ILIŞKILER

Apartman teyzeleri & Hayata dair bir takım şeyler.

Author

Giriş katımızda yaşlı bir teyze oturuyor. Kendisi hatırı sayılır bir gazeteden emekli, zamanın yüksek öğrenim görmüşlerinden. Annesi hayatta ve sadece bir sokak yukarıda oturuyor. Eşinden uzun yıllar önce boşanmış. Bir oğlu ve bir kızı var. Her ikisi de evli ve çocuklu. Sık sık annelerini ziyaret ediyorlar. Torunları onu görmek için her hafta sonu geliyor. Yaz aylarında onu, Bodrum’a tatile götürüyorlar. Moda gibi bir semtte iki dairesi var. Söylediğine göre sağlığı da gayet iyi, hiçbir ciddi rahatsızlığı yok. Gel gelelim bana onun hakkında yazdıran nedene. O, çok mutsuz, huzursuz ve bir o kadar da huysuz bir kadın. Sahip olduğu tüm değerler onun için hiçbir şey ifade etmiyor gibi davranıyor. Her sabah camda kedilere veya yemek bulmak için gelen martılara bağırıyor, onları korkutup kaçırıyor. Arabasını park eden araçların camlarına yazılar yazıp yapıştırıyor, araç sahiplerine türlü hakaretler yağdırıyor. Hiçbir şey bulamazsa sokak lambasına dertleniyor ya da ağaç dallarına söyleniyor. Tüm apartman ondan rahatsız, bir tane seveni yok. Çünkü herkesin arkasından konuşuyor, insanları birbirine düşürmeye çalışıyor. Ona göre herkes aptal, herkes yanlış, herkes ruh hastası. Nasıl da kolay insanlara sıfatlar yüklemek değil mi? Ama kendisinde bir sorun olabileceğini asla kabul etmiyor. Bazen sokakta onu, annesi ile beraber alışverişten dönerken görüyorum. Yol boyunca annesine söyleniyor, 90 küsür yaşındaki kadına demediğini bırakmıyor. Sırf ona yakalanmamak için köşede bekliyor, o eve girince, ben de eve gidiyorum. Kapıda yakaladığı anda ya apartman ile ilgili şikayet ediyor ya da gelin veya damadı hatta annesi ile ilgili yakınmaya başlıyor. Hiçbir zaman para ona yetmiyor. Duyduklarıma inanamıyor, bu kadar da değer bilmezlik olmaz diyorum içimden. 1,5 yıldır bu apartmandayız ve kendisini bir kez dahi gülerken görmedim. Arada sadece gülümsüyor. O da yalnız erkeklere. Hemcinslerinden nefret eden kadınlardan o.

Geçenlerde dayanamadım ve kendisine hiç bir psikiyatriste gidip gitmediğini sordum. Cevap tabii ki sertti:

-Deli miyim ben kızım? Sen kendi işine bak!

Karşı komşumuz var bir de. O da aynı yaşlarda, torun sahibi bir teyze. Şuanda bile onunla ilgili yazarken yüzümde bir tebessüm oluşuyor. Öyle bir teyze ki o, size hiç dokunmadan konuşmasıyla sizi kucaklıyor. Kendisi kanser hastası. Bir oğlu, bir kızı var. Eşini bir hastalıktan kaybetmiş. Oğlu doğuştan engelli. Kızı evli ve çocukları var. Annesine o bakıyor. Her gün otobüsle yaklaşık 20 durak yol gidiyor tedavi görebilmek için. Maddi durumları çok iyi değil. Buna rağmen her şeyini etrafıyla paylaşmak istiyor. Kimin yardıma ihtiyacı olsa ilk o koşuyor. Saatlerce onu dinlemek istiyorsunuz. Torunu ile oyunlar oynuyor, kızı yorulmasın diye hala yemeklerini kendi yapmaya çalışıyor. Kapı önüne her gün sokak hayvanları için yemek ve su koyuyor. Bütün gün hastanede kemoterapi görüyor da, akşam eve tek başına dönerken bile yüzünü asmıyor. Merdivenlerde karşılaşıyoruz bazen, adım atmaya mecali kalmamış ama hala benim elimdeki torbaları taşımama yardım etme peşinde. Ben utanıyorum onun bu temiz kalbini gördükçe. Ama kendimden değil, insanlıktan utanıyorum. Bu giriş katındaki teyze gibi olanlardan utanıyorum. Sahip olduklarının değerini bilmeyen ve elindekiyle şükretmeyi bilmeyenlerden utanıyorum. İçindeki nefreti, hırsı atamayanlardan, etrafındaki insanların yaşam enerjilerini çalanlardan utanıyorum.

Aynı apartmanda yaşayan bu iki teyze karakteri sadece birer örnek. Ne yazık ki etrafımızdaki insanlar arasında giriş katı teyzeleri çoğunlukta. Kiminle konuşsam böyle bir tanıdığı var etrafında. Bazılarının anneleri, kayınvalideleri, babaları, dedeleri, kardeşleri böyle. Onlarla ne yapacaklarını bilemiyorlar. Sevgileri yıpranıyor bu kadar negatif geri dönen enerjinin içinde. Hayattaki en kötü hastalık her şeye sahip olup mutlu olamamak ve geçmişin izlerini geleceğe taşımak olsa gerek. Umudu yitirmek en öldürücü virüs sanki. Kendilerini ruhen öldürmekle kalmıyor, etraflarını da zehirliyorlar. Ne yazık ki iyi insanlar ise bedenlerini kaybedecek hastalıklara yakalanıyorlar bu dünyada ve gidiyorlar. Arkalarında güzel anılar ve bir tebessüm bırakarak. Ölmek kolay, güzel hatırlanmak zor derdi bir aile büyüğüm. Ailemizin, arkadaşlarımızın, hayvanlarımızın, evimizin, bahçemizdeki ağacın hatta o ağacın dökülen yaprağının dahi değerini bilelim. Bilelim ki o yaprak gerçek anlamda solmasın, bu dünyada insanlık yok olmasın.

Apartman teyzeleri & Hayata dair bir takım şeyler.