HIKAYE

TÜM RENKLER SİYAH OLDU

Author

Pazar sabahlarını anlamlı kılan ailecek yaptığımız kahvaltı olmuştur benim için , çayın suyunun kaynadığını belli eden ‘’tık’’ sesi huzurlu bir günün başlangıcı sayılırdı o zamanlar . Üç kişilik çekirdek ailemizde bana düşen görev fırına gitmekti . Görevimi ne kadar zor saysamda , kalan para üstüyle kendime kahvaltıdan sonra yemek için aldığım torpil bu görevin katlanılabilir bir hal almasını sağlıyordu . Bazı pazarlar teyzem ve eniştem de kahvaltıya bize gelirdi işte o zaman tüm sevdiklerimle birlikte olunca zamanı durdurmak hep o anı yaşamak isterdim sonsuza kadar bu şekilde kalmaktı tek hayalim . Ya da hepimiz arabayla pikniğe giderken kaza yapıp ölürsek diye düşünür ,birlikte olduğumuz için ölümden de korkmazdım.

Ölümü anlayamazdım o yaşlarda ben dört yaşındayken dedem ölünce annemin ve teyzemin ne kadar ağladığını anımsar ve sevdiklerimin ağlamasına sebep olduğunu bilirdim sadece.

Beş yaşındayken teyzem bana bir balık almıştı turuncu bir şeydi bu yüzden adını portakal koymuştum , Kendimi balığın ebeveyni gibi hissettiğim için annem bana nasıl davranıyorsa bende portakala öyle davranmaya çalışıyordum , annem sürekli önüme yemek koyar iyi beslenirsen büyürsün derdi o zamanlar büyümek benim gözümde sakalımın çıkması, boyumun uzaması ve denizde iplerin oraya kadar tek başıma yüzebilmek demekti , bu yüzden çok yer, her gün uyanınca aynaya bakardım sakalım çıkmış mı diye. Ben de portakal biran önce büyüsün istiyordum büyürse yazın kuşadasına gittiğimizde onu da götürür birlikte denizde yüzerdik, gerçi o benden daha iyi yüzerdi çünkü sürekli suyun içinde. Bunları hayal ederek normalde atmam gereken yemin beş katını attım akvaryuma , sabah uyandığımda portakal suyun üstünde haraketsiz yatıyordu bir süre izledim onu ne olduğunun ne yaptığımın farkında değildim , annem fark etmiş olacak ki beni hemen kucaklayıp salona götürdü bir süre sonra içinde sadece buğulaşmış bir su olan akvaryum ve sakladığı peçeteyle içeri girdi , akvaryumu ve peçeteyi mutfağa bırakıp hüzünlü gözlerle bana yöneldi sıkıca sarıldı o artık cennete gitti daha büyük sularda yüzmek istiyormuş dedi, biliyordum cennete falan gitmemişti , tuvalet kağıdının içine sarılmış mutfak tezgahının üstünde duruyordu ama kabullendim çünkü cennete olduğunu düşünürsem daha az vicdan azabı çekecektim. Belki geri gelir diye umdum bir süre ,memnun değildir yerinden yine o ufak akvaryumuna dönmek ister diye bekledim fakat geri gelmeyince öldüğünü , ölenin bir daha geri gelmeyeceğini anladım işte ,ilk kez ölümle ve vicdan azabıyla tanışmam 6 yaşındayken oldu.

Portakalı bir türlü unutamıyordum ta ki ilkokula başlayıp ön sıramda oturan dilarayla tanışana kadar , garip bir histi aşık olmak daha önce yaşamadığım bir his . Herkes okumayı öğrenirken ben dilarının saçlarına ve öğretmenimizin onun yakasına taktığı kırmızı kurdeleye bakmaktan en geç öğrenenlerden biri olmuştum. Gerçekten garip bir his aşık olmak şu an da hala garip buluyorum 7 yaşındayken yaşadığım aşk da aynıydı aslında şimdilerde yaşıyor olduğum aşkta . Pazar sabahı kahvaltı yaparken veya ailecek pikniğe gittiğimiz zamanlarda dilara da bizimle olsun ,zamanı durduracaksam veya öleceksem o da yanımda olsun isterdim

On yaşıma kadar Dilara’yı sevdim sonra babası asker olduğu için tayini çıktı ve Malatya ya taşındılar bir daha da haber alamadım.

Aşık olduğum insanı ilk kez On yaşımda kaybettim.

12 yaşımdayken teyzem doğum yaptı ve Adem isminde bir erkek çocuğu dünyaya getirdi , tüm ilgi onun üstündeydi, pabucumun dama atıldığını hissediyordum . pikniğe gittiğimiz zamanlarda teyzem hep benimle futbol oynar ,o kaleci olur ben de gol atmaya çalışırdım ama Adem doğduktan sonra hep onunla ilgileniliyordu kimse benimle futbol oynamıyordu ilk kez boşverilmişlik duygsunu 12 yaşımda tattım.

Orta sona geçtiğim zaman sınıfımıza İstanbul dan begüm adında bir kız geldi, ailesiyle izmire taşınmıştı ve evi yakın olduğu için de bizim okulumuza kayıt ettirmişlerdi . Begümün omzuna gelen düz siyah saçları ve masmavi gözleri vardı sınıftaki, yan sınıftaki hatta yan bloktaki erkekler bile ondan hoşlanıyordu , herkes begümle çıkmayı bir yarış haline getirmişti fakat ben duygularımda ciddiydim gerçekten seviyordum belki çok yakışıklı değildim ama seviyordum , sevgimin yeterli olduğunu düşünüyordum begümle çıkmak için. Cuma günü istiklal marşından sonra konuşacaktım pastane de limonata içmeye davet edecektim günlerin planı vardı ; mesela ona annem ve babamdan bahsedip sevginin çok güzel olduğundan ve onu sevdiğimden bahsedecektim , limonatsını kenara çekip bende seni diyecekti ele ele tutuşup evine doğru yürüyecektik bir çiçekçiden cebimde kalan son parayla ona gül alacaktım mutlu olacaktı ama babam elimde çiçekle görürse kızar deyip bana geri verecekti, olsun sonuçta ben yapacağımı yapmıştım onun geri verdiği gülü anneme verirdim böylece sevdiğim iki insanı da mutlu etmiş olurdum daha ne planlar ne planlar... Cuma günü okul çıkışı gelip çattı istiklal marşı iki dakika yerine 2 asır sürdü herkes evlerine dağılmaya başladı o curcuna içinde bir süre begümü gözlerimle aradım sonradan okulun en yakışıklı çocuğu emre ile el ele yürürken gördüm 14 yaşındaydım bunlar yaşanırken, ilk kez ümitsizliği ve çaresizliği tattım.

Tüm renklerin siyah olduğu zaman gelip çattı birden, on beş yaşındaydım,o güne kadar tüm duyguları yaşadım sanırdım ta ki anneme kanser teşhisi konduğu zamana dek. İlk öğrendiğim zaman o kadar çok ağlamıştım ki bir süre sonra gözyaşı akmıyordu gözlerimden sadece hıçkırıklar içinde inliyordum.

Tıp çok ilerledi atlatacak dediler aylarca tedavi gördü tam düzeliyor dediler umutlandık sonra daha kötüye gitti işte o zaman gerçek ümitsizliği ve çaresizliği tattım.

Annemin hastalık zamanlarında sadece küçüklüğümü düşündüm , basit gözüken şeylerin aslında ne kadar önemli olduğunu anladım . Bir daha ‘’tık’’ sesinin huzuru çağrıştıramayacağı geldi ,o arabadan bir kişi eksildiği geldi aklıma . Annem ölmeden önceki son iki ay kendimi hazırlamıştım biliyordum öleceğini biliyordum bir daha gelmeyeceğini uyumadım günlerce zaman hızlı geçmesin diye annemin hayatta olduğu her saniyeyi doya doya yaşamak istiyordum fakat bir gün o saniyeler son buldu Perşembe akşamı 1 senedir yattığı o hastane odasında gözlerini yumdu. Babam vardı yanımda gözlerinden yaş akıyordu hıçkıra hıçkıra ağlamıyordu bir yandan bana destek olmaya çalışıp bir yandan da kendine destek oluyordu işte o an babamın gözyaşlarında gördüm aşık olduğu insanı kaybetmenin ne demek olduğunu . Ben ağlıyordum herkes bana sarılıyordu annemin bu dünyada bıraktığı tek manevi varlıktım ben . Ertesi gün cenazeden sonra herkes bize geldi herkesin ağzında Allah sabır versin ve başınız sağolsun sözleri dolanıyordu . Kimsenin verebileceği bir sabır değil bu ,giden öyle bir gidiyor ki geride kalanlar her saniye ölüyor demek geliyordu içimden ama yapabildiğim tek şey susmaktı.

Annemin ölümünden sonra en çok korktuğum vakitlerden biri geldi annemsiz geçireceğimiz ilk Pazar sabahı. O gün kahvaltıyı teyzem hazırlamıştı , eniştemse fırından gelmişti. babam güçlü gibi görünmeye çalışsa da Şiddetli bir yağmur da sokakta tek başına kalmış bir kedi yavrusu gibi çaresizdi. Evin içindeki matem havası hiç olmadığı kadar hissediliyordu .

Teyzem hep ikinci annem gibidir benim için hiçbir zaman annemin davrandığından eksik davranmadı bana karşı. annemin hastalık zamanında da ölümünden sonra da en büyük dayanağım teyzem oldu. Kahvaltıda her Pazar annemin yaptığı gibi peynirli gözleme yapmıştı teyzem, içimden ağlaya ağlaya yedim . bir süre sonra teyzem tabağımdakini yediğimi gördü ve biraz daha ister misin çağdaş dedi hayır dedim .teyzem istemediğimi düşünüp yemeğine devam etti işte o zaman anladım annemin gerçekten olmadığını ne yaparsam yapayım yerini kimsenin dolduramayacağını eğer anneme hayır deseydim annem bilirdi gözlemeyi çok sevdiğimi ne kadar hayır dersem diyeyim tabağıma koyunca yiyeceğimi . içim hiç olmadığı kadar yandı o gün , sanki annem Perşembe akşamı değilde 1 dakika önce ölmüştü .

Şu an 27 yaşındayım herşeyi anladım herşeye alıştım bir tek annemin ölümüne alışamadım kim ne derse desin ölüm alışılacak bir durum değil bir küçük resim bir film sahnesi burnuna çalan bir koku senden hoşlanan bir kadının şevkati herşeyde yaşarsın o acıyı her seferinde tazelenir o acı. en mutlu anında gözlerini doldurur eski güzel anılar. Zaman kavramı hiç olmadığı kadar yabancıdır artık sana.