HIKAYE

Size kopyacıyı gammazlamamak için kaçarken nasıl rezil oldum anlatayım #okulanım

Author

Ortaokul son sınıftayım. Sıcak bir haziran günü, biz son derste fen sınavıyla ter döküyoruz. Kimileri için bu sınavın önemi büyük. Çünkü karneye çamaşır suyu ile yapacağı operasyon öncesi son kurtarışlar... Ben ise öğrencilik yıllarımda dersi derste dinleyip, akşam gelip eve tekrar edip, sınava rahat giren inek tiplerdenim. Yaşça sınıf arkadaşlarımdan küçük, boyca uzun olduğum için de arka sıralara yakın bir yerde oturuyorum. Hemen önümde de eğitim hayatının %50'si müdür yardımcısının odasında hesap vererek, %25'i de neredeyse okuldan kaytararak geçen, sınıfın ağası gibi görünen ama arkadaşları tarafından arkasından pantolonun içine don giymediği için "Donsuz İsmail" olarak anılan bir tip var. Sınav başladı ben pıtır pıtır soruları cevaplarken, bizim donsuz her soru için dönüp benim kağıdıma bakıyor. Adam daha 15 yaşında ama olayı çözmüş, başkasının başarısı ile kendi hayatını kurtarma derdinde.

Size kopyacıyı gammazlamamak için kaçarken nasıl rezil oldum anlatayım #okulanım

Bir soru, iki soru tamam da tüm sınav boyunca benim üstümden geçinmeye çalışınca bu durumdan rahatsız oldum. Benden daha iri olduğuna aldırmadan, çıkışta başıma gelecekleri umursamadan "önüne dön" dedim. Donsuz ise benim tiz sesimden ürkmeyerek kağıdımın birebir kopyasını çıkarmaya kararlılıkla devam etti. Ardından bu defa hafifçe koluna vurarak "önüne dönmezsen seni öğretmene söylerim" dedim. Donsuz henüz çıkmamış terli bıyıklarının altından bana sırıttı yine aldırmadı. Aramızdaki sessiz savaşın harareti artarken kafamı bir kaldırdım ki ismini hatırlayamadığım, ama görseniz kesin Ferdi Tayfur bu ya diyeceğiniz fen öğretmenim tepemde belirdi. "Fifi, ne oluyor burada?!!!!"

Ben ise surat kıpkırmızı, telaşla son soruya da cevap vererek, hışımla yerimden kalkıp, kağıdı masasına bıraktım ve sınıftan koşarak çıktım.. Ama Ferdi Tayfur durmadı ve peşimden gelmeye devam etti.

Size kopyacıyı gammazlamamak için kaçarken nasıl rezil oldum anlatayım #okulanım

O dönem ortak sınav diye bir şey vardı. Tüm sınıflar soruları birbirine vermesinler diye aynı saatte sınava girer, sınavdan erken çıkanlar giriş kattaki Atatürk büstünün önünde gelenler ile goygoy yapmak için hazır kıta beklerdi.

Sınıfımız okulun üçüncü katındaydı. Ben sınıftan çıkıp arkamdaki Ferdi Tayfur'a yakalanmamak için koşarak merdivenlerden inmeye başladım. Sanki hemen ensemde öğretmenin nefesi, her an beni yakalayacakmış hissiyle panik içinde Elvan Abeylegesse gibi koşuyorum. Üçüncü kattan birinci kata kadar sanki merdivenleri uçarak indim. Aslında tam olarak uçarak indim dostlar. Çünkü tam son dönemece girdim, önümdeki 24 basamağı da incektim ki ayağım takıldı ve kalan basamakları yüzü koyun bir halde inmeye başladım.

Çok acayip! İnsan böyle bir olay yaşadığında her şey ağır çekimle ilerliyormuş gibi hissediyor. Belki de o yüzden üzerinden yıllar geçmesine rağmen o düşüşüm dün gibi aklımda...

Ayağımın yerden kesilmesi, cebimdeki bozuk paraların benden önce merdivenlerin basamaklarından çarpa çarpa inişi ve çıkardığı tını, benim yerde yuvarlanan bozuk paraları izleyişim...

Sonuncu basamaktan da geçip düzlüğe ulaşınca durdum. Önce bir sessizlik oldu. Ardından ise sessizliğin yerini sınavdan çıkıp Atatürk büstünün önünde bekleyen boru sesli ergen kahkaları aldı. Bir de o anlamsız soru...

-ne yeşili o?

-su yeşili diyorlar ona galiba ağbi!

Ortaokuldayken platonik olduğum biri vardı. Adı Fuat. Bir sene sınıfta kalmıştı. O nedenle herkesten büyük olduğundan sınıftaki diğer erkeklere göre daha önce gelişmişti. Üstüne benim de okula 3 yaş küçük başladığımı düşünürsek, benden sanırım 4 büyüktü. Sınıfta kimsenin bıyıkları yokken Fuat'ın bıyıkları bile vardı. İşte o sınıfın ağır ağabeyi Fuat'a aylarca sessiz sedasız büyük bir aşk besledim ben. Toplasan 4 kelimeyi geçmemiştir onunla muhabbetimiz. Ama 4 kelime bile olsa sesi hafızama kazınmıştı Fuat'ın. O nedenle hemen tanıdım "ne yeşili o?" diyen o sesi...

Onca zamandan sonra belki de bana dair ondan duyduğum tek söz. "ne yeşili o?"

O dönem çok popülerdi. Kızlar teneffüste eteğini kaldıran, merdivenlerden dikizleyen erkeklerden bir korunma yöntemi olarak okul eteği altına tayt giyerdi. Evet bende o kızlardandım sayın okuyucu. Düşününce iyi ki de öyleymişim.

Yerde öylece kala kalmıştım. Belden üstüm okulun merdivenlerinde, başım ise düzlükteyken hala Ferdi Tayfur'un peşimde olup olmadığını anlamak için arkamı döndüm. Ancak tek gördüğüm; düşmenin etkisi ile kafama geçmiş pileli eteğim ve su yeşili taytımın içindeki dolunay misali g..tum oldu. :(

Hemen doğrulmaya çalıştım. Bu arada dizlerim çarpmanın etkisinden soyulmuş, bacaklarımdan kanlar süzülüyordu. Kimsenin suratına bakmadan büyük bir soğuk kanlılıkla yere dökülen bozuk paralarımı birer birer topladım ve soyulan avuç içlerimde paraları sımsıkı tutarakak oradan ayrıldım.

Ancak bizim ergenler böyle bir goygoy malzemesi bulup da hemen peşini bırakırlar mı? Bırakmadılar.

Başta o seviyesiz, okul hayatımın en büyük hayal kırıklığı, erkeklerin yüz karası, sırtlan Fuat olmak üzere beni uzun süre takip edip, içinde su yeşili geçen bilimum türkü ve maniler ile yolda bana eşlik ettiler.

Size kopyacıyı gammazlamamak için kaçarken nasıl rezil oldum anlatayım #okulanım

Nasıl utandım nasıl utandım anlatamam. :(

O günden sonra bir daha eteğimin altına tayt giymedim. Su yeşilini de sevmedim. Kimsenin de karşısında düşmedim çok şükür. Ve belki de en önemlisi kimsenin sırtımdan geçinmesine izin vermedim.

Bu da benim #okulanım olarak burada dursun.

Heytt :)