SPOR

Haydi Popescu, haydi oğlum...

Author

Bundan tam 17 sene önce 17 Mayıs 2000'de bu topraklarda bağı olan herkesin tek yürek halinde izlediği finalde, Galatasaray Uefa Kupası'nı ülkemize hediye ederken ben henüz 10 yaşında bir çocuktum. 

Haydi Popescu, haydi oğlum...

Adana doğumlu, manyağın oğluydum. Futbola olan tutkum gazetelerin arka sayfasındaki futbolcu fotoğraflarını makasla kesip saklayacak kadar abartı seviyedeydi. Mikasa toplar lüks, kaleler sokağın ortasına konulan iki adet taş. Hagi'ye benzemek için solakmış numarası yapıp yıllarımı heba etmiştim. 

30 kiloluk bir çocuktum. Şampiyonlar Ligi maçlarında rakip korner atarken salonu terk eder, odamın karanlık köşesinde gözlerimi yumar - kulaklarımı ellerimle kapatırdım. Sırf "maalesef top ağlarımızda" lafını duymamak için. 

Şampiyonlar Ligi maçları Star Tv'den verilirken, İmar Bankası reklamı her devre aralarını süslerken, Mesut Yılmaz-Tansu Çiller ikilisi ekranlarda boy gösterilirken, tarihin en büyük maçına şahitlik edeceğimin o kadar da farkında olmadan ama özel bir şeyin parçası olduğumu iliklerime kadar hissettiğim maç günü gelip çatmıştı. 

Aile dostlarımızın evinde maçı izleyecektik. Henüz 1 yaşında olan kardeşim uğuruyla gelmişti. Marshall boya reklamlı formayı giyip sabahtan itibaren terlemeye başlamıştım. Emre Belözoğlu cezalıydı ama bizim Hagi'miz vardı. Çoraplardan yaptığım topla saatlerce Arsenal kalesine goller attım. İnanıyordum. Herkes inanıyordu. Henry - Overmars falan tanımıyorduk. Bize göre en büyük Galatasaray'dı.

Maç başladı, kalbim kuş gibi atarken biz daha iyi başlamıştık. Evet daha iyiydik. Sürekli koşuyordu bizimkiler. Babamın futbolla alakası yoktu, annem benim yüzümden bu belaya bulaşmıştı. Bu başkaydı ama bayraklarımızla gelmiştik misafirliğe. Aile dostlarımız, annem-babam ve yerinde duramayan ben 90 dakika boyunca adam başı 2 kilo vermiştik. 

Hagi kırmızı kart görüyor, gönlümün efendisi sahayı terk ediyordu. İnanamıyorduk, haksızlıktı. Levent Özçelik ile beraber "neden Hagi?" diyorduk. Taffarel inanılmaz bir kurtarış yapıyor 10 kişi kalsak da kazanmaya olan inancımız artıyordu. İstanbul'da olan anneannem dualar ediyor, tüm Türkiye maçın penaltılara gitmesi için totem yapıyordu.

Ben penaltıları izleyemedim. Yine karanlık bir oda bulup kulaklarımı kapattım. 

Her bağırışta içeriye koşup önüme gelene sarılıp tekrar boş odaya koştum. Haydi Popescu, haydi oğlum lafını duymadım ama o an tüm şehirden yükselen sesi unutamam. Gök yarılıyordu sanki, o kadar insanı aynı anda hiç sokakta görmemiştim. İlk kez arabanın penceresine oturmama izin verilmişti. Bayrağı deli gibi dalgalandırıyordum.

Her çeşit insan vardı sokaklarda, herkes abim ablamdı. Gülen gözler, bağıranlar, zıplayanlar, ateş edenler. Sanki dünyanın son günüydü ve büyük bir karnavalın tadını çıkarıyorduk.

Bize o günleri yaşatan herkesten allah razı olsun. Tanrı bizim almamızı istiyordu.