SPOR

The Big Fundamental... Tim Duncan !

Author

Forması emekliye ayrılırken bir kaç kelam istedim kendisine. Yolu, bahtı açık, çıkışta allaha emanet olsun. Çok severim kendisini. Hüzünlenmeyi, mutsuzluğu sevmem, üzülüyorum işte, n'apim?

The Big Fundamental... Tim Duncan !

Bir insan bu kadar kusursuz oynarken nasıl bu kadar mütevazi nasıl olurun cevabı. Yani topu potaya atma açısı bile çok dardı, çok çok dar. Top saygısından pek havaya yükselmez, panyaya çarpıp sakince potanın içine kendine bırakır gibiydi. Gelmiş geçmiş en iyi 4. numara olmasına rağmen belki de en az gösterişli hareketi olan bu abi, evet benim abim, artık San Antonio'nun efsanesi. 

The Big Fundamental... Tim Duncan !

Nba denilen manyak organizasyonun en yaşlı takımının en mütevazi adamı Tim Duncan. Şimdi en yaşlı derken neyi kastettiğimi anlatayım. İlk gördüğüm andan dün geceye kadar hiç fikrim değişmedi, Spurs hep bana eski gelmişti. Sanki 60'larda gibi. 1999'da da böyleydi 2016'da hala böyle. Ablemindeki "nal"dan tut salonuna kadar. Modern dünyanın nostaljik versiyonu gibi. Kusursuz, klas, zarif ve basit. Oyunları hep kusursuza yakındı. Gregg Popovich hep saha kenarında ne istediğini bilen insan figürü olarak durur, hakimiyetin ete kemiğe bürünmüş hali. O Duncan'ın gidişinin ardından varlığını özlediğini söylüyor, hayır sahadaki varlığını değil yanında olmasını.

The Big Fundamental... Tim Duncan !

Çok güzel bir Alman filmi var. Das Leben der Anderen. Başkalarının hayatı olarak çevrilmiş. Gerd Weisler adlı bir yüzbaşı var. Mükemmel oyunculuk, mükemmel karakter. Film hakkında spoiler vermeyeyim ama o adamdaki sadelik beni çok etkilemişti. Karakterinden bahsetmiyorum; giyinişinden, yürüyüşünden, dinlemesinden, dinlenmesinden, yemek yemesinden, uykusuz kalmasından, uyuya kalmasından bahsediyorum. Her şeyinden sadelik akıyordu. Tıpkı Tim Duncan gibi.

The Big Fundamental... Tim Duncan !

Şöyle sanki, yıllardır odanın duvarında asılı sade bir resmi kaldırdığında oluşan, odanın tamamına yayılan boşluk gibi. Kelimeler çok yetersiz kalıyor. Bu sade adamı anlatmak için süslü cümleler kurmak sanki kabalık. Şöyle düşünün harika oynadığı periyot sonrası koç onu "bench"e alırken takım arkadaşları onu coşkuyla karşılıyor/kutluyor, o ise utangaç şekilde başını öne eğiyor ve oturuyor. 

Sadeliğin kusursuzluğu. Aşırı tepkilerini hiç görmedim. En fazla faul yaptığında şaşkın şekilde bana mı çaldın o faulü bakışı vardı en keskin olan. Aklıma bu geliyor. Bir de final serisinde Miami'ye karşı oynadığı maçın son 1 dakikasında 2 sayı gerideyken kaçırdığı turnikesi. Hatta sonrası. Belki de ilk kez parkeye vurduğu an. Parkeyi değil kaderini tokatladığı. Ellerinden kayıp giden şampiyonluktu. Bir daha geri gelmez sandık. Yaşlandı diye düşündük. Son şansıydı kaçırdı dedik. Onunla beraber üzüldük.

Sonraki sene ne mi yaptı? Bu kez 4 maçımızı da kazanacağız dedi. Aslında böyle cümleleri herkesten duyarız, biraz hissizleştik içi boş özgüven sahibi sözlere karşı. Kazanacağız, yapacağız, hallederizler bana göre değil pek. Ama Duncan söylediğinde onu dinlemelisiniz. Tüm basketbol camiası da onu dinledi. Çok büyük bir laftı bu. Ve dediği gibi de yaptı. 5. şampiyonluk yüzüğünü taktı. Yaptı. Yapar. Çünkü bunu bize söylemişti. Yapamayacağı hiçbir şeyi söylemezdi, çok konuşmazdı. Hatta Tony Parker'ın ilk senesinde hiç konuşmamış onunla. Bir kere bile. Hani varya "bir ara çok konuştum, hiç faydasını görmedim, bıraktım" diyen Erdal Tosun abi, aynı onun gibi. Hiç. Emeklilik seremonisinde dediği şey de şu "bugün kot pantolon giymedim ve otuz saniyeden fazla konuştum." Harika. Bir insan bu kadar güzel özet geçebilir her şeyi.

The Big Fundamental... Tim Duncan !

Böyle kendi halinde giden yazıya başarılarını da ekleyeyim:

5 şampiyonluk

3 final mvp'si

2 normal sezon mvp'si

15 kez all-star

15 kez en iyi savunma takımına seçilme

15 kez en iyi takıma seçilme

3 farklı onyılda şampiyonluk yaşayan tek oyuncu ( vay be, vay be )

play-off'larda tüm zamanların en çok blok yapan oyuncusu

play-off'larda tüm zamanların en çok ribaund alan 3. oyuncusu

ve daha bir sürü şey...

The Big Fundamental... Tim Duncan !

Bu efsaneler hikayesi gerçekten beni üzüyor. Özellikle aktif sporu bırakmış efsaneler beni mahvediyor. Üzülüyorum ya. Valla ben üzülmek istemiyorum. Şimdi o duvardan neden o resmi çıkartayım? Yerine ne koyayım. Bırakmasaydın keşke Tim abi ben şimdiden çok özledim. Bari bi biblonu falan alayım da arada konuşuruz. Sen pek sevmezsin konuşmayı ama olsun. Koç-moç ol bi şey yap da gözümüzün önünde dur sen yine. Bırakmayalım birbirimizi. Senden sonra Ginobili falan da gidecek cidden üzüleceğiz. Siz ölene kadar oynasanız biz izlerdik onu söyleyeyim. Kendine iyi bak.