KADIN

BİLMİYORSAN YANMASINI, ATEŞE KİBRİT OLMAYA KALKMAYACAKSIN!

Author

- Rast gele Reis!

- Eyvallah Yusuf'um... Tut bakalım şunun ucundan...

- Ya Cemal Baba, biraz vaktin var mı?

- Hayırdır evlat?

- Hayır, hayır baba… Konuşmam lazım senle biraz.

- Gel bakalım, ilişelim bir kenarına şu kayaların, sende iki çay kap gel Gâvur Ali'nin oradan...

- Hemen Reis...

.....

- Gel bakalım Koca Yusuf, dökül bakalım neymiş derdin?

- Ya baba... Ben sana şey diyecektim aslında… Reis...

- Dur oğul bir sakin... Yüzünün haline bakılırsa bizim Koca Yusuf'un koca bir derdi var... Baksana elin ayağına dolandı...

- Ya Cemal Baba...

- Zehra mı yine?

- Evet Zehra... Koca Yusuf o küçük ellerin karşısında küçücük kalıveriyor... O gözleri görünce daha bir küçülüyor sanki gün be gün...

- Söylemedin hala dimi?

- Artık söyleyeyim diyorum da nerden, nasıl başlarım onu bilmiyorum... Ondan önce senle konuşayım dedim... Nerden başlamalı, ne demeli, nasıl anlatmalı baba? Herkesin karşına çınar gibi dikilen ben, küçücük bir kız karşısında eriyorum... Zaten bir başkası var gibi gönlünde... Ne bileyim?

- Dur, dur! Bak evlat... Aşk varsa umutta olmalı, umutsuzlukta... Ama en çok cesaret olmalı... Varsın istemesin, varsın sevmesin... O sevmeyince sen sevmekten vaz mı geçeceksin? Sevda varsa, gerçek olmalı... İnsan sevmez mi kendinin olmayanı? Ya da insan sadece kendinin olanı sevseydi, bu bencillik olmaz mıydı?

- Haklısın ama, ölürüm ben onsuz...

- Ölmezsin evlat, inadına yaşarsın uzaktan uzaktan; ama yaşarsın sevdana inat!

Bak şu denize... Benim en büyük aşkımdır deniz... Yüreğime her kor düştüğünde, sebebi ne olursa olsun; ben ona koşarım. Onunla paylaşırım. Dinler beni, susar sadece, ama dinler bilirim...

Bazen de bir bakarım öyle bir coşar ki delirmiş bir sevgili misali canıma kast eder, korkarım... Ama ben onu sevmekten hiç vazgeçmem... Şimdi söyle bakalım Yusuf, bu deniz (bu deli kız) benim mi? Ya da benim sevdiğim gibi onu seven yok mudur başka? Ya da o beni dinlediği gibi dinlemez mi kimseyi, kimsenin canına kast etmez mi? Şimdi ben vaz mı geçeyim sevdamdan?

- İyi de Reis, aynı şey değil ki…

- Aynı şey Yusuf’um, aynı şey… Sar bakalım bana bir sigara şimdi…

- Buyur Baba…

-Bak deli oğlan, şu elimde yanan kibrite iyice bir bak… Kibritin ateşle nasıl eğilip büküldüğüne, şekilden şekile girdiğine, ateş onu çürütmesine rağmen yanmaktan nasıl vazgeçmediğine bak… Kibritin ateşe olan aşkına bak…

Aşk, ateştir! Bilmiyorsan yanmasını, ateşe kibrit olmaya kalkmayacaksın… Eğilip bükülmek; ateş yüzünden, gidiyorsa ağırına… Sen! Ulu çınar, sadece gelip geçenlere gölge kalacaksın… Beceremeyeceksen sevdalanmayacaksın. Mademki çınar kalacaksın, bırak başkası kibrit olsun, hırslanmayacaksın! Koskoca bir çınarsan küçücük bir kibrite de kızmayacaksın… Ve bileceksin ki aşk her zaman fedakarlık ister… Sen ki vazgeçip ululuğundan küçücük bir kibrit olmak uğruna, yanmak uğruna… İşte o zaman ateş sana gelecek… O, bilse de bilmese de, ama sen bileceksin… Ve olurda ateş giderse kızmayacaksın… Çünkü aşk fedakarlıktır… Çınar olmaktan vazgeçen sensin, bunu isteyen ateş değil! Seçimi sen yaptın, öyleyse faturasını aşka kesmeyeceksin… İşte o zaman aşk gerçek olmasa da aşık özünde vardır... Sen aşkı değil, âşık olmayı bileceksin…

BİLMİYORSAN YANMASINI, ATEŞE KİBRİT OLMAYA KALKMAYACAKSIN!