SINEMA & TV

6x1 The Red Woman

Author

Her yeri spoiler.

Geçen hafta anlık bir gazla her bölüm sonunda yorumlarımı paylaşacağımı duyurduktan sonra, arada bir bana ne oluyor da böyle bir şey yapıyorum şeklinde düşünsem de bir topun altına girdim ve söz verdim, tutacağım. Yine de belirtmeden edemeyeceğim, bir dizi çevirmeni olarak geldiğim noktadan ve böyle bir yazıya yönelik beklenti oluşmasından inanılmaz memnunum. Sizi seviyom. <3

Neyse, sonunda başladık ama açıkçası ben bölümü adamakıllı izleyemedim. Normal saatinden bir saat kadar önce Rusça dublajlı bir sürüm düştü internete, ondan kısa süre sonra da İngilizcesi geldi, sonra normali düştü falan derken saçma sapan bir süreç oldu benim adıma. Hepsinden azar azar izledim, sonlara doğru da bir taraftan arkada İngilizce altyazı gelmiş mi diye çeşitli siteleri refreş ediyordum, yani ilk izleyişimden bir şey anlamadım ve bu duruma baya üzüldüm. Önümüzdeki haftadan itibaren Game of Thrones keyfime bir şeyin (altyazıyı erken çıkarmak gibi) müdahale etmesine izin vermeyeceğim. Fakyu.

Bölüme geçecek olursam, beklediğimden nispeten yavaş başladı diyebilirim. Yapımcılar bu sezon öncesi inanılmaz bir hype yaratıp şimdiye kadarki en iyi sezon falan dediler ama ilk bölüm tamamen hatırlatmaya yönelik olmuş. Ha kötü müydü derseniz, ne kadar kötü olabilir derim. Dolu dolu bir bölümdü ve her bir sahnenin ileriye dönük bir şeylerin temelini attığını düşünüyorum. Tek sıkıntım Bran’i görememekti.

Duvar’da Jon’un ölü olduğunu artık umuyorum son kez gözümüze sokmuşlardır. Anladık. Öldü. Gelmeyecek. Bu saatten sonra gelmesini istemiyordum zaten, milyonlarca insanın beklediği ve istediği bir şeyi yapmasınlar bir zahmet. Davos’un aldığı (ya da ona kalan) sorumluluk güzel, kendisini daha aktif görmek beni mutlu ediyor. Melisandre’nin alevlerde gördüğü bir şey yanlış çıktığı için hayatında ilk kez inancından şüphe etmesi ve sezon boyunca böyle bir yolda ilerleyecek olmasını ne kadar iyi yansıttılar emin değilim ama durum bu. Kızıl Kadın artık ışık ışık diye gezmeyecek sanırım. Duvar konusunda Lord Kumandan Thorne’a da bir parantez açmak istiyorum, adamdan tiksiniyoruz nefret ediyoruz falan ama söylediği her şeyde sonuna kadar haklı ve o da kendince doğru olanı yapıyor. Bizden olmadığı için bu durum orospu çocuğu olduğu gerçeğini değiştirmiyor ama bir yerde onun da doğruları var ve oyunu kuralına göre oynuyor. Oyunu kuralına göre oynayan insanları seviyorum.

6x1 The Red Woman

Bu insanlardan bir diğeri de bebeğim Ramsay. Ölen kızın yanında önce duygusallaşıp sonra köpeklere yedirin demesi harikaydı, içim bir hoş oldu. Sonra Brienne ile Tripod gelip Sansa ve Theon’u kurtarınca içim bir kez daha hoş oldu. Dizi tarihinde çok uzun zaman sonra birinin başına iyi bir şey geldi, Brienne yeminini tutmuş oldu, Sansa da kurtulmuş oldu. Onlar beklediğim gibi Duvar’a gidene kadar Davos da ortalığı toparlar diye umut ediyorum.

Cersei ve Jaime’nin “höö en süper biziz başka kimse yok” muhabbeti beni baydı açıkçası. Brienne ile takıldığı zamanlar Jaime’yi çok severdim ama böyle Cersei’nin köpeği olmasından ciddi şekilde rahatsızım. Tywin ve Tyrion sayesinde Lannister hanesine bir yakınlık duyuyordum ama bu ikisi onu tüketti.

Sonra Dorne’u gördük. Prens Doran’ın ve oğlunun piç kızlar tarafından öldürülmesi aslında aşırı büyük bir olay ama dizi süresince Dorne’un önemini yeterince yansıtamadılar. Dizinin en kötü oyuncuları diyebileceğim kızlarla kaldık orada ve bu durumdan memnun değilim.

Tyrion ile Varys’in muhabbeti bu bölüm eski günleri, “bu diyalog dizisi abi yeaaa” dediğim zamanları hatırlatan bir kısım oldu ve gayet keyif aldım. Yine de gemilerin yanmasıyla Dany’nin Westeros hayalleri yine suya battı. Zaten artık Demir Taht’ı unuttuğunu düşünüyordum, şu raddede herhangi bir umudum kalmadı. Meereen’de takılsın.

6x1 The Red Woman

Kendi sahnelerine gelecek olursam, dizi tarihinin en komik kısmıydı sanırım. Hiç bu kadar eğlenmemiştim Game of Thrones izlerken veya çevirirken. Heriflerin yürürken yaptığı goygoy biraz ıyyyy olsa da, Khal Moro’nun yanına gittiğinde güzel bir kadını ilk kez çıplak görmekten daha iyi ne var muhabbeti baya baya harikaydı. Burada da yavrum yazık bi umutlandı bi parçalandı. Khal Drogo’nun dulu olduğunu söyledikten sonra gördüğü saygı, kimsenin dokunmayacak olması tam oh dedirtiyordu ki Vaes Dothrak’ta diğer dullarla oturacak olması güzel koydu. Fragmanlara göre Drogon’un geleceğini biliyoruz, o yüzden bir ihtimal yine Dothraklar’ı peşine takıp dolanabilir. Bakacağız.

İlk bölüm aşağı yukarı bu kadardı. Son sahne hakkında bir yorumum olmayacak, bir şey istedik pişman olduk. Allah belanızı versin.

İkinci bölüm fragmanı burada:

Haftaya görüşürüz.

#GameofThrones