HIKAYE

YILDIZLARA ANLAT PART 35

Author
YILDIZLARA ANLAT
PART 35

Tolga Ada'nın verdiği adrese eşyaları bıraktıktan sonra polislerin götürdüklerini söyledikleri karakola doğru yola çıktı. Ada. O sırada sorgu odasında tek başına oturmuş, bekliyordu. Sonunda kapı açıldı ve tahmin ettiği üzere babası girdi içeriye. Ada pis bir sırıtmayla karşıladı bu durumu. - Sonunda bunu da mı yaptın? - Yapmak zorundaydım. Ne işin var senin yurt dışında. Polisler seni hava limanından bulup getirmişler. - Seni ilgilendirmez. 30 yaşında evli bir kadın olarak,artık çalışanın da olmadığıma göre, sadece kendime ve eşime hesap vermekle hükümlüyüm. - Ne eşi? Neyden bahsediyorsun sen? Ada! - Evet. Tolga! Buldum onu. Neden şaşırdın ki? Kafama koyup da yapamadığım bir şey oldu mu bu zamana kadar? Tuttum kolundan getirdim. Yani senin adına çok üzgünüm baba ama her şey çok yolunda. Sen hayatımdan çıktığından beri. - Ne demek getirdim? Nerde peki şimdi? - Evde. Beni bekliyor. Suçlandığım şeyi öğrenebilirsem, ben de çıkıp yanına gideceğim bir an önce. - Çıkamayacaksın Ada. - Bunu bana yapamazsın baba. Bu kadar ileriye gidemezsin. - Şirketimin hesaplarına şaibe karıştırmaktan ve kara para aklamaktan dolayı tutuklanacaksın. Yada o adamdan vaz geçeceksin ve evine gideceksin. - Böyle bir şey senin itibarını da zedeler. Gerçek er yada geç ortaya çıkar. Olan senin şirketine olur. - Bana bir şey olmaz. - Ne bu hırs baba. Kızına ve kendi namına leke sürmeyi göze alacak kadar ne yapmış olabilir bu adam sana! Beni sonsuza kadar kaybetmeyi göze alacağın ne yapmış olabilir? - Ben öyle istiyorum ve öyle de olacak. Kızımı çaldı benden. Daha ne olabilir ki? O hayatımıza girdiğinden beri kızımı tanıyamaz oldum. - Beni sen kendi ellerinle kaybettin ve kaybetmeye de devam ediyorsun. Tolga'nın hiç bir suçu yok. Şimdi de elinden geleni ardına koyma. Sen zararlı çıkacaksın. Böyle bir suç varsa, ben yapmadığıma da göre o zaman sen yapıyordun. Bunu kanıtladığım zaman ne yapacaksın? - Benle savaşamazsın. Hem Tolga gider, hem sen bana yaptıklarının cezasını çekersin, hem de şirkette bu zamana kadar yaptıklarım temize çıkar. Nasıl ama? Kim neyi kaybetmiş? Şimdi söyle bakalım. - Yaptın yani öyle mi? Kara para akladın. Sen ki dürüstlüğü diline dolamış,dogrucu Davut... - Herkesin karanlık bir tarafı vardır. - Ne düşünüyorum biliyor musun? O davayı bana bile bile verdin. Ve o adamı da Tolga'yı benden uzaklaştırmak için sen fişekledin,baktın olmuyor vurdurdun. - Yok artık! Bunlar hep hastalığın etkileri işte. Gerçeği göremiyorsun. - Ben hasta değilim baba. Ama sen kendi şirketini bile dolandıran bir sahtekarsın. - Ama sen ne yazık ki bunu kanıtlayacak vakit bulamayacaksın. - Sen öyle san... Dedi Ada. Elini masanın altından çıkardı. Telefonu masanın üzerine koydu. - Bak baba... Hapishaneye giriş biletin. - Ne bileti? Ne işi var telefonun burda? - Yazık... Nüfusu olan bir tek sen değilsin. Avukat olan da... - Onu veremezsin! - Veririm. Bu konuşmadan sonra hiç acımadan,bir an düşünmeden veririm. Vereceğim de. Olacakları önceden tahmin etmişti Ada. Bu tutuklamanın babasından başka kimsenin başının altından çıkamayacağını biliyordu. Polislerle durumu konuştuğunda ve tutuklama sebebini öğrendiğinde,onları gerçek suçluyu teslim etmek üzere telefonunu içeri almaya ikna etmişti ve olmuştu da işte. Zaten olaydan şüphelenen polisler de karartılmış cam arkasından konuşmayı dinliyordu. Konuşma biter bitmez içeriye daldılar. - Sizi itirafınız üzre kara para aklamaktan tutukluyoruz. - Ben de şikayetçiyim. İftira ve kişilik haklarıma saldırı... Bunu da dava dosyasına ekleyin. Olabilecek en uzun süre kalsın içerde. - Emin misiniz Ada Hanım. - Çok eminim. Ayrıca çok da teşekkür ederim güveniniz için. - Biz size teşekkür ederiz. Ada gerekli evrakları da imzalayıp karakoldan çıkarken Tolga da karakola varmak üzereydi. Ada karakolun önündeki banka oturdu ve bir sigara yaktı. Bütün vücudu titriyordu. Tolga taksiden indi. Ada'ya doğru koştu. - Aşkım... Çıkmışsın. Ne oldu? - Az önce babamı hapse attırdım. Son tümsek de önümüzden kendi isteğiyle yok olmuş oldu. Olanı biteni anlattı Ada. Tolga hayatında ilk defa sigara yaktı. Taksi çevirdiler sonra. Arka koltuğa geçtiler. Tolga Ada'nın başını göğsüne yasladı. Ona güç vermek istercesine onu sarmaladı. Aklında tek bir soru kalmıştı. - Gerçekten olmuş olabilir mi bu? - Ne? - O adamı baban üzerimize salmış olabilir mi? Ada irkildi birden. Bu ne kadar büyük bir sorun olsa da, tekrar başa sarmak istemiyordu. Korkuyordu artık. Yuvarlak cevaplarla geçiştirmeye çalışacaktı. - Kim bilir? - Sen ne düşünüyorsun? - Bilmiyorum. Birden ağzımdan çıktı işte. Beni böyle bir riske atmış olamaz herhalde. -Ben de öyle düşünmek istiyorum. - Tolga... Geçmişi mi deşeceğiz yoksa devam mı edeceğiz. Bunu bilmem lazım ki ona göre hazır olayım. - Ne olursa olsun bilmen gereken tek şey, sana benden başka bana senden başka köy yok artık. Deşmenin de faydası yok. Haklısın. Yapacak çok işimiz var, biz yolumuza bakalım. El ele tutuştular. Kan akışına izin vermeyecek kadar sıkı. Şimdi kendileri için koşuşturma zamanıydı. Taksi ilerledikçe yeniden bir kez daha yeni hayatlarına doğru yol alıyorlardı. (Arkası yarın 🤔)