ILIŞKILER

Merhaba, ben Carmen

Author

9 yaşımdan beri yazı yazıyorum. Yeni nesil yazarların satırları tıkırdar. Günlük falan tutmuşluğum vardır ama ilk hikayemi 9-11 yaşları arasında yazarken hiç kağıt kullanmadım. Evdekiler okumasın diye gece 2-3 gibi kalkıp bilgisayarın başına geçip, 4-5 gibi tekrardan evdekiler uyanmadan yattığım sıralarda klavyeye bakmadan yazmayı öğrendim. İşini garantiye almayı seven biri olduğum için o zamanda bile yazdıklarımın her birine şifre koyardım. Şimdi o yazıları okuyamıyorum. 11 yaşındaki Carmen'in şifresi en çok merak ettiğim şey. Ama en eski bilgisayarımın dede yaşındaki harddiskini hala saklıyorum. Zengin olduğumda ilk işim bir bilene o harddiski açtırıp baktırmak olacak. Eğer çalışması mümkün değilse lütfen yazmayın.

Kağıdı kalemi elime aldığımda sanki her şey kalıcı hale geliyormuş gibi. Bir fotoğrafı bastırmak gibi yani. Hani aslında özel olmayan ama öyle hissedilen. Saklama huyum var anılarımı. Bir defterim var mesela on ay ağırlığında, içinde katıldığım her etkinliğin biletleri var o on aya dair. Yanlarına notlar falan aldığım çokça. Yaptığım her şeyden azar azar serpiştirdiğim bir defter 10 aylığına. Hayatımın en ağır on ayı. Yazamamaya başladım bundan ellerimle. O deftere başlarken bilemezdim tabi.

O harddisk ve o on ay ağırlığındaki defter aynı evde beni bekliyorlar. Ben 1 Eylülden beri o evde değilim. Çocukluktan kalan neyim varsa birkaç kolinin içerisinde tuvaletten bozma bir depoda beni bekliyor beni. Bekledikleri ev kendi evim bile değil.  Sürekli seyahat ettikçe gittikçe pratikleşen ve hafifleyen bir gardolabım var. Burada kütüphanem yok ve önümüzdeki birkaç yıl da kütüphane oluşturabilecek kadar kalıcı yaşayacağım bir evim olmayacak gibi görünüyor. 

Babam yok. Kardeşim de yok. Annem ise hep orada bir yerde ama anneler bir süre sonra yuvadan uçmayı öğrenmek içindir. Yaşadığım ülke benim ülkem değil, kendi ülkem de bu aralar pek benimmiş gibi, ya da ben onunmuşum gibi, davranmıyor. 

Bütün bunlar işin ilginci benim hayalimdi. Çocukken İstanbul'da samimiyetinin son demlerini yaşayan bir mahallede martıları "gidebildikleri için" kıskanırken şimdi bu hüznü hissetmek ne garip. 

Büyük ihtimal hepinizden daha çok kahkaha attım, daha güzel şaraplar içtim, hoşuma giden herkesle seviştim. Mehmet Pişkin'i hatırlıyor musunuz? Onu en iyi ben anladım veda ederken. Aslında bütün yozluğunuzla onu katlettiğiniz için sizi hala affetmedim.

Bazen sizin yüzünüzden kendimden vazgeçecek gibi oluyorum. Sonra oturup ders çalışıyorum tekrardan, tekrardan... Sonra kalkıp yakışıklı bir çocuğu arayıp beni sikmek ister misin diyorum. Hemen şu an, şimdi. Kapının önündeyim. 

Merhaba, ben Carmen