Günaydın! Bu sabah herkes o buruk duyguyu hissetti mi?

atmaca
Author atmaca
Collection haber
Günaydın! Bu sabah herkes o buruk duyguyu hissetti mi?

Ilgaz Fakıoğlu

Şahsen ben hissettim. Yeni Türkiye'nin bana bugüne kadar verdiği en büyük buruk duygu bu oldu. Dış güçler, dış baskı, para üzerindeki stres... Her şey doğrudur. Hükümetin söylediği ABD ve piyasa üzerinden gelen bir ekonomik operasyon olduğu doğru. Bu kredi notları üzerinden, yatırım güvencelerinin çekilmesine kadar türlü hamlelerle işliyor.

Fakat...

Kendi üretimini yapamayan, geçmişte tüm üretimini tüketim ile takas etmiş bir ülkenin biraz da çuvaldızı kendisine batırması gerekiyor.

Gerçekten fakirleşiyoruz. Türk Lirası daha da değersizleşiyor ve alım gücü halk nezdinde düşüyor.

O yüzden lütfen Storia kullanıcıları, ''Admin İsrail dölüsün, ABD oyununa hizmet ediyorsun'' demeden önce biraz da olsa bu burukluğumun nedenini paylaşmak istiyorum.

Yoksa bahsettiğim gibi ben de piyasa üzerinde oynanan oyunun farkındayım; fakat Türkiye'nin güçlü olması gereken bir dönemde neden güçsüz olduğunu ve operasyona açık olduğunu birkaç örnekle açıklamak istiyorum.

Çok sevdiğim bir harita var!

Türkiye'de 1940'larda üretimi yapılan ürünlerin fiziki haritada gösterildiği alanlar, Türkiye'nin unutulmuş ve artık oldukça uzak bir geçmişte kalan güzelliğini ortaya koyuyor. Türkiye, bir zamanlar özellikle Avrupa'nın hayvancılık ve tahıl ambarıydı; ekonomisini bu temele oturtmuştu. İklim ve coğrafyanın getirdiği bollukla birlikte üretimi yapılan alanlar şu anda verimsiz toprak statüsüne dönüşüyor. 2003 – 2015 döneminde Türkiye sadece tarım ve gıda ithalatı için yabancı ülkelere 400 milyar TL ödedi.

Türkiye bu dönemde kendisinin de ürettiği buğdayı Rusya, Almanya, Fransa, Ukrayna’dan, samanı Gürcistan'dan, nohut ve yeşil mercimeği Kanada'dan, büyükbaş hayvanları Şili, Uruguay'dan, pamuğu ise ABD'den aldı. Türkiye aynı dönem içerisinde tarıma ayırdığı bütçenin tam 5 katını ithalata verdi. Yani üretime yönelik verilmesi gereken bütçeler hazır ürüne konuldu, tarımda uygulanan kolaycı politikalarla birlikte üretimden ziyade tüketim alışkanlığı seçildi. Bunun sonucu olarak ise çiftçi, ürettiği para etmeyen ürünleriyle birlikte iflas noktasına geldi, ve tarımsal alanın 27 milyon dönümü elimizden kayıp giti.

Bu içeriğe örnek oluşturabilecek son gelişme ise badem ve ceviz cephesinden geldi. Üreticilerin açıkladığı veriler ithalatın boyutunu ortaya çıkarırken, çiftçilerin 'Yerli badem yok ki satalım' feryadı basında kendine yeni yer edinmiş bulunuyor. Türkiye'deki badem ve cevizin yurt dışındaki örneklerinden çok daha kaliteli ve lezzetli olduğunu söyleyen çiftçiler ellerine gelen ithal ürünleri Amasya, Tokat cevizi diye sattıklarını belirtiyorlar

Öte yandan 2005-2015 yılları arasındaki tüketici fiyatları da incelendiğinde ceviz içindeki tüketici fiyat artışının yüzde 288, üretici fiyat artışının ise yüzde 179 olduğu belirtiliyor. TÜİK verileri incelendiğinde diğer bir noktada ise bademdeki tüketici fiyatlarının artışının 2013'ten 2015 dönemine gelindiğinde yüzde 32 olduğu göze çarpıyor. Yani ithalattaki artış hem tüketicinin hem de üreticinin cebini daha da yakıyor.

Türkiye'de köyde üretimi arttırmak, tüketen ve gıda mallarını dışarıdan ithal eden bir ülke için şu şartlarda yegane çözüm.

Türk tarım ve hayvancılığında üretimi geçelim, yapılan üretimde de bir plansızlık mevcut. Üretim planlamasının doğru yapılmaması, üretimdeki eksikliğin nerelerde olduğunu belirsiz kılıyor.

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık geçtiğimiz günlerde açıklamıştı: ''Sebze tohumunu yurtdışına 12.76 dolardan satmışız, 105.2 dolardan geri almışız. Yani aynı kilogramdaki sebze tohumu alışımız ve satışımız arasında tam 8 kat fazla para ödemişiz.''

Yani bu noktada da tohumdan gübreye, yemden ilaca, etten mahsule; en küçük demir parçasından, maliyetli donanımlara, bilgisayarlara; müzik enstrümanlarından, amplikatörlere kadar tüm ürünlerin ithal edildiği bir ortamda üreticinin mağduriyeti planlamanın ve ithalat denkleminin kurulamamasından kaynaklanıyor.

Üretimi sağlayan en önemli nedenlerden biri olarak da kooperatifleşme seviyesini belirtebiliriz. Üretici, satış fiyatını belirleyemiyor, kendisini koruyacak ve danışacak bir kooperatif eksikliği mevcut.

Bu durum, yerli üreticinin büyük firmalar ve zincirlere karşı yenik düşmesine sebebiyet veriyor. Büyük firmaların kasası da doğrudan yurt dışında olduğu için bu noktada kendi üretim politikamız yenik düşerek ekonomik sıkıntıyı içeriden çözecek bir duruma imkan vermiyor. Üretimin yapıldığına, fiyatın belirlendiğine ve ne kadar üretimin yapıldığına dair süreci denetleyecek bir kamu mekanizması gerekiyor.

Sonuç ne? Bunlar önemsiz, biz dışarıdan alalım; yerli üretimi bir disiplin altına sokmak daha masraflı günü kurtaralım.

Peki bunun sonucu?

Kendi üretimi çökmüş, piyasa ekonomisine bağlı; her türlü operasyona açık bir Türkiye.

Yani hiç dış güçlere hizmet ediyorsun deme kardeşim.

Çünkü ben bu hatalara öfkeliyim, üzgünüm. Ve inan kendi hatasını kabul etmeyen bir siyasetin ülkeye daha önce verdiği zararı görüyorum ki senden daha iyi biliyorum.

Be the first to like it!

Comments

People also liked

Related stories
1.Bernie Sanders To Run For President In 2020
2.Survivor Tells Of Fight To Strangle Mountain Lion
3.5 Killed In Illinois Gun Attack At Factory
4.Students Walk Out In Climate Change Protest In UK
5.Fashion Models Wrestle With Debt
6.India Vows “Isolation” Of Pakistan After Deadly Terrorist Attack
7.Airbus Scrapping Iconic Superjumbo A380
8.Black Leopard Sighted After More Than A Century
9.Soccer Player Hakeem al-Araibi Freed From Thai Jail
10.U.S. Has A Brush With China, Now At Sea
500x500
500x500