MÜZIK

Çalmayan kim?

Author
Çalmayan kim?

Gürültü, müzik olduğunda, kendini aşmanın ve özgürlüğün, aşkınlığın ve hayalin, arzunun ve isyanın kaynağı haline gelir.” der Jacques Attali “Gürültüden Müziğe” kitabında. Müziğin ekonomi-politiğini inceleyen bu kitaptan müziğe karşı ufacık bir ilgisi olanın büyük tat alacağı garanti. Bunu bir tavsiye kabul edebilirsiniz. Kitaba dair biraz bilgi vermek gerekirse, Jacques Attali müziğin toplumları nasıl şekillendirdiğini anlatırken onu dört evreye ayırıyor. Kurban, temsil, tekrar ve besteleme. Besteleme evresi ütopik bir gelecek hayali gibi. Çünkü maddi bir çıkarın yer almadığı, sadece müzik yapıp bunu insanlarla paylaşma zevkinin önem taşıdığı bir evre bu.

Sınırsız tüketim!

Yazara göre şu an bizlerin de içinde bulunduğu “tekrar” evresinin başlangıcı ise müziğin kaydedilmesiyle başladı. Müzik depolanır, dolayısıyla tekrarlanır hale geldiğinde sınırsız tüketimin kapıları da açılmış oldu. Büyük bir ekonomi kapısı üstelik. Müziğin aynı zamanda bir iktidar biçimi olduğunun da altı çiziliyor kitapta. Müzik gerektiğinde, “unutturmak”, gerektiğinde “inandırmak”ve gerektiğinde de “susturmak” için kullanılıyor. Günceli aşıp geleceği öngören ve onu şekillendiren, toplumla birlikte hareket ederken ondan daha hızlı hareket edebilen bir olgu müzik. Yani bir bakıma sanatçı geleceği gören kişi Attali için.

Gelecek nasıl?

Bizler müziğin “tekrar” evresindeyken, hızlıca tüketilen, birden tepeye sıçrayıp, kısa sürede yerini bir başka şarkıya bırakan eserlerle karşı karşıyayken, müzik magazin figürlerinin etrafında dönüyorken, işinin ehli ve çoğunlukla geri planda kalan gerçek sanatçılar geleceği umut verici görüyor mu? Bunu merak ediyorum doğrusu...

Müzik sanat olmaktan çıkıp sektör olduğunda geleceğe bakış, “Nasıl popüler olurum?” sorusu ekseninde yer alıyor elbette. Bunun için, reklamın iyisi kötüsü ayırt etmeksizin PR çalışmaları devreye giriyor. Dünya starları taklit ediliyor. Bütününde anlamsız, nakaratı akılda kalıcı şarkılar seçiliyor. Çoğunluğu aynı isimlerden çıkmış fabrikasyon şarkılaroluyor bunlar. En megastarı bile hareketli ikilemelerle dolu bir şarkının bestesi üzerine yine ikilemelerle dolu Türkçe söz yazıp zirveye oturuyor.

Çekinmeleri yok!

Eskiden yeniye, en tanınmış isimlerin çoğunun müzik geçmişine baktığımızda “aşırı esinlenmeler”, “birebir esinlenmeler”-çalıntı demek istemiyorum- görmek mümkün. Üstelik bu hiç de azımsanamayacak bir seviyede. Dünya değişti, gelişti, internet sayesinde ulaşabilirlik had safhada... Böylelikle zamanında “kim bilecek” düşüncesiyle, rahatlıkla altına imzalarını atıp, büyük hayran kitlelerine ulaşan isimlerin foyası bir bir ortaya çıktı.İnternetin sağladığı ulaşabilirlik elbette aşırma heveslileri için de bir nimet oldu. Onlar da gerek internet, gerek başka kaynaklarla, çekinmeden biraz ordan, biraz burdan, yabancı şarkıların etinden sütünden faydalanıp, burada ilah muamalesi görüyorlar... Adeta popüler kültürün önemsiz bir ayrıntısı gibi bir şey bu aşırmalar...

Bu çifte standart!

Şimdi hal böyleyken, birilerinin çıkıp “Vay efendim, Manuş Baba’nın şarkısı çalıntıymış.”diye konuyu memleket meselesine haline getirip celallenmesi oldukça gülünç. Çamuru görmeyip toza laf etmek gibi bir şey bu. Kimsenin avukatı değilim, müzik otoritesi hiç değilim ama biraz insaf diyelim... Birine net bir şekilde “hırsız” damgası vurmak bu kadar kolay olmamalı. Diğer yerini sağlamlaştırmış isimleri görmezden geliyor, şak şakçılık yapıyor, göklere çıkarıyorken, yeni çıkmış genç bir insana bu kadar zalimce bir yaklaşım sergilenmesini hiç ahlaki bulmuyorum...

Aynı değil!

Kaldı ki, şarkıları dinledim ve tek benzer bulduğum başlangıç ezgisi oldu. Şöyle söyleyeyim, Tarkan’ın “Beni Çok Sev” şarkısı, Cem Özkan’ın “Olmayacak Bir Hayal” şarkısına ne kadar benziyorsa, Manuş Baba’nın “Eteği Belinde”si de Atillla Yılmaz’ın “Senden Gayrı” şarkısına ancak o kadar benziyordur... 

İlk taşı hiç “esinlenmemiş/çalmamış” şarkıcının fanı atsın lütfen!