EĞLENCE

En efsane hikayeler, iyi arkadaşlarla alınmış kötü kararlarla başlar.

Author
En efsane hikayeler, iyi arkadaşlarla alınmış kötü kararlarla başlar.

Sene 2008. Üniversitedeyiz. Bomboşuz. Üşengeçlikten okula uğramıyor, bir işte de çalışmıyoruz. Gezmeye, dolaşmaya çıkacak ilgi ve enerjimiz, kız arkadaş bulmaya çalışacak çevre ve portföyümüz yok… Daha da saymama gerek yok herhalde. Birimiz football manager, birimiz komik yuutub videoları, sıkıntıdan çatlıyoruz. En az şu paylaştığım videodaki tipler kadar gereksiz oksijen tüketiyoruz o dönem.

Canımıza tak eden bu gidişe bir DUR demek için radikal bir karar aldı ev arkadaşım. Giyindi, süslendi ve okula gitti! Ben olayın şokuyla oyuna ara verdim, tost söyleyip camdan dışarıyı izledim o gelene kadar. Çok ilginç geldi gerçekten. Sabahın köründe insanlar cici bici giyinmiş okula gidiyorlar, bakkal dükkanı açıyor, fırından mis gibi kokular süzülüyor, çöpçü amca sokağı süpürüyor… Çok etkilendim ben de. Neyse.

Bizimki 5 saat gelmedi. Ben de sabaha kadar uyumadığımdan sızmışım koltukta. Akşam uyandırdı beni Mert. Abi dedi hazırlan yarın kayağa gidiyoruz! Ulan zaten uyku sersemiyim, manyak manyak konuşma, gerçek ile hayali ayırt edemiyorum sonra dengem bozuluyor, diye sövdüm çocuğa. Kibar birkaç tokat darbesiyle uyandırdı beni.

Baktım gerçekmiş, gidiyoruz hakikatten yarın! Okulda kayak kulübüne uğramış Mert. Daha doğrusu kulüpler tanıtım amaçlı masa kurmuşlar okulun ortasına. Mert de her anlamda kültürlü ve spor bağımlısı bir birey olduğundan, kayak kulübünü görünce dayanamamış, kayıt yaptırmış demek isterdim ama tabii ki öyle olmamış. Stantta duran arkadaş ,şu aşağıdaki fotoğraftaki arkadaşa benzeyince şeker görmüş sinek gibi yapışmış bizimkisi.

En efsane hikayeler, iyi arkadaşlarla alınmış kötü kararlarla başlar.

Hayır, o kız sana bakar mı birader! Baksa bile, Rabbim neler yaratmış. Aa şuna bak, konuşabiliyor da falan diyerek hayretle bakar... Gelip de hiç ayrılamadığın yatağında sana çorba servisi yaparak bakacak değil ya! 

Sonuç olarak kızı görünce dayanamamış bizim salak. Varını yoğunu bu sefer Arsenal’e değil, kayak kulübü üyelik ücretine basmış. Özgüven eksikliği ve yandaş arayışıyla sağ olsun benim ücreti de ödemiş. Bu kadar şeyin üzerine hayır diyemedim ben de…

Buluştuk otobüsün kalkacağı yerde, çıktık dağa. Manzara falan enfes, ortam cıvıl cıvıl. Bizimkinin vurulduğu kıza baktım, hakkı var çocuğun. İki gülümsese ben de üye olurdum muhtemelen. Zaten kayağa gelen tiplere bakınca kim spor yapmaya gelmiş, kim kız istemeye gelmiş belli oluyor. Ekibin %50’si bizim gibi hırbo, %30’u sporcu, %20’si meraklı. Zaten o hırbolar yalnızca 1 kez geldi, bir daha görmedik kendilerini çok şükür. Biz nasıl mı ayrıştık? Anlatıyorum o zaman…

Kayak yapacak olanlar benimle gelsin, snowboard yapacak arkadaşlar Gülin hanımla devam etsin arkadaşlar dedi çocuk. Biz de dahil olmak üzere bütün hırbolar Gülin hanımı takip etmeye başladı ördek gibi. Bizim kayak yerine bordu seçmemiz de bu şekilde oldu, evet.

Daha önce snowboard yapmış arkadaşlar benimle gelsin, ilk kez yapacak olanlara ise Ahmet hocamız eğitim verecek dedi. Zurna burada zırt dedi. Tüm dangalaklar boynu bükük şekilde Ahmet hocanın peşine takıldı yavaş yavaş. Mert ise elimi sımsıkı tuttu, hayır kardeşim dedi. Biz ne badireler atlattık seninle, burada pes edemeyiz!

Ne badiresi atlattık lan biz seninle? Pizza söyledik, geç gelince paketçiyle kavga ettik. Para istedik, babalarımız vermeyince birbirimizin harçlığına çöktük, simit yedik. Derse gitmeyip birlikte milletten not dilendik. Başka bi badiremiz yok yani benim hatırladığım kadarıyla.

Ölmek var dönmek yok falan derken takıldık kızın peşine. Bindik telesiyej denilen alamete, gidiyoruz kıyamete! Lan bende yükseklik korkusu var zaten. Ağaçlara tepeden baktıkça içim fena oluyor. Düşmekten ayrı, varınca başımıza geleceklerden ayrı korkuyorum. Hangisi daha iyi karar veremiyorum…

Sağ salim geldik tepeye çok şükür. Buraya kadar olan kısım pek de sürpriz sayılmaz tabii, daha yeni başlıyor makara. Ayakkabıları bile zor bela bağlayabildik borda, kayanlara bakıp kayak öğrenmeye çalışıyoruz. Sınava üç dakika kalmış, biz ders çalışıyoruz gibi düşünün. Abi bari test olsaydı sallardık en azından. Nasıl kayacağız Mert, kim kime kayacak, ne bok yiyeceğiz olum!

Şöyle rezillikler bekliyorum bizden ama bunlar yine bize göre profesyonelmiş. Böyle düşebilmek için bile bir geçmişin olması lazımmış...

Biz ekipmanları giyene kadar birkaç kişi kaydı gitti zaten. Kısmen amatör olan tipler kaldı sadece toplamda 8-10 kişi. Mert yapıştı hemen hatuna, biz ikimiz de daha önce kaydık ama çok ara verdik. Unutmuş olabiliriz biraz. İlk başta birlikte kaysak da sonra herkes istediğine kaysa olur mu acaba?

Ahahaha, olur, kolay parkurdan inelim o zaman ilk önce dedi, başladık kaymaya. Müstakbel yenge dışında kimse profesyonel değil orası belli ama yine de bi 5 kilometre hızla ilerliyor herkes. Bizim ibre ise çok oynak. Şöyle tarif edeyim; 1 km, 0 km, 1 km, 0 km 1 km, 0 km. Kaymıyoruz, ıkınarak itekliyoruz kendimizi. Göt üstü oturup rezil olmaktansa kaymamak daha mantıklı geldi. Yenge biraz hızlanın deyince koptu ip, Mert kırdı zincirlerini. 1km, 2km, 4km, 8km derken dönüşü olmayan bir yola girdi. Heyecanla izliyorum şimdi ne olacak?

Gitti… Gitti... Gitti... Yol döndü, Mert dönemedi. Dönemiyorsa hiç yolun olmamıştır zaten, senin yolun yol değil, yol biter Mert bitmez gibi türlü türlü espri geçiyor aklımdan ama birazdan benim de başıma gelecek aynı sahne, gülemiyorum. Bodoslama girdi çocuk kar kütlesine, kalas gibi devrildi. Hayatımda gördüğüm en net düşme sahnesiydi sanırım bu. Telesiyejdekiler bile emindi Mert’in düşeceğinden. Nereye düşeceğiydi merak konusu. Şanslı pezevenk güzel yere düştü. Benden güzel en azından…

Yine dayanamayıp çok uzatmışım hikayeyi. Bu part1 olsun sevgili kayak severler. Benim attığım taklaları da diğer bölüme saklayalım...

En efsane hikayeler, iyi arkadaşlarla alınmış kötü kararlarla başlar.