HIKAYE

Otoyol Çiçekleri

Author

Bir camın ardındaki sonsuz bulutlara, bulutların yorgunluğuna belki soğuk bir kaldırımda şiddetli bir yağmura tüm kızgınlığımız. Sahici rüzgarların esir aldığı saçlara bazen turuncu atkılara. Ben bütün kimsesiz çocukların bizi isimsiz sokakların başında beklediğine inanıyorum. O sokakları bulduğumuzda önce bir adım atıp duraksayacaklar fakat sonra kocaman gülümseyerek koşacaklar vicdanımızın sesini körelttiğimiz kuytulara. İnsan olmak bazen yolun yarısında tüm kaybettiklerine sövüp yolun devamında kazandıklarını harcamaktır çünkü. Bir serçe havalandığında mutlu olurduk önceleri şimdi ise özgürlüğünü kıskanıp serçenin kendi yarattığımız kafeslerin ardına tıkıyoruz. Güzel olan iyi olan ne varsa düşman ediliyoruz. Kafamızı kaldırdığımızda sonunu göremediğimiz blokların arasında paniğe kapılmadan nefes almaya, soluklanmaya çalışıyoruz. Aşka sığınıyoruz. Yeryüzündeki en güzel şeye. Henüz bir tek bunu kurtarabildik çünkü dünyamızda. Bahsetmiştim insanlardan, sarılabildiğimiz tek şeyi de gizliyoruz, yasaklar koyuyor, sınırlar çiziyoruz. İçimiz körüklenirken dışımızı yatıştırıyoruz. Oysa ki insanlığımızı kurtarabilecek hatta kimsesiz çocukları, isimsiz sokakları tüm kötülüklerden sıyırıp kurtarabilecek, yeryüzünde egemenliğini sağlamamız gereken tek şeyken aşk. Öyle sıradan şeylerden bahsetmiyoruz ki ; Ahmed Arif’in Leyla’sından, Sabahattin Ali’nin kızı Filiz’den. Öylesine yarım kalmış hasretlerden…

 Bir çok şeyden bahsedebilirdik oysa ki : filanca caddelerin, filanca yol kıyısındaki papatyalardan mesela. Şikayet ettiğimiz yağmurdan başka onları hatırlayan kimsenin olmamasından hatta güneşin bile karanlığa terk ettiği papatyalardan. Evimizdeki tekir kediden, mahallenin başı boş bir o kadar haylaz olan köpeğinden. Fakat ben size şehrin en işlek otoyolunun tam ortasındaki kadından bahsetmeye hazırlanıyorum (...)