SPORTS

Ne mutlu Fenerbahçeliyim diyene!

Author

Basketbolda Avrupa’da kulüpler nezdinde erkekler kategorisinde alınabilecek en büyük kupayı söke söke aldı Fenerbahçe. Bunun olacağını açıkçası sezon başından beri yakın çevremdeki arkadaşlarıma söyleyip duruyordum. Tersi eşyanın tabiatına aykırı olurdu. Hatta şunu da söylüyorum. Fenerbahçe önümüzdeki sezonu da kazanacak. Abartayım üçleme yaparsa da şaşırmam. Tüm Fenerbahçelileri kutluyorum! Sansasyonel bir başarı.

Ne mutlu Fenerbahçeliyim diyene!

Bu şampiyonluktaki aslan payı bu takımı kuran ve birlikte tutan Maurizio Gherardini’ye ait. Benim mantığımın MVP ödülü Gherardini’nindir. Mükemmel bir yöneticilik başarısıdır bu şampiyonluk. Aynı kadroyu ve Obradovic’i seneye Brose Baskets’de görsek onlar da bu şampiyonluğu kazanırlar 2 seneye. Bu oyunculara bu kontratları basketbol ekolü olmuş ülkelerin kulüpleri de teklif ederlerken onları Türkiye’de oynamaya ikna edebilmek ve böylesine bir kadroda istikrari bozmamak büyük hüner. Hakikaten şapka çıkardık Gherardini’ye.

Ama benim bugün değinmek istediğim şey başka. Ben zaten Final Four baslamadan once Fenerbahçe'yi kutlamıştım Cuma günkü yazımda. Geçen sene Galatasaray EuroCup’ı kazanırken içime sinmemişti pek. Bugün Fenerbahçe Euroleague’i kazanırken de aynı duygulara sahibim. 1993’un soğuk bir Aralık günü Harun Erdenay Fenerbahçe formasıyla Panionios’u paçavra ederken Abdi İpekçi tribünlerinde kendimden geçen gençlerden biriydim. O devirlerde Fenerbahçeli tribün gruplarıyla Galatasaraylı tribün grupları Abdi İpekçi tribünlerinde Efes’in Avrupa maçlarının 3-4 saat öncesinde yerlerini alırlar, takım ısınmaya çıkana kadar birbirleriyle yumruk yumruğa kavga ederler, ama Efes tünelde gözüktükten sonra tüm maç boğazlarını yırtarcasına senkronize bir şekilde Efes’i desteklerlerdi. O takım ülkenin, Türk insanının gururu olduğu için ortak paydada birleşilir tribünler arası kavgalar unutulurdu. Türk basketboluydu Efes! Halis muhlis Türk takımıydı.

Bugün ‘Türk basketbolu için gurur tablosu’ şeklinde bir cümle kurmak yerine bir Türk kulübü takımının yarattığı gurur tablosu demek de daha mantıklı geliyor açıkçası. Çünkü Fenerbahçe’nin bu kadrosunu kafamda Türk basketboluyla özdeşleştiremiyorum. O Aydın Örs’ün Efes’ini efsane yapan unsur gerçekten bizim çocuklarımızın o kupayı müzeye götürmüş olmalarıydı. Bir rahmetli McRae bir de Naumoski hariç hepsi Türk’tü o kadronun. O yüzdendir ki Atatürk’ümüzün 'Türk Ögün Çalış Güven' sözünün doğrultusunda daha bir ruhumuz okşanıyordu öyle başarılarda.

Maçı oynayanların tamamı yabancı oyuncu olan bir basketbol takımının başarısını Türk basketboluna mal edemiyorum kusura bakmayın, sadece Fenerbahçe kulübüne mal edebiliyorum. Yasmani Copello Escobar’ın olimpiyat bronzu da içime sinmemişti. Jak Ali Harvey’i 100 metre elemelerinde destekleyememiştim. Ahmet Li, Cem Zeng veya Melek Hu masa tenisinde 3. turdan öteye geçemeyince de üzülememiştim.

Geçen sene Galatasaray EuroCup’i kazandığında yazmıştım. Türk basketbolunun ve basketbol tribünlerinin bugünkü halini gördükçe meşhur Requiem for a Dream filmi geliyor aklıma. Yabancı oyuncuların ezici çoğunluğunda, yerli oyuncuların havlucudan öteye gitmediği  efsanevi şampiyonluklar veya bireysel sporlarda Türk pasaportlu yabancı oyuncuların aldıkları madalyalar, bizleri ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk Ögün Çalış Güven” sözünden her geçen gün biraz daha uzaklaştıran, damarlara şırıngalanmış bir uyuşturucudur.

Fenerbahçe’yi bu hakederek kazanılmış başarıdan dolayı bir kez daha kutluyorum.