ILIŞKILER

Olmaz Demeyin -Başarı Öyküsü-

Author

Öykümüzün geçtiği yıl, benim için baya bereketli bir yıldı. Çok yeni sayılmaz.

O zamanlar, kendi çapında şirin, turistik bir sahil kasabasında bol çeşitli bir mekan işletiyoruz. Kışları her turizm kasabası gibi, akmasa da damlayan, en azından faturaların, kiraların ödenebildiği bir mekandı. Mekanın kasabanın merkezinde olması avantajımızdı. Gün boyu gelen geçen hiç eksik olmuyordu. Ben, ilk arabamı bu yıl içinde almıştım.

Kız arkadaşım olmadığı için, bekar ve özgür takılıyordum. Kafam rahattı yani. Sabahları erken saatte mekanı açıp, diğer esnaf arkadaşlarla geyik yaparak geçiyordu bütün gün. Akşamları ise, mekanı kapattıktan sonra nevaleleri kapıp, arkadaşın bekar evinde toplanıyorduk. Baya kalabalık bir sap topluluğu evin salonunu dolduruyordu. Tavla atan, vcd izleyen, king çeviren, kakara kikiri yapan bir sürü insan.. Ev, yazlık sitedeydi. Altında, üstünde oturan olmadığından, kimseye rahatsızlık vermiyorduk. Kış sezonu malum, hatun denk getirmek zordu.

Yine ılık bir kış günü mekanı açıp, kahvaltımı yapacağım sırada, mekanın önünden afet-i devran geçti. Ama dostlar, ne hatun. Böyle bir şey olamaz. Hatun çok düzgündü. O sabahtan sonra, nereden baksan, günde üç-dört kez mekanın önünden geçerken görüyordum. "Senin için mi geçiyor oradan be dalyarak" dediğinizi duyar gibiyim. Elbette benim için geçmiyordu. Bir iki sokak ötede, bir işletmede çalışmaya yeni başlamış, hoş bir bayandı. Tabi benim içim kıpır kıpır oldu o dakikadan sonra. Mekanın önünden her geçişinde, resmen eriyip bitiyordum. Müthiş bir fizik; ve o fiziği çok sağlam bir öz güvenle sergileyen bir hatun var karşımızda. Yani, asla yanlış anlaşılmasın, şehvetten ziyade, hayranlıkla izliyordum O geçerken. Sanki podyumda yürüyor gibiydi kaldırım boyunca. Ulan diyorum, geçerken bir kez bak, bir kez. Yok arkadaş, bırak tanışmayı, bir kez bile göz teması kuramadım haftalar boyunca. Öyle paspal filan da değiliz, şeklimiz, şemalimiz, cüzdanımız sağlam. Ama nafile.. Belki dışarıda, cafede, barda, cazda, ortamda yani, denk gelir ümidiyle, dolap beygiri gibi dolanır olmuştum sağda solda. Ama yine karavana. Anlayacağınız, bir süre daha gündüzleri karşıdan bakmaya devam ettim hatuna.

Bir akşam mekanı kapatmak üzereyken, az ileride, kız arkadaşı ile birlikte salına salına, bir ceylan gibi kaldırımda yürüyordu. Benim elimde bir poşet nevale, arkadaşın bekar evine gideceğim. Rotayı değiştirip, hemen  peşlerinden gittim. Anasını  satayım, elimde de bir poşet bira, şangur şungur.. Rezillik amk. Bira şişeleri şangur şungur ettikçe, hatun arkasını dönüp, ters ters bakıyor. Hatun ikinciye arkasını dönüp baktığında, kibar bir sesle, "iyi akşamlar" dedim. O da karşılık verdi ve ayak üstü tanıştık. Tabi o zamanlar face filan yok. E telefonunu da isteyemedim kabalık olmasın diye. O akşam, arkadaşlara götüreceğim bir poşet birayı, ertesi günün hayalini kurarak kendi başıma, deniz manzaralı bir yerde içtim.

Ertesi sabah, heyecan içinde gelip açtım mekanı. Nitekim ilerleyen saatlerde hatun geldi mekana. Kısa bir muhabbetin ardından, telefon alış verişi yaptık. Artık arkadaş olmuştuk, ama sanal değil. Önümüzdeki gün için randevulaştık.

Hatundaki öz güven boşuna değilmiş a dostlar. Buluşma yeri olarak, şehir dışı sayılan bir yerde, saat 00:30 da, yol kenarlarındaki ismini yazmadığım bir reklam tabelasının önünde beni bekleyeceğini söyledi. Ulan kıllandım amk. Gecenin o saatinde, kasabalar arası yol kenarındaki, ilgili reklam tabelasının önünden alacakmışım kendisini. 

Neyse, buluşma yerine 30 dakika öncesinden gittim. Ama tarif ettiği tabelayı uzaktan gören, sote bir yere durdum. Farlar filan kapalı. Beklerken bir tane bira yuvarladım. Bildiğin çok soğuk olmayan, kış günü, az işlek bir yol kenarındayım. Az sonra tarif ettiği reklam  tabelasının orada belirdi kendisi. Bir sigara daha içip, farlar kapalı vaziyette yanına doğru sürdüm arabayı... Haftalardır hayalini kurduğum afet-i devran artık yanı başımdaydı.

O gece birlikte sabahladık. 

Şanslı bir geceydi.

Keyif dolu zamanlar dilerim.

♥♥