TARIH

insan

Author

Çatlaklı ve kırık betonlarda geldik dünyaya. 

Ağladığımızı bildiğimiz ilk anda başladık oyunlarımıza. 

Çeşitli oyunlar öğrendik ve öğretildi, göğe uzandığımız her santimde. 

Kırıp dökmeyi öğrendik elimizde ki “oyuncak” dediğimiz nesnelerle. 

Sesli ve görüntülü kutuyu keşfettik renksizliğin içinden renk cümbüşünü keşfettiğimiz o anda. 

İnandığımız hayallere daldık izlediğimiz çizgili filmlerde. Yalanı, nefreti, kibri, kıskançlığı gördük adımlarımızın büyüdüğüne aldırmadan.

Yalanı bilmeden, kestirmeler açtık doğru” dediğimiz hazza inanarak. 

Ağaç yaşken eğrilir” i bilerek gönderildik sıra sıra, önlük önlük, oturduğumuz tahtalara. 

Büyürken öğrendik doğrulmayı(!) eğriliğimizden tiksinerek. 

Katma değerler koyduk sevgimizin üstüne. Daha çok yaşayalım, rakip olalım birbirimizi ezelim diye. 

Aşık olduk ilk görüşe inanamadan, ne olduğunu bilmeden.  Her yeni güne uyanan benliklerimizde kuruttuk aklın nemini.

Büyüdük, büyüdük, durmadan büyüdük, kirlendiğimize aldırmadan. 

Eser kalmadı o ilk gün ki sevgiyle yoğrulan hamurumuzdan. 

Kocaman olduk olmaya devam etmek istercesine ne olduğunu nasıl olduğunu bilmeden. 

Artık kocaman bir gökdelendik eğriliğinden doğrultulmayı başaran ağaçlar kadar olduk. 

Dallarımız upuzun, yapraklarımız yemyeşil olduk. İçimizde olup biteni bir tek biz bildik. 

Yeniden aşık olduk sözüm ona ne olduğundan vazgeçerek. Her dudakta kaybettik sevgimizi bir kez daha.

Hiç pişman olmadık büyümekten. Hala büyüyoruz eskiyen vücudumuza nazaran. 

Neydik nasıl masal olduk mazinin karanlık kuytularında. Geçtiğimiz her ruha bir hediye bıraktık iyi veya kötü..nasıl dersen. 

Acıttı zaman zaman, belki de gülümsetti kim bilir… Artık büyürken kayboluyoruz iksirine ihtiyacımız olanı ararken.

Büyüyemiyoruz artık. Üzülüyoruz daha çok. Sıkıntılar derd-i derunumuz oldu eğri olduğumuz günlere hüzünlenerek. 

Bakakaldık doğru bildiğimiz herşeye. Ağlıyor muyuz ne? En son ne zamandı onu bile hatırlamıyoruz ki. Kurumuştu bütün pınarlar ta içimizde ki ışığa kadar…

İnsandık bir zamanlar. Bildiğimiz güzelliklerimiz yeterken. Kandık ve kandırıldık. Eğitildik eğilebildiğimiz kadar. 

Kaynatıldık, zerreciklerimiz havaya karışana kadar. Tekrar tekrar başka şekillerde var ettik benliğimizi, betonumuza inene kadar. 

Artık tükeniyoruz. Pişmanız yaptıklarımızdan ve yapılanlardan. Ahlarımız var sebebi kendimizin olduğu, pişmanlıklarımız var sebebi biz olduğumuz, aldanmışlıklarımız, kirlenmişliklerimiz, sevmiş ve sevilmişliklerimiz, yapamamış olduklarımız, kalamadıklarımız, hatta alamadıklarımız var.. Veremedik ki o günden beri o küçücük beton yığınında ağladığımız yaşları.. toprak bile demeye utandığımız evimize.

Gitme vakti artık insan.. Ben demeye yüz tutamadan maskelediğimiz her hücremizle gidiyoruz. Başkalarının beton yığınlarında çatlıyor artık tabanlarımız. Sevgi mi arıyoruz toprak mı? Niye bu kadar tedirgin katediyoruz ölümün yollarını. Betonun altı sen üstü sen değil miydi?