ILIŞKILER

Bozuk Olana Karşı Zaafım Var

Author

Bugünlerde sürekli şunu kendime söyleyip duruyorum Allah'ım yaa benim derdim ne?

Bu soruyu soruyorum çünkü, kendi ile bir derdi olmayan insan böyle anormal bir düşünceye sahip olamaz ve olmamalı bence. Evet, ben bozuk olan şeyleri seviyorum. İnsan bağlamında bakacak olursak ben bozuk insanları seviyorum. İlişkiler bağlamında bakacak olursak ben bozuk adamları seviyorum. Bu durumun sorun teşkil etme nedeni de bu zaten... Başta bununla ilgili bir problemim yoktu ama zamanla bu sevme şekli artık benim karakterim oldu ve ben bundan ciddi ciddi rahatsız olmaya başladım.

Rahatsız olmaya başladım çünkü, bu doğal olmayan bir durum... Tamam bu hayatta her şey doğal olacak, belli kurallara bağlı olacak diye bir şey yok. Sonuçta biz insanız, bizi insan yapan da bu kural dışı doğal olmayan gariplikler... Bu gariplikler bizi birey yapıyor. Bir yere kadar bu garipliklere katlanabilirim ama bir yere kadar...

Bu gariplik kendini sorgulatıyorsa, o garipliğe orda dur bakalım diyeceksin.

İşte bende onu yaptım bu bozuk olana karşı olan tutkuma orda dur bakalım dedim.

Bunu dedim çünkü, bozuk olanı düzeltmek benim haddime değildi ve ben artık bununla baş edemez hala gelmiştim. Sonuçta ben kimdim ki de, bozuk olanı düzeltecektim neden bunu kendime görev edinmiştim ki...

Neden böyle olduğumu sorgulamak yerine, böyle olmayı bırakmaya karar verdim. Çünkü bunu sorgulamak insanlık tarihinin asıl gizemi zaten... Bu gizem, davranış bilimcilerin, insan olmanın her gün yeni bir gizemini çözdüğü gerçeğinin yanında; insanın ne kadar çözülürse çözülsün kapalı bir kutu olmasında saklı..

Bu konuyu bir kenara bırakıp asıl konumuza gelecek olursak, ben artık böyle olmayacağıma nasıl karar verdiğimi sizlere aktarayım.

Ben birçok şeyim, şimdi tek tek kendi benliğimde sorguladığım özelliklerimi sıralamayacağım size ama şunu bilmeniz yeterli ki, ben bir obsesifim klinik boyutta olmasa da klinik boyuta yakınım diyebilirim. Bozuk olana olan tutkumun bununla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Obsefif oluşumdan bahsettikten sonra, asıl konuya nihayet geçiyorum.

Şöyle ki, bu bozuk olana tutkum ben küçüklükten beri vardı. Daha ilkoluldayken sınıfa yeni bir çocuk gelmişti, bu çoçuk bir depremzedeydi ve onun öyle olması o kadar çok ilgimi çekmişti ki onun depremzede olması demek benim gözümde bir sıfır karakter kazanmış olması demekti. Burada depremzede olmayı bozukluk olarak tasvir etmem yanlış anlaşılmasın bu o çocuğun yıkımıyla ilgili bir bozukluktu karakteriyle ilgili değil. Zaten bu tarz bozukluklarla ilgili bir problemim yoktu ta ki iş karaktere dökülene kadar...

İşte ben bu çocuğun bu yıkımıyla bu üzüntüsüyle o kadar çok ilgilenmiştim ki, hayat amacım onu mutlu etmek ve küçük kalbiyle yaşadığı kayıpları ona unutturmak olmuştu. Böylelikle ilk aşkım dediğim kişi o oluvermişti. Çocukluk aşkımın o olma nedeni elbette ki sadece yaşadığı o yıkım değildi ama büyük bir çoğunluğu kesinlikle oydu. Ama sorarsanız ki benim hayat amacım bir işe yaradı mı? Hayır yaramadı... Ben sadece uğraştığımla kaldım. O bunu görmedi bile, bir ara görür gibi oldu o kadar... Pişman mısın derseniz hayır değilim yine olsa yine yaparım üstelik o sadece küçük bir erkek çocuğuydu... Büyüyüp kirlenmemişti.

Bozuk olana tutkum arkadaş edinirken de yakamı bırakmamıştı, ailesiyle sorunlu olan kim ise o benim arkadaşım oluveriyordu. Elimde değildi; adeta onların yıkımlarını dinlemek onların üzüntüleri paylaşmak beni besliyordu. Arkadaşlarımla gülüp eğlenmek benim işim değildi; arkadaşlarımla ağlayıp üzülmek benim işimdi. Aslında bir yere kadar arkadaşlarının üzüntüsünü zaten paylaşırsın ama ben bir yere kadar değil her an paylaşır olmuştum. Bu da beni melankolik bir kişi olmaktan alıkoyamadı. Hayatı uçlarda yaşama hevesim bana, buna malolmuştu. Obsesifin yanına melankolik kişilik karakteri de eklenmişti.Gerçi hepsi de birbiriyle bağlantılıydı.

Bozuk olana duyduğum ilgi yavaş yavaş saplantıya dönüşmeye başlamıştı. İşin başlarında duruma saplantı gözüyle bakmadığımdan durum dallanıp budaklanmıştı.

İnsanlar hayal kurarlarken, pembe panjurlu evlerinde mutlu mesut yaşarlar öyle değil mi? ama ben hayal kurarken bile kaostan faydalanıyordum. Hayallerimde sevdiğim adamlar hep bozuklardı ve ben onları düzeltiyordum böylece o adamlar beni daha çok seviyordu hani ben onları düzelmiştim ya işte ondan... Hayallerimde bile bozuk olanı düzelterek ya egomu tatmin ediyordum ya da bana sadece bozuk olan layıktır diye düşünüyordum. Ya da her ikisini aklımdan geçirerek birini düzeltmenin vermiş olduğu hazzı aşk sanıyordum.

Şimdi sanıyordum diyorum ama o zaman o haz benim için aşkın ta kendisiydi. Belki çoğu insan acısız aşkın değerinin az olduğu kanaatindedirler. Fakat ben aşkın sadece acı olduğuna kendimi inandırmıştım. Herşeyi uçlarda yaşama merakım beni bu noktaya getirmişti. Etrafımdaki insanların çok düzgün dediği insanlara burun kıvırır olmuştum. Onlar kimi yamuk bozuk görüyorsa onlar benim için düzgün insanlardı. Nerede, bakışlarında hüzün olan adam görsem, nerede sinirlerine hakim olamayan adam görsem, onların özünde aslında öyle olmadığını sadece düzeltilmeyi beklediklerini düşünüyordum. Benim tarafımdan...

Halbuki durum hiç de öyle değildi, onlar düzeltilmeyi falan beklemiyorlardı. Onlar sadece öylelerdi. Düzeltmeye kalkan ben hüsrana uğramıştım ve gerçekler acı bir şekilde yüzüme vurulmuştu. Bunu anlama nedenim düzeltmeyi beceremediğimden değildi. Bunu anlama nedenim koca bir hata yaptığımı anlamamdı. Daha en başından bozuk olduklarını düşünerek yapmıştım bu koca hatayı... Onlar bozuk falan değillerdi, bozuk olan benim bozuk olanı düzeltme isteğimin ta kendisiydi. İnsanları bozuk ve düzgün olarak ayırmamdı.Belki bozuklardı belki değillerdi benim bu durumu saplantı haline getirmem saçmalıktı...

Bunu farkettim ama hala daha öyle olmaya devam ediyorum. Öyle olmamak elimde değil. Arkadaşlık ilişkilerimde kendimi düzelttim. Fakat iş aşka gelince kendime göre bozuk olan kimse ona karşı ilgi duyuyorum. Nerede gizemli bir adam var, nerede şiddete eğilimli ukala, kendini beğenmiş burnu bir karış havada, hatta bazen psikopat olan bir adam var, tutup ona ilgi duyuyorum. Söyleyin benim derdim ne? Neyin kaşınmasını yaşıyorum. Bu psikopat seviciliğim yüzünden neden ortalıkta adeta Stockholm sendromu moduna girmiş gibi dolanıyorum? Hadi insanları düzgün bozuk diye ayırıyorum o hatayı yapıyorum neden düzgün olanı seçmiyorum ki? Nereden geliyor bu düzeltme merakım ben kendime göre düzgün olanı sevemez miyim?  Tek temennim şu ki en azından yanlış yolda olduğumun farkındayım.

Artık biliyorum ki öyle adamları sevmek acıdan başka birşey getirmedi bana, acıyı sevdiğim sürece aşkta her zaman kaybetmeye mahkum biriyim.

Başta küçük üzüntüleri olan adamı severken zamanla karakteri bozulmuş adamı sevmeye başladım ve sonunda kendime olan özsaygımı da kaybettim ve kaybetmeye devam ediyorum.

Benim hikayem de bu... Bozuk olanı düzeltme merakım yüzünden yıllarını kaybetmek...