SEYAHAT

Hayatında hiç denemeyen, Türkiye'nin en yüksek dördüncü dağına çıkabilir mi?

Author

Dünyanın en yüksek zirvesi Everest'e çıkmak isterken 1924 yılında arkadaşı Andrew Irvine ile genç yaşta hayatını kaybeden George Mallory'a, bir türlü denemekten bıkmayınca, şunu sormuşlardı: 

"Yahu niye bu dağa çıkmak için bu kadar uğraşıyorsun, ne olacak çıkınca?"

Hayatında hiç denemeyen, Türkiye'nin en yüksek dördüncü dağına çıkabilir mi?

Kaçkar ekibi: Doğan Satmış, Dt. Gaye Kutay, Burçin Satmış, Dr. Murat Işık, Dr. Murat Akbaş.

Cevabı çok basitti: 

"Çünkü o dağ orada!"

Bu cevabı çok sevdim hep. Dağ oradaysa çıkmak gerekir. Köy oradaysa, gitmek gerekir. Plaj oradaysa görmek gerekir. Yoksa, miskin miskin oturarak hayat geçer mi?

İşte bu duygularla, yıllardır bir fırsat olsa da dağa çıksam diye hep düşünürdüm. Hatta, bir keresinde Everest'in eteklerine kadar gitme şansım oldu. Nepal'de, hava kötü olunca, Everest'in 5 bin küsur metredeki ilk kampına uçma şansım olmadı. Çok hayıflandım.

Bu kez, bir arkadaş grubuyla Kaçkar Dağı'na çıkmayı tasarladık. Bu aylar önceydi.  Ağustos gelince de yola çıktık.

Uçakla Trabzon'a indik, oradan araç kiralayıp Rize-Hopa-Artvin-Yusufeli üzerinden Kaçkar'ın zirvesine en yakın köy Olgunlar'a gittik. Sonra 2300 metredeki "Dilberdüzü" kamp alanına yürüdük. 

Olgunlar'a kadar otomobil gidebiliyor. Ancak oradan ötesi tamamen yürüyerek aşılabiliyor. Olgunlar ile Dilberdüzü arasındaki mesafe 7 km ve yürüyerek 3 saat kadar sürüyor. 

Dilberdüzü'nde çadırlarda kamp kuruluyor. Sabah erkenden, güneş doğar doğmaz bu kez zirveye doğru yola çıkılıyor. Ancak Dilberdüzü ile zirve arasında 5 km'lik, zorlu bir güzergah var. Sıradan insanlar ancak 7 saatte alabiliyorlar bu yolu. İniş daha az sürüyor. Kısaca sabah 5 gibi çıkınca, akşam 5 gibi dönebiliyorsunuz.

Ancak zirvede zorluklar yok değil. Geçen yıl bir dağcı, yolda ayağını kırmış, ancak helikopterle ve salıncakla alınabilmiş. Başka bir olayda, biri düşüp ölmüş maalesef. Bu tür riskler her dağda vardır zaten.

Hayatında hiç denemeyen, Türkiye'nin en yüksek dördüncü dağına çıkabilir mi?

İşte, Kaçkar'ın en yüksekteki en büyük krater gölünün, zirvenin hemen altından görünüşü,

Biz de Dilberdüzü'ne 3 saat yürüyerek geldikten sonra, geceyi geçirdik ve sabah 3.30'da uyandık. Çadırda sıkı bir dağ kahvaltısı, yerel tereyağları eşliğinde. Ardından ver elini, zirve.

Çadırda geceyi geçirince, 13-14 derecede üşüyorsunuz. Ancak biraz sonra güneş açınca bu kez ısı birden çok artıyor. Üzerinizdekiler fazla gelmeye başlıyor. Ama zirvede, hava yine soğuyor. 19-20 dereceler. Eğer rüzgar varsa, ki hep oluyor, çok fazla üşümemek mümkün değil. 

Dilberdüzü ile zirve arasında, Türkiye'nin ve dünyanın en yüksekteki en büyük krater gölü var: Kaçkar krater gölü. Rakım 3200 metre. 

Oraya kadar yaklaşık 3 saati aşkın bir yürüyüşle çıkabildi tüm ekip. Bundan sonra işin zorlukları başlıyordu. Ekipteki kadınlar, krater gölü kenarında kalıp, bekleme kararı aldılar. Rehber ve ekip, zirveye doğru devam etti. 

Zirve yolunda "Boğaz" denilen 3200 metrelik rakımda, bu kez ekibin iki erkeği daha pes etti. Bunlardan biri ben oldum. Öncelikle, taşların üzerinde tırmanmak bana bir hayli zorlayıcı geldi. Sonra ayakkabım patladı. Dağa uygun olmadığını böylece anladık. 

Hayatında hiç denemeyen, Türkiye'nin en yüksek dördüncü dağına çıkabilir mi?

Saatteki rakım 2760 metreyi gösteriyor. Ancak biz 3360 metreye kadar çıktık.

Rehber ve ekipteki tek tecrübeli isim, kalan bölümünü yapıp, zirveye ulaşmak için yola devam etti. Ben ve öteki ekip arkadaşım krater gölüne geri döndük.

Krater Gölü'ndeki rüzgar nedeniyle üşümemek mümkün değildi. Buradan aşağı, yani çadırların olduğu Dilberdüzü'ne indiğimizde saat 14.00 olmuştu bile. 5 ile 14 arasında 9 saat olduğunu hesaplarsak, zirve yapmadan bile tırmanışımızın 9 saat sürdüğünü fark edeceksiniz. 

Burada şöyle bir parantez açayım: Zirve yolunu kendiniz bile bulabilirsiniz, çünkü tecrübeli dağcılar, önceden yolları belirlemek için minik taşlarla yolda küçük kuleler yapmışlar. Bu kuleleri izleyerek yolu kolayca bulabiliyorsunuz. İkincisi, biz yolda üç ayrı ekiple karşılaştık. Biri, Ukraynalı bir karı-koca ile 16 yaşlarındaki oğullarıydı. Yanlarında çok öyle malzeme yoktu ve bölgede 72 km yol yaptıklarını söylediler. Ne kadar dağ varsa dolaşmışlar. İkincisi, bir çiftti, her yükseklikte çadır kurarak zirveye ulaştılar. Ve şöyle dediler: "Kaçkar kolay gibi anlatılır, ama öyle kolay bir dağ değildir." Üçüncü ekip de profesyonel bir ekipti, onların tırmanışı da bir hayli uzun sürdü.

Neyse, maceramıza dönelim.

Dilberdüzü'nde bol güneş vardı ve tişörtle dolaşmak bile fazla geliyordu. Buradaki derede oluşturduğumuz yapay havuza girip, ter attık. Çay-kahve dinlendik bol bol.

Zirveye giden rehber ve tecrübeli arkadaşımız ancak saat 18.00 gibi aşağı indiler. Yani zirve yapmaları 13 saat tutmuştu. Tecrübeli rehberde yorgunluk belirtileri yoktu ancak zirve yapan arkadaşımız 'Son adımları atıyordum ki, indik' dedi. Hemen çöktüler ve çay-kahve  kendilerine gelmeye çalıştılar.

O gün yine çadırda kaldık, ertesi gün Dilberdüzünden Olgunlar Köyü'ne geçişimiz bu kez 2.5 saat sürdü. Sonra da araçla Trabzon Havalimanı'na kadar uzun bir yolculuk.

Tabii ki zirve yapmadığım için hemen pişman oldum. "Oraya kadar gidip, nasıl çıkmazsın?" diye kendi kendimi yedim, bitirdim.

Ama oraları görmek, tecrübe edinmek bunlar da önemli.

Seneye gidip, bu kez zirve yapmaya kararlıyım. Gelmek isteyen varsa, arasın.

Öncelikle bu tür bir gezinin, parasal olarak çok pahalı olmadığını söyleyeyim. Ve böyle bir gezinin yerini tutacak hiç bir beach club olmadığını da söyleyeyim. 

Üstelik, bölge insanları dost canlısı, yerel lokantalar çok lezzetli, doğa muhteşem, stres sıfır. 

Hayatında hiç denemeyen, Türkiye'nin en yüksek dördüncü dağına çıkabilir mi?

Ekip arkadaşım Dr. Murat Işık. O da zirve yapmayı ileri bir tarihe bıraktı.