KÜLTÜR

Büyük Puntolar ile EĞİTİM !

Author

          Bugün o büyük adama dinsiz diye laf atan, kendini dindar zanneden, teknolojiden, bilimden, ilimden bir haber yaşayan, dini sadece ibadet etmek olarak anlayıp onunda içine ederek dini bugünlerdeki saçma sapan hale getiren insanlara anlatacak bir yaşanmışlık var.

Büyük Puntolar ile EĞİTİM !

          Yıl 1923.. Cumhuriyet yeni kurulmuş. Ülke çapında 5000 ilkokul, 72 ortaokul, 23 lise, 9 adet de yüksek okul var ve okuma yazma oranı %6. Baştan peşin yazayım ki altına "ama Atatürk dili değiştirmiş, bir gecede cahil kalmışız!" diyen bir cahil çıkmasın. Harf inkılabına, yani Latin alfabesine geçilmesine daha 5 yıl var. Bu oranlar Osmanlıca ve o dönem azınlıkların da eğitim gördüğü diğer dillere ait. Ülkeler 1. Dünya savaşından yeni çıkmış ve Hitler denen ağır şizofreni bir adamın, tek başına yönettiği bir ülke 2. Dünya savaşını başlatmış. O dönemde ne kadar Yahudi varsa katlediliyor. İçlerinde bilim adamları, dehalar, dünyanın kaderini değiştirecek insanlarda var. Kaçabilen kaçıyor. Albert einstein, Albert Malche, ünlü fizikçi ve atom bombasının başlangıç mucidi Szilard gibi ( Szilardin amacı atom bombasını bulmak değil, atomların nötron bombardımanına tutularak ortaya çıkan yüksek enerjiden insanoğlunun faydalanmasıydı. Ancak insan her zamanki gibi insanlığını yaptı.!).

            Mustafa Kemal ATATÜRK Dünya savaş ile uğraşırken bir eğitim reformu yapıp hızlıca bunu uygulamak istiyordu. Çünkü geçmişte yaşanılan bütün problemin eğitimsizlikten olduğunu biliyordu. Bu nedenle İsviçre' den Cenevre Üniversitesinin eski rektörü Albert Malche' yi Türkiye' ye davet edip, kendisi için bir rapor hazırlamasını istedi. Malche Turkiye' de 5 ay kaldı. Bu dönemde, dönemin en gelişmiş yüksek okulu olan ve Osmanlı imparatorluğu döneminde ara ara kapanıp tekrar açılan, bundan dolayıda bir türlü verim alınamayan kurumda derslere katıldı, fakülteleri gezdi, öğretmenlerle görüştü, sınavlara girdi. 5 ay sonra Atatürk için bir rapor hazırladı. Raporun özet halini yazıyorum. Bakalım tanıdık gelecek mi?

1: Fakülteler arasında bilimsel işbirliği yoktur ( Tıpkı bugünkü gibi. Aynı binada olup ta birbirinden haberleri olmayan fakültelerimiz gibi.)

2: Hocalar ders vermekle yetinmekte, araştırma yapmamakta, en basit çevirileri bitirme tezi olarak kabul etmekte, derslerde çok yüzeysel olarak not tutturmakta dırlar. ( Bir dershane aracılığıyla Akdeniz Üniversitesinde 3 boyutlu yazıcılar ve gelişen teknolojiler ile alakalı seminer verdim. Bu seminerimde gördüm ki bırakın öğrencileri, öğretim görevlilerinin dahi bu teknolojilerden haberi yok. Bu seminerin neticesinde 1 yıl Akdeniz Üniversitesinde 3 boyutlu görselleştirme dersi için üniversitenin ilgili birimi tarafından gönüllü olarak görev yapmam istendi. Bir yıl boyunca öğrencilerden duyduklarımın bir kısmını aktarmak istiyorum. "Hocam bizim bu yıl son yılımız ve biz ilk kez bir hocanın ders verdiğini görüyoruz. Diğer hocalarımıza ödevlerimizi kapılarının altından atıyoruz. Hatta ben bir keresinde boş cd atıp 70 almıştım!" Halen bir arpa boyu yol kat edememişiz.)

3: Batı dillerine yeterince önem verilmemekte, öğrenciler yabancı dil bilmemektedir. (Buna zaten yazacak bir şey yok. Ortaokuldan başlayarak üniversite bitene kadar yabancı dil eğitimi alan bir toplumda halen üniversite mezunumuz bile bırakın derdini anlatmayı iki kelimeyi bir araya getiremiyor.)

4: ders notları hiç değiştirilmeden ve geliştirilmeden yıllardan beri aynen okutulmaktadır.(müfredat diyor azizim.. müfredat.. Hani şu alıp milli eğitim bakanının kafasına kafasına vurmak istediğim müfredat.)

Bunları okuyan paşa raporun üzerine şu kritik notları alır.

- Darülfünun (O dönem Osmanlıca kurulan tek gelişmiş yüksek okul) lağvedilmesi yerine İstanbul Üniversitesinin kurulması.

- Öğrenciler İngilizce, Fransızca, Almanca veya İtalyanca gibi bir yabancı dil okuyup anlamalıdır.

Sonrasında Paşa dediğini yapar ve İstanbul Üniversitesini kurar. Kurar kurmasında ortada çok büyük bir eksik vardır. Bu üniversite de ders verecek AKADEMİSYENLER. Darülfünun kapatılırken 240 öğretim görevlisinden 157 sini paşa kendilerini geliştiremedikleri için uzaklaştırmıştır. Bu durum ciddi bir kadro açığı oluşturmuştur. Peki alanında uzman profesörler nasıl bulunacak, kimler olacaktır!?

Büyük Puntolar ile EĞİTİM !

        Raporu hazırlayan Prof. Malche bu durumu o dönem savaşta olan Avrupa'da ki kontaklarına iletmiştir. En önemli bağlantısı ise; Nazilerin kendisini tutuklayacağını haber alan, eşi ve çocuklarını da alarak Zürih'e kayın pederine yerleşen Yahudi Macar asıllı bilim adamı Prof. dr. Philipp Schwart' dır. Zürih'e gelir gelmez Nazilerin yarattığı bu kaos ile savaşmaya karar veren Schwartz "yurt dışındaki alman bilim adamları yardımlaşma" derneğinini kurar. Bu kurumun amacı Almanya'dan Nazizim' den kaçan Yahudi bilim adamlarını tespit edip, onların uzmanlık alanlarına göre sınıflandırıp ardından bunlara ihtiyaç duyan ülkelere göndermektir. Gazetelere haber olan bu dernek o dönemde binlerce başvuru alır. Başvurular her geçen gün artmakta ancak dünyada bu bilim adamlarını yerleştirecek tek bir ülke bulunamamaktadır. Telefonlar, mektuplar yığılmış kalmış, bütün ülkeler hitlerin zulmüne uğramaktan çekinmekte ve bundan dolayı Yahudi bilim adamlarını ülkelerine sokmak istememektedirler. Yine umutsuz geçen günlerden bir gün yeni bir mektup gelir bay Schwart' a...

" sayın Schwart; Türkiye ' de görevlendirmek üzere ekli listedeki alanlarda 30 adet bilim insanına ihtiyacımız vardır."

        Schwart şaşkın! Türkiye! Bilim adamı! Hemen karşı bir mektup yazar ancak döneminde şartlarını göz önünde bulundurarak İstanbul'a bizzat gidip bu işi orada çözmek ister. İstanbul'a gelir. Burada Prof. Malche ve dönemin eğitim bakanı Reşit GALİP ile buluşurlar. Schwart yanında dev bir özgeçmiş listesi ile gelir tek tek alanlarında en iyi 30 bilim adamı seçilir ve liste tamamlanır. Ancak paşanın üç şartı vardır.

1: Hocalar ilk 3 yıl dersleri Almanca, Fransızca, İngilizce olarak verebilirler ancak sonra mutlaka Türkçe öğrenecekler.

2: Ders kitapları mutlaka Türkçe olacak

3: Buraya gelen Prof. lar akademisyenlikten dışında herhangi bir meslek icra etmeyecek.

        Şartların kabulünden sonra Reşit GALİP ayağa kalkar ve siz okuyucularında Osmanlının ne kadar ileri görüşlü!!!!! olduğunu anlamanız için şu sözleri söyler. "Bugün çok önemli bir gündür. 500 yıl önce İstanbul'u fethettiğimizde Bizans' lı bilim adamlarını elimizde tutamadık. Onlar kaçıp İtalya'ya gittiler ve Rönesans orada doğdu. Bugün bunun tam tersi olarak Avrupa'dan bilim adamlarını İstanbul'a getiriyoruz. Bunun ülkemize katkıda bulunacağını ümit ediyorum."

         Dünya ateş yeriyken, eğitime verdiği önemi en güzel şekilde gösteren Atatürk o gün 30 bilim adamını bütün şartlara rağmen ülkesine armağan etmiştir. Bu insanlar Türkiye' de sayısız enstitüler kurmuş (en önemlileri köy enstitülüleridir. Lütfen araştırın.) sayısız bölüme yöneticilik yapmış. Hem bilim hem sanat anlamında Türkiye' yi dünya seviyelerine çıkarmışlardır. Aynı zamanda ticaret ve vergi kanunlarının oluşturulmasını sağlamışlardır. Türkiye' deki tarihi yapıyı ve antik kentleri dünyaya tanıtmışlardır. Bir çoğu bu ülkeyi "Türkiye benim ikinci vatanımdır" diyecek kadar sevmiş, bazıları da sonradan Türk vatandaşı olmuştur.

        Bugün bu büyük akıla kaç teşekkür etmek gerekir? Putlaştırmadan, saygıyla, şükranla anmak lazım gelir bilmiyorum.! 

       Netice itibari ile bugün dizilerle, filmlerle şişirilmiş, yanlış anlatılmış "Dini yaymak" adı altında sırf yeniçeri ayaklanmalarını bastırmak için sağa sola saldırmış, dünyada ilk uçan insan olan Hezârfen Ahmed Çelebi' yi iner inmez bir kese altınla ödüllendirmiş, ardından da yanında bulunan dalkavuk vezirlerin; "Aman padişahım bu adam ki kuş gibi gökyüzünde uçmuş, halk bunu görmüştür. Yarin bu adamı halk peygamber ilan eder tahtınız dan olursunuz." Lakırdılarına kulak asarak Mısır'a sürgüne göndermiş, dikey uçmayı yani ilk füzeyi icat eden Lagarî Hasan Çelebi' yi de aynı sonu hazırlayarak Rusya' ya sürgün etmiş Osmanlı İmparatorluğunun eğitime, bilime verdiği önem ortadadır. Halkını uçan bir insana peygamber diyebilecek kadar cahil bırakıp, kendi çocuklarına yurt dışıların dan en iyi öğretmenleri tutan atalarımızın bugünkü ye kürküm ye anlayışıyla hiç bir farkı yoktur. Konunun bugünkü partilerle, iktidarla, muhalefet ile hiç bir alakası yoktur. 

Bilimle kalın...