HIKAYE

Bakma yüzüme öyle bulaşır...

Author

Süngerleri çökmüş koltuğunda, tek göz penceresinin önünde oturmuş; önünde uzanan gece rüzgarlarıyla dalganan dolunayın aydınlattığı sahte yakamoz denizine bakıyordu. Öyle dalgındı ki nasırlı parmaklarını yakan sigarasının farkında bile değildi. 

Sonsuzluk gibi geçmek bilmeyen gecelerden biriydi, hepsi birbirinin neredeyse aynısı. Kimi zifiri karanlık, kimin de ise ay ışığı. Sigarasının bitmekte olduğunu parmağını yakmaya başladığında fark etti. Cebinden kahverengi tütün kesesini çıkardı, kese artık tülbent gibi olmuştu, kendisi gibi yorgun, bitkin. İncecik sigara kağıtlarından birini çıkardı ve kesenin içinde bir sigara saracak kadar tütün aradı; zar zor yetecek kadar buldu. Baş parmağı ve işaret parmağı arasına koydu o zar misali kağıdı. O nasırlı elden beklenmeyecek kadar bir hızla sardı tütünü ve kağıdı o mahir parmaklar. Diğer cebinden gaz yağı kokulu muhtar çakmağını çıkardı, iki üç çakışta yandı fitili ama alev de yorgundu, sigarasını yaktı. Derin bir nefes aldı sigarasından.Bir süre öylece bekledi, sanki dumandan olabildiğince yararlanmak -zarar görmek- istiyordu. Sarı bir bulut şeklinde çıktı duman ağzından, tekrar daldı yalancı yakamozlara.

Gece bitmeye, ay batmaya yüz tutmuştu; gecenin en karanlık zamanına her şeyi gizleyen güzeli-çirkini adeta birbirine katan, harmanlayan, halini alışmıştı. Bu anı kim bilir kaç defa yaşamıştı, artık mutat olmuştu. Yine sigarasından bir nefes aldı. Gözleri daldı, derin düşüncelere kendini bıraktı. Eski güzel, neşeli, yalnız olmadığı günleri hatırladı ya da içten içe kendine lanetler okudu.

Ay artık görünmüyor; gökyüzü menevişleniyordu. Uzaklardan bir bülbülün hoş nağmeleri gelmeye başladı. Eşine serenat yapan bu çapkının sesiyle gülümsedi, eski günlerini düşünmüştü herhalde. Sevdiğine o da bülbül gibi serenatlar yapmıştı, yoksa şiirler yazıp kulağına tatlı tatlı okumuş muydu?

Sarı gülle saçlarını artık göstermeye başlamış yalancı yakamoz denizi artık zümrüt tarlasına dönmüş her yer gürültüye boğulmuştu. Uzakta öten bir telli balıkçıl sesi geldi onun peşinden kadim kargalar havalandı. Köylerden inek sesleri duyuldu. Nasırlı parmağı yine yanmıştı...