GÜNDEM

Beşiktaş taraftarı her geçen gün AKP seçmenine daha çok benziyor

Author

Futbolu severim. Eskiden Türkiye'de oynanan futbolu da severdim. Tuttuğum takımın önemi yok. Zira eskiden nefret duygusu yoktu izlediğim futbolda. Şakalar ve zekice göndermeler vardı ancak şimdiki gibi küfür, kavga, dövüş yoktu.

Geçmiş dönemde dikkatimi cezbeden en önemli şey her kulübün kendine has bir duruşunun olmasıydı. Fenerbahçe her anlamda Türkiye'nin en dikkat çekici, en büyük kulübü olmakla övünürdü, Galatasaray geçmişinden, tarihinden ve entelektüel sermayesinden dolayı gururlanırdı. Beşiktaş ise şeref, onur ve haysiyet kelimelerini sıkça anımsatırdı. Saydığım diğer iki kulüp kadar ülke çapında taraftarı yoktu. Onlar için semtin çocuğu olmak, iyi futbol oynamak ve kendi değerlerini yaratmak önemliydi.

Bakınız burada 1973 yılına ait o dönemin spor servisi efsane Milliyet'i var:
Bakınız burada 1973 yılına ait o dönemin spor servisi efsane Milliyet'i var:
O yıllarda Yeşilçam'a kafanızı çevirseniz Fenerbahçe'yi görürsünüz. Şampiyonluk sayıları neredeyse üç takımın da eşittir ama "Halkın Takımı Fenerbahçe" mottosunu bellemiş bir Türkiye vardır.

Turist Ömer'inden Hababam Sınıfı'na her daim Fenerbahçe'yi görürsünüz.

Beşiktaş taraftarı her geçen gün AKP seçmenine daha çok benziyor

Daha sonra Jupp Derwall gelir ve işler değişir...

O sırada naif, efendi, Avrupa ya da Dünya şampiyonasında bile yer aldığı için bile gurur duyan Türkler, Galatasaray ile birlikte kazanmayı öğrenir. 80'ler sonrası Galatasaray yükselişi durdurulamaz; 2000'e gelindiğinde Türk futbol tarihinin en büyük zaferi elde edilir. Hem kupa, hem imaj hem de taraftar bazında Galatasaray Fenerbahçe'yi geçmiştir.

Beşiktaş taraftarı her geçen gün AKP seçmenine daha çok benziyor

Ancak bir gerçek vardır, Fenerbahçe en kötü döneminde bile ezeli rakibinden saygı görmüştür. Hakeza Galatasaray da...

Reyting uğruna katledilen futbol kültürü

Ne var ki Şansal Büyüka, Erman Toroğlu, Ahmet Çakar gibi isimler reyting uğruna kavgayı öne çıkarmış, birbirine yumruk atan futbolcular, sahaya giren maganda tipler; sporun güzelliğine tercih edilmiş; tribünlerde ayrışma körüklenmiştir. Örneğin Şansal Büyüka, bu tip hareketleri tasvip etmediğini söyler, ahkâm keser, timsah gözyaşları döker ancak alttan alta futbolseverleri, fanatizme itmek için elinden geleni ardına koymaz.

2002 sonrası Türkiye ve değişen tribünler

96 seçiminin galibi Aziz Yıldırım sonrası, kazanmak için köprüleri atmaktan imtina etmeyen bir Fenerbahçe vardır artık. Diğer kulüp taraftarlarının teveccühüne mazhar Fenerbahçe gitmiş, yavaş yavaş sevimsizleşen bir camia gelmiştir. Sarı laciverte gönül verenler bu durumdan memnun değildir. Hatta tribünde aleyhte konuşulduğunda 'Paralı Askerler' tarafından darp edilecektir bazıları.

AKP sonrası Türkiye'de spor da nasibini almış, rant, şike, ihale tuzaklarıyla kulüp yönetimleri şekillenmiştir.

Örneğin Beşiktaş başkanı Fikret Orman'ın, stadyumunu bitirebilmek ve izin alabilmek için atmadığı takla kalmamıştır.

Fikret Orman'ı az da olsa tanıyorum. Dünya görüşü de belli. Onu bu halde görmek hayli üzücüydü. Ancak Yeni Türkiye'de kazanmak için bunu yapmanız gerekiyordu. Yoksa menemene talim edecektiniz.

Şimdi gelelim neden bu kadar uzun bir girizgâha gerek duyduğumu açıklamaya.

Dedim ya, her kulübün bir kimliği, DNA'sı vardı diye. Normalde Beşiktaş taraftarından, hükümetle sıkı fıkı olan yönetimi eleştirmesi beklenir değil mi? Ben birkaç yıldır böyle bir protesto, bir tepki görmedim. Kazandığın sürece, dünya görüşünün önemi yok demek ki.

Hatta dünya görüşü özgürlükçü olan (yersen), faşizme karşı duran bir taraftar grubu olduğunu eden Çarşı, ezeli rakibinin teknik direktörüne köpek demekten geri kalmıyor

Çevremde solculuğuyla övünen Beşiktaşlılar, Şairler Parkı'nda nasıl beste yapıp, entelektüel sohbetler ettiğiyle övünürken, bu tip kepazeliklere en ufak ses çıkarmıyor. Onların da kazanmakla ilgili problemi yok. Nasıl olursa olsun.

Fakat her nasılsa aynı camianın "Daha büyük, daha zengin, daha kapitalist" olduğu için eleştirdiği Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarı kazanırken de kaybederken de yönetimini eleştirebiliyordu.

Galatasaray taraftarının Tayyip Erdoğan'ı nasıl ıslıkladığını hatırlayan var mı?

Ya da Fenerbahçe taraftarının ülkeye akın akın yayılan, iki yıl boyunca her yerde duymamızı sağladığı İzmir marşını gündem yapmasını?

Her Beşiktaş taraftarı böyle demiyorum elbette. Hatta birçoğu böyle değildir. Ancak ülkeye akın akın yayılan cehalet, pislik ve terbiyesizliğin önüne geçmek için yapacakları şeyler olduğunu düşünüyorum. Bu konuda eksik kalıyorlar.

Hatta öyle ki, Beşiktaş taraftarı garip bir şekilde AKP seçmenine benziyor. Kazandığı sürece hiçbir şeyi dert etmiyor, Fikret Orman'ı eleştiremiyor, başarısızlıkları dış mihraklara bağlıyor, bol bol küfür ediyor, kendilerinden olmayanları ötekileştiriyor.

Benim büyüdüğüm 80'lerde öne sürülen Beşiktaş savlarının aksini eksiksiz yerine getiriyor.

Dilsiz şeytanı oynamak yerine, şerefli ikinci olmayı yeğlemek gerekiyor bazen.