DÜNYA

Siz hiçbir şeyi hak etmiyorsunuz!

Author

          Nereden başlasam ne yazsam bilemedim. Aslında başlık her şeyi özetliyor. Birileri bir şeyleri hak etmiyor. Artık içimde tutamıyorum. Bazı şeyleri haykırmak ve insanların yaptığı hataları görmesini ve mümkünse bu hatalarından dönmesini istiyorum. Anlatmak istediklerimi anlatabilmek için de en baştan başlamam gerekiyor sanırım, yani kendimden.

          Bendeniz daha küçükken -on bir yaşında- geçirdiğim rahatsızlıkla bir sene ölümle yaşam çizgisi arasında gidip gelmiş; dolayısıyla annesi, babası ve yeni doğan minik kardeşi için çok çabuk büyümek zorunda kalmış biriyim. Kendi yaşıtlarımla anlaşamamam da bu yüzdendir. O bir sene; okulumu, arkadaşlarımı, sosyal hayatımı çaldı benden. İyileştikten sonra bile insanlara alışmam zaman aldı. Yalnız kaldım bir dönem. Şimdi bile arkadaşım/dostum dediklerimin sayısı iki elimin parmağını geçmez. O yüzden değerlidir hepsi. Onların canı yansın benim de canım yanar. Gülsünler, ben üzgün olsam bile onların mutluluğuyla mutlu olurum. İşte bir tane kardeşim var ki... O uyduruk yerdeki -Hergele Meydanı diye geçer- lisenin bana kattığı en güzel şeydir belki de. Okula sonradan gelmişti. Sevmezdim en başta. O da beni sevmezmiş zaten. İki ay tek kelime konuşmadan geçti. Ama sonra bir anda ücretsiz bir X şehri gezisi düzenlendi ve ikimizin adı da  geziye gidenler listesine yazılmıştı. Gelin görün ki orada bir pansiyona vardığımızda arkadaş bildiklerim beni satarak bir odaya geçmiş ortada kalan dört kişi -yani biz- bir odaya yerleşmiştik. (İyi ki de öyle bir şey yapmışlar zaten sonradan ne oldukları da ortaya çıktı.) İki aydır tek kelime konuşmayan ve birbirinden hoşlanmayan iki kız bir odadaydı. (Arkadaşıma Tuğçe diyeceğim.) Tuğçe pansiyondaki yemekleri yedikten sonra midesini bozmuş herkes dışarıdayken o dışarı çıkamamıştı. Ben de o hastayken onu yalnız bırakmamış, başında beklemiştim. O gün temelini attık dostluğumuzun. Okula döndük arkadaşlığımız devam etti. Sonra evlerimize gidip gelmeler başladı. Her şeye gülerdi. Dışarıdan bakan bir insan onun gamsız olduğunu düşünebilir. Hala da öyle. Başta bana da öyle gelmişti. Oysaki o neleri sırtlamış, taşımaya çalışıyormuş da haberim yokmuş. Arkadaşlığımızın dördüncü yılında öğrendim ben her şeyi. Bir gün okuldayken, kızlar tuvalete aniden çıkmış, yere oturarak ağlamaya başlamıştı. Ben kalırım öyle, karşımda biri ağlayınca. Ne oldu, diyemem. Durdum belli bir süre, zaten kendi anlatmaya başladı sonra. "Dayanamıyorum artık. Burama kadar geldi. Yeter! Küçükken bir hata yaptım. O da sevgisizlikten, onların baskısından. Beni dövdüler. Öz annem boğmaya kalktı ya beni! Daha altıncı sınıfa gidiyordum ben. Tek bir yanlışımla hepsi bana sırtını döndü. Ne ahlaksızlığım kaldı ne insanlığım. Ben sadece birini sevdim ve o da beni sevdi, korudu, dinledi. Başka hiçbir şey de yapmadım. Ama bugün annemin benden bin kat beterini yaptığını öğrendim. Y kişisine merak etme çocuk senden değil diye mesaj atmış. Ben sadece sevdiğimin elini tutup onunla dertlerimi paylaştığım için nelere maruz kaldım. Onun yaptığına bak!" Bir insanın boğazının düğümlenmesinin ne olduğunu işte o zaman anladım. Hani bazen kelimeler yetersiz kalır da ortaya kocaman bir sessizlik çöker ya... O sessizlikte ne yapacağını ne düşüneceğini şaşırırsın. Sadece sarıldım. Daha sonra öğrendim ki küçükken baba tacizine de uğramış. İşte o an bende film koptu. Durdum. Sustum. Konuşamadım. Yanlış yaptım. O zaman Tuğçe sustuğu için ben de susmuştum. "Kimse bilmesin, daha fazla canım yanar." dedi. Canı acıyacak diye sustum. 

          Üniversiteyi ayrı şehirlerde kazandık. O, orada, sonunda kendine gerçekten değer veren, onu gerçekten seven biri ile tanıştı. Bazı şeyler daha iyiydi en azından. Bir ailenin görevi nedir? Bir baba kızının saçının teline zarar gelecek diye korkar. Yaptığı ya da yapacağı hatalar için dağ gibi arkasında durur ona destek olur. Manevi anlamda desteklediği gibi maddi anlamda da ona bakmakla yükümlüdür. Sen onu dünyaya getirdiysen çocuğuna bakmasını da bileceksin arkadaş! Üniversite hayatı da zorlu geçti Tuğçe'nin. Aldığı kredi, bir de evden gönderilen 100 lira para. Bu kız bunu hem yurda verdi, hem kitaplarına hem yola hem yemeğe. Elde kalan? Yok. Hatta zaman zaman arayıp kredisinden para göndermesi bile istendi. Yazarken bile ellerim titriyor sinirden. Hadi dört sene geçti mezun olduk. Tuğçe evlenmek istedi sevdiğiyle. Tam beş kez çiçek çikolata yaptırılıp damat tarafı istemeye gelecekken, hepsinde de bir gece önceden "Gelmesinler. Vermeyeceğim kızı." dedi sözde baba. Söz için yapılan hazırlıklar, masraflar bir bir çöpe gitti heyecanıyla ve kursakta kalan hevesiyle birlikte. Psikolojik şiddet de cabası... O şu an çok kötü. Anlatmadığım, anlatamadığım o kadar çok şey var ki... Zoruma gidiyor, diyor. Ne anne, anneliğini; ne baba, babalığını; ne kardeş, kardeşliğini yapıyor. Tuğçe kendi hayatını bırakıp onlara hizmet edecek. Onların borçlarını ödeyecek. Onların ihtiyaçlarını karşılayacak, karınlarını doyuracak. Siz bir ailenin yapmaması gereken her şeyi yapmışken ondan onun hayatını çalmaya çalışmak... Bencillik, küstahlık, yüzsüzlük, onursuzluk... 

          Hakkınız yok! Ne insanların yüzüne bakmaya ne onlarla konuşmaya ne de bir şeyler istemeye hakkınız yok. Aynayı kendinize tutun ve bir bakın. Ne görüyorsunuz? Kendi yüzünüze nasıl bakabiliyorsunuz? Artık susmak istemiyorum. Benim kardeşimin yaşadığı şeyler sadece bir örnek. Daha nicesi var biliyorum. Bundan daha fazlasını yaşayıp susanlar ya da susturulanlar... Bu acıları yaşatanlar siz hiçbir şeyi hak etmiyorsunuz! Nefes almayı bile!

    

Siz hiçbir şeyi hak etmiyorsunuz!