POLITIKA

Gazetecilikle casusluk arasındaki fark ve Enis Berberoğlu'na 25 yıl

Author

Gazetecilik zor bir meslek. Yazılan konular bazen rahatsız edici ve başkalarının ayağına bastığı için, sıkıntılar yaratan bir meslek. Çağdaş demokrasilerde, gazeteciliğin tanımı belli olduğu için, meslektaşlarımız oralarda biraz daha rahatlar ama, problem yine de çıkıyor.

Gazetecilikle casusluk arasındaki fark ve Enis Berberoğlu'na 25 yıl

Hele Trump'un ABD Başkanı olmasından sonra Amerikalı meslektaşlar da sıkıntılar yaşayamaya başladılar, zaman zaman Başkan'la cepheleşmeler oldu. Yine de orada gazeteciyle casusluk arasındaki ince çizgiyi aşmaya kalkmıyor kimse.

Size bir kaç örnek anlatayım:

Mesela, Wikileaks örneği. Malum Wikileaks'a bir Amerikan askeri yüzbinlerce gizli belge sızdırdı. ABD yargı sistemi, Amerikan askeri Chelsea Manning'i yakaladı, 30 yıl kadar ağır hapse mahkum etti, asker 7 yıldır da tutuklu. Kısaca belgeleri çalan askerin casus olduğu kesin. Ve ona göre ceza verdiler. Hatta Manning'i eski Başkan Obama affetti, yakında hapisten bile çıkacak.

Peki Wikileaks belgelerini internete sızdıran Julian Assange'a ne oldu? Kaldı ki, kendisi gazeteci mi, değil mi bile o bile tartışma konusu. Bu konuda ABD'de resmi bir dava açılmadı. Assange, kendi ülkesinde iki kadına tecavüz suçundan aranmaya başlayınca İngiltere'de 2012 yılında Ekvador Büyükelçiliği'ne sığındı, o gün bugün çıkamıyor. Ama dediğim gibi kendisine, belgeleri sızdırdın diye resmi bir dava açılmadı, çünkü belgeleri o sızdırmadı, o kendisine gelince alıp, internette yayımladı. Ve bunun bir gazetecilik faaliyeti olduğu yolundaki tez ağır basıyor. Amerikalılar bunun farkında.

Benzer bir olay daha yaşandı ABD'de, bu da Edward Snowden adlı gizli ajan, yine gizli belgeleri sızdırdı. Bu belgeler, başta İngiliz Guardian Gazetesi olmak üzere pek çok gazetede yayımlandı. Amerikan adaleti, yine belgeleri sızdıran ajan Snowden'in peşine düştü, onu mahkum etmek için harekete geçti. Snowden Rusya'ya kaçtı. Ama ABD'de kimse, haberi yayımladılar diye İngiliz Guardian Gazetesi'nin peşine düşmedi.

Türkiye'de yaşanan olay da, bunların bir benzeri aslında. Ortada gazetecilere sızdırılmış bazı bilgi ve görüntüler var. Gazetecilerin bunları yayımlamasının, suç sayılmaması gerekiyor. Ancak suçlamaları getiren savcılara göre ve bunu destekleyen siyasi akıma göre Türkiye'nin, kendine özgü bir durumu var. Ortada FETÖ diye bir terör örgütü var, bu örgüt bazı kimseleri kullanıyor, gazetecileri de kullanıyor, bu yüzden bu gazetecilerin yaptığı normal işleri değil casusluk. Buna delil olarak da zamanında Fethullah cemaatine gönüllü olarak destek vermiş gazetecileri gösteriyorlar.

Ancak burada gözden kaçırılan bir nokta var. Enis Berberoğlu örneğini ele alırsak, kendisi 35 yıllık gazeteci. Mesleğin her alanında çalışmış, TV'lerde yorumlar yapmış, çok tanınmış bir isim. Hürriyet Gazetesi'nde, muhabirlikten, bölüm şefliğine, Haber Müdürlüğü'nden, Yayın Yönetmenliği'ne her alanında görev yapmış, sonunda da politikacılığa soyunmuş bir kişi. Fetö ile uzaktan yakından ilişkisi olmadığını bilmeyen yok. Köşe yazıları da, kitapları da ortada. Daha bir kaç yıl öncesine kadar, şimdi Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı olan Yiğit Bulut'la her sabah yaptığı TV programları biliniyor. 

Enis Berberoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı olduğu dönemde kendisine gelen bu haberi Can Dündar'a sızdırmakla suçlanıyor. Can Dündar "Solcu bir milletvekili" diye haber kaynağını tarif etti ama isim vermedi. Enis Berberoğlu da, "Bunun sorumluluğunu alırım" dedi ama "Ben götürüp verdim" diye açık bir itirafı yok. Tek delil, Berberoğlu ile Can Dündar'ın olay günü 1 dakikadan az süreyle telefonla konuşmuş olmaları.

Kısaca bir itiraf da yok, Can Dündar'ın haber kaynağını açıklaması da söz konusu değil. 

Tüm bu yaşananlardan çıkarılan sonuçla geldiğimiz nokta 25 yıl hapis. 

Ve bu yüzden CHP'liler 25 günlük yürüyüşe başladılar. 

Başbakan Binali Yıldırım'ın, CHP'nin yürüyüşü için dün ''Oraya gitmek için bu sıcakta mübarek ramazan günü yürümeye lüzum yok ki. Hızlı trenle gidebilir" demesini de, esprili bir bakış olarak kaydedelim. 

Ancak tüm bunlar, bence başka tonla derdi olan ülkenin konuşacağı konular değil.

Ne bir haber için ana muhalefet partisinin genel başkan yardımcısına 25 yıl hapis vermek gerçekçi, ne bunun için yapılan yürüyüşü "Hızlı trenle gidin" diyerek yorumlamak. 

Bakın size bir küpür göstermek istiyorum. Bugünkü Hürriyet'ten bir başlık:

UNİCEF Raporu'na göre "Türkiye kaliteli eğitimde sonuncu" çıkmış. 

Bu ne demek? Ülke giderek cahilleşiyor, iyi eğitilmiyor demek. İyi eğitilmemenin sonu ise, Afganistan olmak. Afganistan'ın içinde bulunduğu durumu anlatmama gerek yok. Yoksulluk, fakirlik, bombalar, açlık, her şey var.

Pakistan'ın eski bir Büyükelçisi'ne, "Afganistan neden bu hale düştü?" diye yıllar önce sormuştum:

Şöyle demişti: 

"Mesela Türkiye'nin yönetimini bugün bir gecede, hiç eğitim görmemiş ve bilmem hangi dağın hangi köyünde yaşayan insanlarına teslim ederseniz, olacak budur. Afganistan'ın başına bu geldi."

Bu cevabı hiç unutmadım. 

Diyelim ki Enis Berberoğlu hapis yattı, CHP'liler yürüdü, AKP'liler bunu alaya aldı, ya da Bahçeli'nin dediği gibi MHP'liler karşı yönden geldi, kavga çıktı, günlerce bunlarla uğraştık. Ne kazanacağız? 

Hiç bir şey.

Ama bu arada, enerjimiz boşa harcanacak, zaten dibe vurmuş eğitim daha da geriye gidecek. 

Aklımızı başımıza alalım.