EDEBIYAT

Üzüntü Uçları

Author
Üzüntü Uçları

Küçükken insanlar saçlarını kestirdikleri zaman tüm dertlerini, üzüntülerini saç uçlarında biriktirirler ve kestiklerinde onlardan kurtulurlar sanırdım. Çünkü ne zaman bir insan görsem saçlarını kestirmiş, yüzünde güller açardı. Herkesin kestirdiği saçını fark etmesini beklerdi, güzel olduğunu söylemesini. Bende her seferinde saç uçlarındaki üzüntülerden kurtulmuş diye düşünürdüm.

Benim saçlarımı hep annem keserdi. Evde, hiç zorlanmadan keserdi. Ben de hep benim saç uçlarımdaki üzüntüleri annem alır sanırdım. Her saç kesimi zamanı geldiğinde ondan kaçardım. Kendim yapmak istediğimi söylerdim ama yine de her seferinde onun bacaklarının dibinde, saçlarımın kesilişini beklerdim. Bittikten sonra annemin yüzüne bakardım uzun uzun. Bir üzüntü parçası var mı diye. Her seferinde bana gülümser, bir daha ki sefer sen kesersin diye gönlümü almaya çalışırdı. Aslında ben sadece onun ne hissettiğini anlamaya çalışırdım. Hatta bir keresinde annem saçlarımı uzun bir zaman kesmedi. Hayatım boyunca sahip olduğum en uzun saçlarım o zamandı. Belimden aşağıdaydılar. Pırasa gibi dümdüz birde. Annem kesmeye yanaşmadıkça bende saç uçlarımda biriktiriyordum üzüntülerimi. Sonra bir akşam, annemle babam kavga etmeye başladı. Erkek kardeşim daha bebekti. Ne kadar ses olsa da uyanacak gibi değildi yani. Ben de yatmam gereken saatte yatağımdan onları dinliyordum. Karanlıkta gözlerim kocaman açılmış, yorganın altına sığınmış susmaları için dua ediyordum. Daha fazla kavga etmemeleri için. Susmadılar. Tüm akşam, hatta ben uykuya daldıktan sonra bile rüyamda susmadılar.

O gecenin sabahında herkesten önce uyandım. Eski evimiz bir oda bir salondu. Kardeşimle ben içeride uyurduk. Yattığım yer yatağından kalktım. Güneş her zamanki gibi doğmuştu. Sokak her zamanki gibiydi. Bulutlar, gökyüzü aynıydı ama ben değildim. Önce giriş kat olan evimizin camına çıktım. Demir parmaklıklardan ayaklarımı geçirip cam pervazına oturdum. Bir çocukluğum orada oturarak geçmişti. Orada oturup gelen geçen insanları izleyerek. Bir süre öylece oturdum. Sokaktan geçen insanlarda aynıydı. Sonra sıkıldım ve içeri girdim. Annemin televizyonun üzerine serdiği bir dantel vardı. Onu aldım. Sonra turuncu saplı makası aldım. Kocaman olduğu için parmaklarımdan kayıyordu. Danteli koltuğa serdim ve uzun saçlarımı önüme aldım. Elimdeki makası zar zor kullanarak saçlarımı kesmeye başladım. Yamuk yumuk kestim. Orta boyda kaldılar. Sonra danteli penceren aşağıya attım. Saçlarımı kesmemin ve pencereden atmamın karşılığında annemden iyi bir azar belki de birkaç tokat yedim.

Sabah annem beni camda otururken buldu. Önce dalgınlığından anlamadı, yatağımı topladı kardeşimi giydirdi. Kahvaltıyı hazırladı, beni çağırdı. Gitmedim. Yanıma gelip çağırınca da omuz silktim. Sonunda koltuk altlarımdan tutup kucakladı beni. Yüzüne baktım, saçlarımı kesince bile yüzüne yayılmayan bir mutsuzluk vardı. Oysaki bu sefer saçımı ben kendim kesmiştim. Sofraya oturunca fark etti saçlarımı. Kızdı. Güldü. Kızdı ve kahvaltıdan sonra beni alıp kuaföre götürdü. Saçlarımı kısacık küt kestirdi. Kuaföre baktım, hiçte üzüntülerimi almış gibi değildi. Zaten ondan sonra hep kuaförde kestirdim saçlarımı. Ama annemin yüzünde bazen saç uçlarından kalan hüzün oldu. Bende hüzün olan yerlerini öptüm.

Sonra büyüdüm. İnsanların saç uçlarında hüzün biriktirdiği, onları kesince mutlu olduğu gerçeğiyle. Ama hayatımda bu algıyı yerle bir eden ve aslında hiç doğru olmadığını gösteren bir an yaşadım.

Orta okuldaydım belki de yeni başlamıştım. Annemle hastaneye gittik. Sıra beklerken oturduğum sandalyede ayaklarımı sallayarak etrafı izlerken önümden bir çocuk geçti. Hiç saçı yoktu, yüzünde de maskesi vardı. Ayaklarımı sallamayı kestim. Ayağı kalkıp çocuğun arkasından baktım. Üzerinde pijamasıyla yürüyordu. Daha önce de saçları olmayan çocuklar görmüştüm ama onların yüzünde maskeleri yoktu. Anneme sordum. Garipsedi önce. Sonra anlattı, hasta olduklarını, saçlarını bu yüzden kestirdiklerini hatta bazılarının hiç saçlarının olmadığını. Merak ettim. Çok kötü bir hastalık dedi annem. Çok zor. Bağrına bastı beni. Bende koridorun diğer ucundaki çocuğa baktım. Göz göze gelince gözlerimi kapattım.

Sonra daha da büyüdüm, her gün haberlerde çocuklar gördüm. Saçlarını kesmek zorunda kalan ama bununla mutlu olmayan. Ya da bunu üzüntülerinden kurtulmak için yapmayan. Her gün izledim, araştırdım. Kemoterapi denildiğini öğrendim. Kanserli çocuklara yapıldığını öğrendim. Çok zor olduğunu öğrendim. Yardım etmek istedim. Keşke kestiğim saçları camdan atmasaydım da onlara verseydim diye kızdım kendime. Sonra elimden bir şey gelmeyeceğini öğrendim.

Sonra büyüdüm. Artık üzüntülerin saç uçlarına sığmadığını yüreğimizden taşıp bizi mahvettiğini öğrendim. Hayatın herkese eşit saçlar vermediğini, bazılarının üzüntülerini kesip atamayacağını öğrendim.

Hayatın bazen acımasız olduğunu öğrendim.