HIKAYE

BÖYLE BİR DAYAK YOK!

Author
BÖYLE BİR DAYAK YOK!

Bundan çok değil 2 veya 2,5 yıl önce muazzam mı muazzam bir dayak yedik. Olayın mağdurları olarak hala toplanıp o geceyi hatırlar rakımızdan içli içli birer yudum alırız.

Mevsim kış, yılbaşı geldi çattı, ben depresyondayım, çok mu çok pozitif olan kuzenim de beni yılbaşında alemlere akmamız için ikna etmeye çalışıyor. İnanın hiç keyfim yok, ilk aşk denilen meretin pisliğini atamamışım, markete gitmekten bile hoşlanmıyorum. Fakat öyle bir kuzenim var ki, bir şeyi kafasına koyduysa, mutlaka yapacak, yapmazsa çükü düşer, hayatı kararır it oğlu itin. Neyse, toplandık yine bizim evde, her yıl yapılan "Bu yılbaşı ne yapacağız?" muhabbetini yapıyoruz. Ben muhabbete pek katılmasam da, bunların aklında baya büyük bir şey var. Öyle ki, laf arasında bir villa, 5-6 tane kadın ve sınırsız içki duydum. İçki hariç hiçbir şey beni çekmedi açıkçası. Bunlar planı yaptılar ve sıra beni ikna etmeye geldi, nuh dedim peygamber demedim. Sonra akıllı kuzenimin aklına muazzam bir fikir daha geldi ve beni nasıl ikna edeceğini buldu.

-Kanka
-Söyle Furkan
-Bak kanka biliyorum gelmem istemiyorsun ama sensiz de olmaz. Aklıma bir fikir geldi, sadece dinle gözünü seveyim.
-Dinliyorum anlat.
-Bak şimdi sen bizimle geleceksin ama söz veriyoruz sana istemediğin bir şey yaptırmayacağız, kızlara da söyleceğiz onlarda sana sarmaz, lan istersen benim pc'yi sana vereyim, yeter ki gel.

Bilgisayar dedi, vereyim dedi. Gönlüm uçtu gitti, uzun süredir benim bilgisayar bozuk, yaptırmakta dudak uçuklatıyor. Sonuç olarak bunun pc'yi alıyorum, karşılığında yılbaşı partisinde ben de bulunuyorum.

Yılbaşı geldi çattı, ikindi vakitlerinde uyandım, geç uyumuştum zaten. 6-7 gibi Furkan kapıya dayandı, kanka hazırlan villaya geçeceğiz diyor. Bi siyah pantolon, bi siyah sweat, bir tane de heybetli mi heybetli siyah bot çekmişim, tam tesisat çıkıyorum evden. Atladık arabalara, 3 arabayız, 1 araba da sadece kızlar var. Arabalar da ticari taksi amk. Neyse geçtik villaya, havuz mu ararsınız, salonu benim ev kadar mı sanarsınız, öyle büyük bir yer. Lan dedim, lan Ertuğ, şöyle bir evin olsa her şey daha güzel olur aslında. Bu ev benim olsa diye hayallere dalmışken bir an da ampul yandı ve o kutsal soru soruldu "Lan olum bu ev kimin evi?" Furkan'ın eli ayağına dolandı, anladım bir bit yeniği var ama bunlar sözleşmiş bana bir şey söylemeyecek. Şu arkadaşın amcasının evi diye geçiştirdi beni. Normalde böyle detayları çok kafama takarım ama o an "İpimle kuşağım, penisimle testislerim." modundayım, umrumda değil dünya. O ara bir kanepe buldum zaten, bizim evde ki 3 kanepenin birleştirilmiş hali gibiydi, götümü yaydım hallice, 1 tane de bira açtım kendime, kitap okumaya başladım. Tabi canım, ne sandınız? Depresyondayım ama benim ki entel bir depresyon, neyse bu konuyu daha sonra konuşuruz. Ben kitabımı okurken veya okuduğumu düşürken, diğerleri evi partiye hazırlıyor, müzik sistemi, yiyecek ve içeceklerin hazırlanması falan derken hava karardı. Bunlar ortaya bir masa çektiler, büyük mü büyük bir masa, sonra da verdiler müziğe sesi. Tamam dedim, tamam Ertuğ, sen de beyin kalmayacak bugün, şuradan alabildiğin kadar alkol al, başka odalara doğru keşife başla sen. Bir tane tekila ve 3-4 birayı sepetime koyduktan sonra üst kat keşifime başladım, her adımımda "Aga ev çok güzel be" demekten de kendimi alamıyorum. Salak salak dolanırken bir oda buldum, muhtemelen genç bir kızın odası, baya düzenli bir oda, daldım içeri, attım kendimi yatağa. Tekilayı yanıma alırken shot bardağı almayı unutmuşum, kendime söve söve biralara yumuldum. Telefondan da müzik açtım, taktım kulaklığı, ilk aşkımın hayalini kuruyorum, ayrılmasaydık şöyle yapardık, böyle olurdu falan derken abbas yolcu. Uyuya kalmışım, yanlış duymadınız, mal gibi uyuya kalmışım. Gözlerimi açtım, oda da değişen bir şey yok ama alt kattan muazzam bir müzik sesi geliyor, muazzam derken müziğe iltifat etmiyorum, öyle bir ses var ki, muhtemelen etrafta ki 5-6 mahalle bizim müziği dinliyor. O ara ampul yandı, lan dedim bunlar kesin götü başı dağıttı, koş Ertuğ, başımız belaya girecek. İndim hemen alt kata, sadece 2 kişi kalmış, ve ben ikisini de tanımıyorum. Kızları kanepeye yerleştirdim, yerleştirirken bir tanesi beni üstüne çekmeye çalıştı "Bi dur amk çocu" diyip sinirle uzaklaştım. Diğer odalarda kuzenimi arıyorum, her açtığım oda kapısından sonra iğrenç bir manzara. Şöyle özetleyeyim, 2 kadın 2 erkek, çıplak bunlar, üstleri tamamen kusmuk. Bu gördüklerim arasında en iğrenç olanıydı ama diğerleri de bundan aşağı değildi. Oda oda gezerken anladım ki, gecenin ilerleyen saatlerinde eve başka gruplarda çağırılmış ve sayımız yaklaşık 20 kişiye ulaşmış. 5-6 oda gezdikten sonra klozetin içinde kuzenimi buldum, kafasına oraya sokmuş muhtemelen kusmaya çalışmış. Tam kuzenimi kaldıracakken yan tarafımda bir şey hareket etti, benim de tepkim "ananı sikm" deyip tekme atmak oldu. Duşa kabinde kız varmış, omzuna yedi tekmeyi, hafifte bir inleme ile tekrar uykuya daldı. İçimden dua etmeye başladım, umarım bu evden kimsenin cesedi çıkmaz diye. Furkan'ı sırtımda alt kata indirdim, az önce yatırdığım kızlar yok olmuş, şu sürgülü kapılar oluyor ya hani korku filmlerinde, işte o kapı açık, muhtemelen kızlar havuza falan düştü ve yaşam mücadelesi veriyor. Furkan'ı kanepeye attım ve kızları aramaya başladım, çok geçmeden evin bir köşesinde sızmış vaziyette buldum. Tek tek taşıdım ikisini de, tekrar yatırdım kanepeye. Dedim tamam, bunlar bu şekilde uyuya dursun, ben de başlarında bekliyeyim, sabaha uzar giderim. Işıkları falan söndürdüm, müziği kapadım, kapıları kilitledim ve televizyonun karşısına uzandım, o an ki rahatlığımı size anlatamam, muhteşem bir duyguydu gerçekten. Televizyon benim odamın duvarı kadar ve playstation 4 var. Sanırım bu ne kadar mükemmel hissettiğimi size özetlemiştir. Ben playstation'a dalmış iken bir gürültü koptu, ama evin içinden değil, anladığım kadarıyla dışarıdan gelen bir ses. Sesi takip ettim ve yolum evin kapısına çıktı, dedim bu kim amk, bu saatte kim geldi, niye geldi, nasıl geldi bu amk yerine. An be an panik atak başlamıştı, kapıya yaklaştım ve delikten baktım. 30 veya 40'lı yaşlarda bir grup adam, çok sinirliler, ama öyle böyle değil, sikecekler ölümüzü belli ki. Gram gram terlemeye başladım, kapıyı açmasam da kıracaklar zaten, en iyisi kapıyı açıp insan gibi konuşmak deyip kapıyı açtım, açmaz olaydım, elimi sikeydim de o kapıyı açmaz olaydım, kapının açılması ve karşımda ki iri yapılı adamın "Sizi amuaa goduğklarığm" deyip yumruğu suratıma geçirmesi bir oldu. Anında yere düştüm, öyle bir beyaz ışık gördüm ki, ölüm boynumdan öptü resmen. Ben ayağa kalkamam derken, eve en son giren adam beni kolumdan tutup bir ceset gibi içeriye sürükledi. Ellerinde böyle kartonumsu bir boru var, karton mu boru mu bilmiyorum ama kime vursalar anında uykudan uyanıyor. Evde kim var kim yok uyandırıp indirdiler alt kata, gayet sakinler, sinirlerini çok güzel kontrol ediyorlar, yeri geldiğinde bir kaplan gibiler, yeri geldiğinde ise kendinden emin bir maymun. Taksi çağırdılar kızları taksiye binip gönderdiler, yaklaşık 10 erkek kaldı bizim ekipten. Gözlerimi kapadım, bir daha açmayacağım, sikseler açmam o gözleri, resmen ölü taklidi yapıyorum, çünkü açarsam ağır dövecekler belli. Suratıma yumruğu oturtan, hafiften kaplana benzeyen abimiz söze girdi.

-Bu rezilliği biriniz anlatın.

Dedi, naçizane bir sesi vardı adamın, biraz önce şiveyle karışık küfürü o etmemiş gibiydi, o adam gitmişte yerine uzlaşımcı bir insan gelmiş gibiydi. Sesinin tonuna güvenerek yerden kalktım.

-Abi izin verirseniz ben açıklayayım.
-Açıkla bakayım.
-Abi şu köşede gördüğün yarı baygın arkadaş benim kuzenim, diğerleri de bunun ipsiz sapsız arkadaşları. Bunlar bana geldiler, yılbaşında parti yapacağız sen de gel diye yalvardılar yakardılar. Ben bundan dolayı sizin naçizane villanızda bulunuyorum. Ev kimin diye sorduğumda şu mavi tişörtlü elemanın amcasının dediler bana.

Maviliyi arkadan bir abi tuttu ve kaldırdı, gözler ona döndü ve kutsal soru soruldu;

-Sen kimsin lan?
-Abi, abi, yemin ederim çok pişmanım. Bana evin anahtarını Erkan sattı, ev amcamın, amcamlar Almanya'da dedi. 50 liraya sattı, yemin ederim Erkan verdi evin anahtarını.

İri yapılı abi telefona yapıştı, Erkan'ı aradı sanırım, 20 dakika içinde burada ol deyip kapattı telefonu. 15 dakikaya Erkan'da aramıza katıldı, diz çöktürdüler, iri yapılı abimiz tekrar bir kaplana dönüştü ve eline boru mu karton mu anlayamadığım o uzun şeylerden aldı, sırayla vurmaya başladı. "Siz kimin evini kime peşkeş çekiyorsunuz laan" dediğini duydum ve bir beyaz ışık daha, o boru gerçekten can yakıyormuş, öyle ki, anında vücudunuz uyuşuyor ve kısa süreli bir uzay yolculuğuna çıkıyorsunuz. Gözlerimi tekrar açtım, başımda biraz önce sağ köşede duran ve diğerlerinden daha genç olan adam, nefretle bakıyor, eline muşta geçirdi ve hayatım boyunca suratımdan atamayacağım izi bana bıraktı. Gözlerimi açtığımda hastanede uyandım, yüzümün sargıda olduğunu anlamam geç olmadı. O gece orada bir çok insanın canı yandı, kaşımda kocaman bir yara açıldı ve yaraya her baktığımda tüm bunların villa temizlikçisi Erkan'ın mafyatik bir adamın yazlık evinin anahtarını 50 liraya bizim salaklara satmasından dolayı yaşandığını hatırlarım. Eğer okuyorsan, ki okumazsın sen pek Erkan ama yine de şans eseri karşına falan çıkarsa SENİN BEN KAFANA SIÇAYIM. Hastane masraflarımızı evin sahibi karşıladı, adamla hastaneden çıktıktan sonra görüştüm tekrar, muştayla vurma işinin bir yanlışlık olduğunu ve durumdan üzgün olduğunu belirtti. Sen istediğin zaman gel kal evde dedi, numarasını falan verdi, hala görüşüyorum adamla. Hatta bir kaç kez o eve tek başıma kafa dinlemeye gittim. Adam babacan bir adamdı, suç benim aptal kuzenim ve arkadaşlarındaydı.