HIKAYE

Bir evsizle karşılaştım ve dersimi aldım

Author

Bahariye Caddesi'nde yaşayan bir evsiz var. Kocaman çantalı. Uzun saçlı, yeşil gözlü bir adam. Bir süredir Yoğurtçu Parkı'nda daha çok denk gelir oldum. Ağaçların altında oturup kendi kendine konuşuyor. Tabii ben öyle sanıyorum. Ona göre karşısında kim bilir kim var? Müteveffa anneannesi, belki de eski sevgilisi... Peki ya, ağaçlarla konuşuyor olma ihtimali...

Ben bir süredir evde vegan yemekler yapıp satıyorum. Dün akşam ellerimde paketler, bir siparişi teslim etmeye giderken aklımdan, 'eve dönünce kalan yemeklerden bir paket yapıp parka götüreyim, belki denk gelirim' diye geçiriyordum ki adam burnumda bitti. Yaklaştım, biraz çekinerek merhaba dedim ve elimdeki paketi uzatarak yiyecek bir şeylere ihtiyacı olup olmadığını sordum. Adam bana baktı, çantasını işaret edip, 'teşekkür ederim, yeterince yiyeceğim var' dedi ve yürüyüp gitti.

Elimde paketler kalakaldım.

İster sanmıştım.

Ne kadar yiyeceği olursa olsun, evsiz bir insanın daha fazlasını 'stoklamak', 'yığmak', ilerde lazım olur diye biriktirmek isteyeceğini sanmıştım.

Ben olsam çünkü, domatesim, hıyar turşum, çilek reçelim... her şeylerim olmasına rağmen 'alayım dursun, sonra yerim' diye düşünürdüm.

Kim olsa; yığayım bir kenara, vakti gelince kullanırım derdi.

Evsiz adam, bana akşam akşam, ayaküstü hayat dersi verdi, gitti.

Ellerimde paketler, kalakaldım.

Sonra, ağaçlıklı yolda yürürken düşündüm, insan neden hep ihtiyacından fazlasını almak ister, neden yığar, neden bu kadar korkar bu dünyadan, neden hırsla çalışır, delice mülk edinir, yıkar, keser, bozar, sonra bazen neden vazgeçer?

Acaba 'evsiz', 'mülksüz', 'nohut stoksuz' kalınca mı gözü, ruhu, gönlü açılır, büyür, ferahlar?

Geçenlerde bir araştırma okudum, evlerde ortalama 500 bin eşya oluyormuş. Çoğu da kullanılmıyormuş. Kapının arkasında duran rulo halılar, bir heves alınıp hiç kullanılmayan ekmek yapma makinaları, onlarca çift ayakkabı, gömlek...

Benim en çok kullandığım eşyalar; iki gözlü elektrikli ocak, ahşap kesme tahtası, zeytinyağı sabunu, yatağım, terliklerim, mavi puantiyeli çoraplarım, defterlerim.

Hiç kullanmadıklarım; dondurma kalıpları, bozulup bozulmadığına karar veremediğim için atmaya kıyamadığım bir pudra, eski paltom, kitaplıkta daha önce okuduğum kitaplar... Aslında 1+1 evde yaşadığım için istesem de eşya biriktiremiyorum ama yine de şöyle bir düşününce ihtiyacımdan çok daha fazlasını yığdığım kesin. İnsan, halihazırda okuduğu kitapları neden saklar ki, neden başkalarına vermez ki? Aslında bireysel kitaplıklar kadar narsistik bir sembol de az bulunur.

Kullanılmayan eşyalar, boş odalar, mutsuz evliler, bilge evsizler...

Evsiz adam sağolsun, beni yük atmaya niyetlendirdi.

Kitapları banklara, parklara bırakmakla, başkalarının da okuması için onları artık gün yüzüne çıkarmakla, evi boşaltmakla başlayacağım.

Hafifleyeceğim.

Sonra da azalmaya devam edeceğim. Çünkü anladığım kadarıyla insan, azalmadan çoğalamıyor.

Bir evsizle karşılaştım ve dersimi aldım