EĞLENCE

Her Kurban Barış Manço'yu Anarım

Author

HER KURBAN BARIŞ MANÇO’YU ANARIM

Beylik laftır, “Bizim zamanımızda…”

O zaman başlıyorum.

“Hayırlısı” temennisiyle girilir, “çok şükür” duasıyla çıkılırdı dükkanlardan.

Mağaza kavramı oturmamıştı henüz.

Bugünün afilli söylemi ‘haute couture’ yoktu dillerde.

“Özel dikim” der, bayıla bayıla giyinirdiniz.

O yüzdendir “Kızılay mı giydirdi” esprisi, mağaza kavramına geçişin ürünüdür.

Bayram yaklaştıkça evde bir pürtelaş.

Bayram şekerleri hazırlanır.

Çeşit çeşit sigaralar kristal tabaklara dizilir.

Şık kolonya şişeleri gün yüzüne çıkardı.

En az iki tatlı iki de tuzlu ikramlık hazırlanırdı.

İşin en can alıcı kısmı ise bayramlıktı.

Üst baş çok önemli değildi ama ayakta kırmızı bir rugan şarttı.

Bayramdan bayrama da fark vardı.

Ramazan bayramı iyiydi de kurbanlar hep dramdı.

Barış Manço’nun söylediği gibi “Ellerimle büyüttüğüm, solar iken dirilttiğim, çiçeğimi kopardın sen elle verdin”, dizelerini ben şöyle söylerdim; “Ellerimle beslediğim, sabah akşam yemlediğim, koyunumu kestirdin sen, ellere verdin.”

Eskiden bu kadar çok danaya girilmiyor muydu, yoksa küçükbaş daha mı revaçtaydı bilmem, etrafa şöyle bir baktığımda Kurban Bayramı’nın tercihi koç olurdu.

Eve kedi ya da köpek almaya dönük yalvarışlarıma pas alamadığım için bayram öncesi gelen koç gündemimin ilk maddesi olurdu.

Pek çok evde yaşanagelmiştir.

Bayramdan günler önce gelirdi koçlar.

Evin bahçesinde, bodrumunda ya da muhtelif alanlarda ikameti sağlanır, evin çocukları koçlara bakmakla yükümlü kılınırdı.

Kınalı diyeni mi ararsın, boncuk diyeni mi.

Sonuçta hayvan ile geçirilen zaman bağlılığı da beraberinde getiriyordu.

Tüm sevgini ona verirdin ki malum gün gelip çattığında kendini daha güçlü hissetsin.

Sen kurbanlığı severdin de içinden eriyip gidenleri büyükler pek anlamazdı.

En büyük dert ortağın yine bir koyuna vurulmuş arkadaşın olurdu.

Arefeden başlardın evdekileri ikna etmeye.

“Seviyorum, kesmeyelim.”

Baktın sen ikna edemiyorsun, seni ikna etmeye çalışıyorlar, hemen ikinci planı devreye sokardın.

Görevimiz koyunu kaçırmak.

Ne kadar çocuk buna vakıf olmuştur bilmem.

Ama iyi bilirim öyle bir an geliyor ki; dertleştiğin, oyunlar oynadığın, sabah akşam beslediğin arkadaşının suyuna ekmek banıyorsun.

Anlatılırdı; dinimizin gereği, gücü olmayanlara yardım ediyoruz, sevaptır diye.

Doğrudur orası ayrı.

Ancak çocuk yaşadığını, hissettiğini biriktiriyor zihninde.

O yüzden bugün kesim alanlarından çocukları uzak tutmak en iyisi.

Bir canlının canı alınırken izletmenin ona katacağı hiçbir şey yok.

Mesela şimdi bana söylenen hiçbir telkin aklıma gelmiyor, kınalının gözlerinden başka.