eşliğinde klipler çekip bir yandan kızı keserken, 2-3 dakika sonra bir adam bindi minibüse. 28-30 yaşlarında. Oturdu kızın yanına. Yolculuk devam ederken dikkatimi çekti, adam arada bir camdan bakıyorum ayağına kızı kesiyor. Sürekli bir hareket halinde adam, kıpırdaşıyor. Kız rahatsız durumdan, köşeye yapışmış. O minyon kız adamla fiziksel temasa girmemek için iyice küçülmüş. Öyle çaresizce oturuyor. Adam götüm götüm yanaşıyor, kız fırsatı olsa camdan sarkacak. İşte tam bu sırada arkadaşlar, bal gözlü kız ile kahverengi gözlü çocuk göz göze gelir ve zaman durur. Her şey yavaşlar, herkes silinir ve kelimeler yerini gözlere bırakır. Bir nevi telepati. Her şey muhteşem, tek bir şey dışında. Bugün bile hala daha erken fark etmediğim için kendime kızarım, fark ettim ki kız ağlıyor. Gözleri dolu dolu. Adam inceden inceden taciz ediyor kızı. Kanım dondu o bal rengi gözleri dolu dolu görünce. Tüylerim diken diken oldu, titredim. O an fark ettim ki adamın eli koltuğun üzerinde ama kızın bacağı ile temas halinde.

Elimdeki telefonu adamın kafaya headshot fırlattığımı hatırlıyorum, adamdan yumruk yediğimi hatırlıyorum, bal gözlerin bağıra bağıra ağladığını hatırlıyorum, adama meydan dayağı atıldığını hatırlıyorum. Ben kızın ineceği yerde indim kızla beraber. Yürüdük, sakinleştirdim. Benim sol elmacık mosmor bu arada. Umrumda mı sanki.

4-5ay boyunca konuştuk kızla, sohbet muhabbet. Gezmeler, dertleşmeler, içmeler, okuldan kaçmalar. Çok eğlendik. Hep minnet duydu, hep teşekkür etti ama ben hiçbir zaman ona sevdiğimi söyleyemedim. Bu 4-5 ay sonunda bir gün geldi yanıma. Dedi "Ben gidiyorum". Dedim "Ne gitmesi, nereye gidiyorsun?" Meğer peder bey yıllardır Belçikaya taşınmayı düşünüyormuş. Eş dost varmış, iş hazırmış, pasaport ıvır zıvır her şeyi halletmiş. Sadece uçağa binip gitmek kalmış. "Ne zaman?" Dedim. "5 Gün sonra" dedi. 5 mi gün? Ben böyle hayal etmemiştim ama. İşte hayallerde yaşayanı gerçeklerle sikerler demişler. O gün bal rengi gözler ile kahverengi gözler son kez bakıştı. Sonra bal rengi gözler gitti. Bir daha hiç konuşmadık. Sadece 2 yıl önce felan bi instagramdan bakayım dedim. (Eminim o da arayıp bulmuştur beni belirli zaman dilimleri içerisinde.) Baktım da. Uzaktan bi akraba ile evlenmiş, bir tane de kızı olmuş. 3 yaşındaydı o zamanlar. Boy boy fotoğrafları vardı kızının. Kızın gözleri de bal rengi. Dedim zaman çok acımasız.

Siz siz olun zamana bırakmayın, zaman en büyük orospu çocuğudur.