HIKAYE

Hayattakiler Bunu Bilmiyor

Author
Hayattakiler Bunu Bilmiyor

Bir uçurumdan düşüyorum. Deniz, kayalıklar, kayalıklar arasından fışkırmış yeşillikler ve işte tam aşağıda çakılacağım nokta. Öleceğim; aklımdan geçen bu. Başka hiçbir şey yok. Bedenen yok gibiyim. Ancak birden işitme duyum devreye giriyor. Kulaklarımda daha önce hiç duymadığım bir senfoni. Büyüleyici! Vücudumu hiç algılayamasam da garip bir şekilde hafiflediğimi hissediyorum. Ölüme kulağıma dökülen lezzetli bir melodiyle gidiyorum. Ne gözümün önünden bir film şeridi geçiyor, ne endişe, ne korku sarıyor içimi. Uzun zamandır beklediğim buymuş gibi. Sadece boşluğa ilk düşme anında oluşan bir şaşkınlık dışında tümden bir kabulleniş.

Derken bir sıçrama ve tanımadığım bir grup insanın yanında oturur halde buluyorum kendimi. Adeta Scotty tarafından ışınlanmışım... "Öldüm mü?" sorusu çıkıyor ağzımdan. Yanıt beklediğim gibi. Mutlu oluyorum bu cevaba. Fakat saniyeler süren mutluluğun ardından, öldüğüm için duyduğum sevinci üzücü buluyorum. Bir insan yaşamak istemeli. Bu his... Bu duygu durumu içimi ürpertiyor.

Hüzün sadece dünyaya ait değil miydi?

Dev bir hayal kırıklığı kalbimden tüm vücuduma yayılıyor. İçimde koşturan derin bir keder... Çok geçmeden gözlerim doluyor. Gözyaşlarım, kaderine küsmüş acılı bir köpeğin asfaltta düşe kalka ilerleyişi gibi uysal ve ağır aksak süzülüyor gözlerimden. Uyuyunca geçmeyen, ölünce de geçmiyormuş. Hayattakiler bunu bilmiyor.

Uyanıyorum. Kulağımda hala o senfoni. Sevgilim yanımda uyuyor. Eli çenesinde yatışı Rodin'in Düşünen Adam'ını andırıyor. Tatlı ve bebekler kadar masum haline gülümserken, her zaman kafası düşüncelerle dolu bir adam için ne kadar da uygun bir pozisyon diye geçiriyorum aklımdan. Gözlerimi bir anlığına kapatıyorum. Gördüğüm rüya bir film şeridi gibi geçiyor önümden, devam ettiğini fark ettiğim senfoni usul usul terk ediyor kulaklarımı. Ölüme giderken bile hissetmediğim endişe içimde volta atıyor şimdi. Yaşarken ruhumu saran hüznün öldükten sonra yok olacağına olan inancımı baltalıyor gördüğüm rüya.

Oysa insanın tek dayanağı değil midir ki bu?

Bir kurtuluş olarak cebimde taşıdığım seçeneğim boşa çıkıyor. Yine gözlerim doluyor. Dönüp sevgilime bakıyorum. Yüzünde huzurlu bir ifade. En azından o şu an mutlu diye geçiriyorum aklımdan. Mutlu mu bilmiyorum. Bu dünyadan kaçıp onun düşüne girmek istiyorum. Tazecik çiçeklerin olduğu sonsuz gibi görünen bir bahçede güneşin üstüme yağdırdığı ışıltılar içinde ona bütün kalbimle gülümsemek istiyorum. Öyle bir gülümseyeyim ki, ona duyduğum saf sevgiyi iliklerine kadar hissetsin, huzur bulsun, güç bulsun istiyorum. Onun huzuru bana ayna olsun, sımsıkı sarılalım istiyorum. Ama bütün bunları isterken kendimi yapayalnız hissediyorum. Kendimi böylesine yalnız hissedince yaşamak istemiyorum. Sevdiğim adamın eline, uyanmasından korkarak ürkek bir öpücük konduruyorum yavaşça yataktan çıkarken. Pencereden denizi izliyorum. Rüyayı hatırlıyorum, uyuyunca geçmeyen ölünce de geçmiyormuş, bunu hatırlıyorum...

Rüyaların tersi çıkmaz mı? Ne de olsa rüya diyor, kendimi boşluğa bırakıyorum...

Demet Sarova