HIKAYE

Yetenek Sınavına Sarhoş Girişim ve Devamındaki Talihsiz Serüvenim.

Author

Bu dramımın floodunu Twitter'da yapmıştım aslında. Biraz kısaltarak buraya da aktarmak istedim. Çünkü neden istemeyeyim?

Sene 2004, müzik yetenek sınavına gireceğim.

Daha evveli; Ortaokul bitince aileme 'ben Güzel Sanatlar Lisesi'ne gitmek istiyorum' dedim. Çok lazımdı gerçekten. Ama koymuşum kafaya bir kere.

Annem İngilizce öğretmeni, babam müzisyen. Ben de müzik okuyup öğretmen olayım, bu işe liseden başlayayım, temelim sağlam olsun istedim.

Babam 'ileride fikrin değişir, Güzel Sanatlar Lisesi okuduğunla kalırsın. Sen düz lise oku, sonra karar verirsin' dedi.

Ben de düz liseye geçtim. O yaşlarda kendi fikirlerim de yoktu zaten.

Neyse,

Lisede o kadar 'yoktum' ki sosyal sınıfındaydım. İtlik serserilik gırla. Herkes 'ÖSS' diye tırnak yerken, ben 'barajı aşsam yeter yeaa' diye yayılıyordum.

Neyse, benim kararım değişmedi; Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği okuyacağım. Ama özel ders falan henüz basmıyor kafam o işlere.

Sanki bir gecede Mozart zekasına ve yeteneğine ulaşacağım. Bir de baba evi tatlı ya 'amaaaan, lise bitsin,bir sene hazırlanırım' dedim. Ekmek elden su gölden..

Uzatmayayım, zaten uzatacağım ileride konuyu. Yetenek sınavları o zaman Ağustos ayı içindeydi. Ben özel derse Haziran'da başladım.

İzmir'in leş sıcağında, tatile gitmeden özel derse gidip geliyorum. Çok kral bir hocam var. Adeta Karate Kid çekiyoruz.

Ses oktavımı genişletmek, daha güçlü hale getirmek için akustik piyanoyu asılıp yerinden kaldırıyorum. Yere yatırıyor beni, üzerime ansiklopediler koyup diziyle bastırıyor. Köpek solumaları, saatlerce süren egzersizler derken iş ciddiye bindi kafamda. Rakipler güçlü. Çoğu GSL mezunu, teoriler piiii!!!

Çok hızlı şekilde geliştim. Hocamın özel tekniğiyle piyano görmemiş parmaklarım sınav parçasını iki derste (ezber mezber) çıkardı. Nefisim.

Bu arada babam o zaman doktorasını vermiş. 'bak Müzikoloji diye bi bölüm var. Ona da başvuru yap' diye ısrar ediyor. Ama anlatamıyorum ki, bahsettiği bölüm bana öğretmenlik hakkı vermiyor.

Israr üzerine ısrar. 'Tamam' dedim. Arka arkaya sınavlar. En azından heyecanımı azaltırım, iyi olur.

Neyse efendim, babamın istediği Müzikoloji sınavı geldi çattı. Gram heyecan yok bende. Kafada diğer bölüm var ya, umrumda değil. Girdim, ilk aşamayı geçtim.

Bende özgüven havalarda. Sanıyorum ki bi halt olacağım. Ertesi gün ikinci aşamayı da geçtim. Bildiğin okulu kazandım.

'Tamam ulen' dedim; yarınki sınav daha zor ama ben hallederim. Çok afedersiniz ama osurturum bile jüriyi. Göbeğimi kaşıya kaşıya uyudum o gece. Ertesi gün büyük gün. Senelerdir bekliyorum.

Sabah hocam bioenerji yaptı, ses açtık. Efsunladı beni, reikiler, üç dört beş. Dedim, bölüm başkanını bile tokatlarım bu enerjiyle.

Akşamüstüne kadar Eğitim Fakültesi bahçesinde bekledik. Babam bir ara gitti, geldi. Elinde siyah bir poşet. Orası ağaçlık bir yer. Tenhaya çekti beni.

Açtı poşeti. İçinde çikolata ve viski.

Dedim 'babişko sonra kutlarız'

'Yok' dedi, 'heyecanını alsın diye bu'. Bir kaç kapak iç.

Hocam da tembih etmişti çikolata, pasta boğaza, sese düşman. Sakın, hele ki sınav öncesi...

Babam da bunları bilen biri. Ama baba işte, bir noktada insan teslim oluyor.
Dedim 'ver baba, ver'.

Bir kapak, iki, üç, dört kapak viski derken kurban olduğum Rabbim de veriyor sıcağı, veriyor güneşi. Bende bir hararet bir hoşluk. Şaban oldum.

Özgüvenim o ana kadar %95 ise o andan sonra %1500 oldu. 'Getirin o rektörü, ses kaslarımdan öpsün yıhyıh' şeklindeyim..

10-15 dakika içinde elimde su dolu bir pet şişe ile sınav salonunda buldum kendimi. Normalde aydınlıktır salon eminim ama bana alacakaranlık..

Karşımda yanlış hatırlamıyorsam 4 jüri üyesi vardı. Mahkeme duvarı gibi suratları, hayal meyal aklımda. Anımsadığım kadarıyla şöyle oldu.

Elimdeki şişeyi göstererek 'nereye koyiim?' dedim. 'yere' dediler. Söylene söylene yere eğildim. Neye söylendiysem artık.

Eğildiğim yerden kalkarken sendeleyip gülümsedim (gevrek gevrek sırıtmış da olabilirim, sarhoştum hatırlamıyorum).

Adam piyanoda ses veriyor.

Tek ses, çift ses, üç ses vs. Ben sanki lisenin 40. yıl buluşmasında sallana sallana 'Eski Dostlar' söyler gibi bir edayla veriyorum sesleri.

REZALET

Sınavın yarısında beni salondan attılar. Hem de bir daha o okulun sınavına girmemek üzere kırmızı kalemle çizildim.

Hani böyle çok sarhoşsundur, arkadaşın arabana hoyratça kusar ve o an ayılırsın ya. Ben sınav salonundan kovulduğumda ayıldım tam olarak.

Dışarı çıktığımda babam yüzüme gülümsüyordu. 'inan bana Müzikoloji daha geleceği parlak bir bölüm' dedi.

Babama bağıra bağıra 'bu gece eve gelme' dedim. Hatta önümüzdeki bir 25 sene falan görüşmeyebiliriz.

Babam da çatıda kuş besleyen adam bilgeliğinde bişeyler söyledi o ara. Umrumda mı? Tüm gece embesil gibi ağladım.

Gözümden inci inci damlalar süzülürken gönülsüzce kazandığım bölüme baktım internetten.

Baktım bölüm ikinci sınıfta ikiye ayrılıyor. Tercih bana kalmış. Ülen dedim 'baba sen mi büyüksün ben mi!? Ne istersen tam tersini seçeceğim'

Bak salaklığıma bak. Hayatımla oynuyorum çatır çatır. Hırstan gözü dönen akrep burcu diyoruz buna. Ben toparladım kendimi, gözümde intikam.

Okula gitmeye başladım. E üniversite ortamı, bir de GSF, mis. Karışan eden yok. Başka bir evren. Öyle öyle 2. sınıf da bitti. Bu sürede babama hep sordum, hangi bölümü seçeyim diye.

Bir Tonmeister'lık diyor bir Araştırmacılık diyor. Kesin bi şey demiyor.

Kayıt günü geldi çattı. 'Araştırmacılık oku, bende de derya gibi kaynak var. Çok rahat edersin' dedi. 'hmmm sen diyorsan, vardır bildiğin bıbıcım' dedim.

Kahvaltımı bile tamamlamadan okula koştum. Kayıt yenilemeye. Çaaaat diye yazdım oraya Tonmeister'lık. Zafer çığlıkları ata ata Alsancak'a sonra.

Ülen dedim, sonunda istediğim şeyi hür irademle başardım. Okuyacağım şeyle alakalı tek kelime bilmiyorum ama.

3. sınıfın ilk günü bir girdim sınıfta sadece iki kızız.

Dersler apış arası kokusu. 2 ay içinde atölyede sağ ayak bileğimi sol dizime koyarak lehim yaparken buldum kendimi
Bıyıklarımı falan uzattım o derece. Şaka şaka bir süre sonra sınıfın piremsesi oldum. Makyajsız bile piremsestim çünkü, rakibim neredeyse yoktu. (bu kısımları biraz abartmış olabilirim).

1 sene de uzatarak mezun oldum bölümden. Hocalarımın ite kaka yardımıyla tabii. 5 yılın sonunda bölümden iyi dereceyle mezun olamasam da (diyelim) istediğimi yapmıştım.

Bu zafer sandığım şeyin de babamın bi kumpası olduğunu anlayana dek tabii...

Mezuniyetimi kutlarken babam 'sen zamanında benim ağzımı yokladın ama ben zaten senin Tonmeister'lık okumanı istedim. Ondan tersini söyledim' dedi

Yüreğim yangın yerine döndü o an. Dedim ki 'ben 23 senedir ne yapıyorum!? Niye yaşıyorum' Truman Show mu burası!?

Ama o saatten sonra yapacak bir şey kalmamıştı. İnadım inat, kıçım iki kanat diye hırs yapıp intikama yürüyeceğime kendime yol çizmeliydim.

Neyse babam 'hemen yükseğe başla' dedi. 'heey, orda dur' dedim. Canım istediği zaman başlayacağım. Tek kelime etme lütfen' dedim.

Nitekim de öyle yaptım. 3sene sonra ARAŞTIRMACILIK Yükseğine başladım.

Yani teoride babamın istemediği bölümde yüksek yapıyorum (ne kadar yüksek bir bilseniz). Ama giden senelerime tabii yanıyorum.

Dram ve gözyaşı olacak demiştim. Hikayenin ana teması 'bu hayatta babana bile güvenmeyeceksin'.

Çok severim kendisini ama yamuk yaptı, kabul edelim. Efsane yamuk yaptı. Fakat iyi yamuk yaptı.

Şunu es geçemem ama, okuduğum bölüm, eşimle tanışmama neden oldu. O sebeple çok da şey yapmıyorum artık.