EDEBIYAT

366 gün boyunca, her gün bir olaydan bir öykü çıkardı, 684 sayfalık kitap oldu

Author

Ümran Düşünsel, benim üniversite arkadaşım. Marmara Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi'ni birlikte bitirdik. TRT İstanbul Radyosu’na radyo oyunu yazarak başladı. Sancı Edebiyat Sanat Kültür dergisinde hikâyeleri, Şewçila dergisinde de hikâye çevirileri yayınlandı.

366 gün boyunca, her gün bir olaydan bir öykü çıkardı, 684 sayfalık kitap oldu

2013’te Şerzan Kurt Öykü Ödülü’ne, Türkçe dalında “Ağaç Kurtları” adlı hikâyesi uygun görüldü. 2015 Hüseyin Çelebi Etkinliği’nde, Türkçe dalında “Tek Ayakkabı” adlı hikâyesi üçüncü oldu. Hobi olarak fotoğrafçılık da yapıyor. 

Bugüne kadar pek çok kitabı yayımlandı. Bazıları şöyle: Kimse Yüreğinden Öptü mü Seni? (Şiir) / Yalın Ses Yayınları, İstanbul, 2008. Kırık Patika (Hikâye) / Babek Yayınları, İstanbul, 2015. Ay Portakalı (Hikâye) / Ütopya Yayınevi, Ankara, 2017. Hâlname/2016 (Hikâye) /Ütopya Yayınevi, Ankara, 2017.

Ancak, geçenlerde bir kitap yolladı ki, inanılır gibi değil. Halname adlı bu kitap tam 684 sayfa. Aradım, "Ümran, bu kitabı hangi arada yazdın. 684 sayfayı nasıl buldun?" diyecek oldum. Meğer bu bir projeymiş. 365 günün her gününde bir öykü kaleme almış ve ortaya böyle devasa bir eser çıkmış.

Bunun üzerine konuşmaya başladık. Ben sordum, o yanıtladı. Umarım hoşunuza gider. 

Sevgili Ümran, neden hikâye yazıyorsun?

Fotoğraf çekmediğim için! “Neden fotoğraf çekiyorsun?” sorusuna da uzun yıllar evvel, “Hikâye yazmadığım için,” diye cevaplamıştım.

Nasıl yani?

Fotoğraf, yaşadığımız zaman diliminin –iyi korunabilirse- en güvenilir tanıklarından birisi. Ancak ne kadar hikâye barındıran fotoğraf çekersek çekelim sonuçta kadrajla sınırlı kalıyor. Hikâyede ise kadrajın dışına çıkılabiliyor rahatlıkla, sınırlar kalkıyor. Marslı Iğaluk’un dünyamızla ilgili endişelerini de, yurda kaçak sokulmaya çalışılırken gümrükte yakalanan yavru kangurunun -Ümraniyeli Kanguru Saffet- korkularını da yazarak gösterebiliyor yazan rahatlıkla.

Hâlname/2016 dördüncü kitabın. Nereden aklına geldi 365 günün hikâyesini yazmak?

365 gün değil, 366 gündü, çünkü 2016, artık yıldı. Fotoğrafçı arkadaşım Okan Akan’dan geldi. 2009’da, 365 gün, sabahları işe giderken güzergâhındaki insanı, yer kapladığı, parçası olduğu yaşamla birlikte, nesneyi insanla, doğayla ilişkilendiren fotoğraflar çekmişti düzenli olarak. Çok ilgimi çekmişti izlerken. O günlerde başladım düşünmeye. Hikâye yazabilirdim, tamam, ama rastgele olmamalıydı, ortak özellikleri olmalıydı. O da 2014’ün ortalarında netleşti kafamda. Gündelik haberleri tarayarak bana dokunan bir haberden, fotoğraftan esinlenerek yazacaktım her gün düzenli olarak. Haberi bize sunulduğu kadarıyla okuyoruz öğreniyoruz. Olayın öncesi, sonrası genellikle muğlak. Ezelinden okuduğum haberlerin öncesini sonrasını kurgulardım karınca kararınca zaten. Sıcak geldi fikrim bana, aklıma yattı. 2015’de hazır hissetmedim kendimi ve başlamadım. Arada denemeler yaparak kendimi sınadım sadece. Baktım ki oluyor. 2016’nın 1 Ocak’ında başladım, 31 Aralık’ta da bitirdim.

Zor olmadı mı?

Oldu elbet. Açtığım dosyanın ilk sayfasında Ovidius’un “Ya başlamamalı ya bitirmeli” sözü yazıyordu!

Okuma oranının %8’lerde saydığı ülkemizde 695 sayfalık bir hikâye kitabı risk değil mi?

Genel bakınca risk, evet. Ancak gerçek okurun sayfa sayısına çok da aldırmayacağını kendimden biliyorum.

Haber dedin. Kitabı okuyunca esinlendiğin haberlerin genellikle 3. Sayfa haberleri olduğu seziliyor. Bunun nedeni anlaşılabilir kolayca ama bir de haberi yapılmamış izlenimi veren esintiler var. Yanılıyor muyum?

Doğru. Şahit olduğum, duyduğum ya da gördüğüm haber değeri taşıyan olaylar oldu. İlk aklıma gelen Xece’nin oğlunun katlettiği yılanlar ve Deli Recep’in hayatı mesela. Gazetecilik okumanın faydası işte, kendim haberleştirdim kafamda. Sonra da hikâyeleştirdim. Sayısı azdır ama bunların. Yüzde biri geçmez oranı kitapta.

İki yılda üç kitap. Üstelik Hâlname/2016 sekiz - on hikâye kitabı boyutunda. Oldukça üretkensin. Yeni kitap ne zaman?

2018’de.

Yine hikâye mi?

Hayır, roman olacak bu defa. Hikâye her zaman var zaten. O, romanın fonunda da yazılmaya devam edecek. Yılların birikimi cümleler, paragraflar kendilerini hizaya sokacak anahtar kelimeyi, cümleyi bekliyor sessizce.

Hoş bir sohbetti.

Bence de. Teşekkürler.