KADIN

Kahve falı yüzünden mahkemeye çıktım

Author
Kahve falı yüzünden mahkemeye çıktım

Merhaba yazılarımı okuma gayretini gösteren çok değerli kitle...

Okuyanlar çok iyi bilir ki her hikayemde bir sivrizekalık gösterip olayların içinden sıvışmayı başarabiliyorum, ama şuan okumakta olduğunuz hikaye işin sıvışamadığım kısımıdır.

Dilerseniz başlayalım...

Lisenin üçüncü senesiydi; yaptığım işler, takıldığım insanlar ve okuduğum lisenin Karşıyaka’nın merkezinde olmasından mütevellit birazcık da olsa tanınan birisiydim. Hani bulunduğunuz konumda mutlaka en popüler kız ve erkek vardır ya, genelde dış görünüşlerindeki güzellikten dolayı o popüleriteyi kazarnırlar, herkes onlarla takılmak için can atar...

İşte o ‘’en popüler kız’’ da o dönemler best friendim, adı Nilay’dı.

Nilay 1.67 boyunda, upuzun kumral saçlara ve gayet güzel bir yüze sahip bir kızdı. Ayrıca vücudu da oldukça güzel ve dolgundu. Bide bunlara ilaveten oldukça zengindi. Kafanızda daha iyi canlanması adına söylüyorum, Hande Erçel'e benziyordu. 

Yani o popüler olmasında piknik tüpüne benzeyen ben mi popüler olayım ?

Kahve falı yüzünden mahkemeye çıktım

Nilay eski sevgilimin arkadaşıydı ama biz sevgilimle ayrıldıktan sonrada çok iyi anlaştığımız için irtibatı koparmadık. Hatta samimiyetimizi arttırarak ‘’kanka’’ sıfatı ile sürekli olarak buluşmaya başladık. Her gün okulun son zili ile birlikte eve gitmeden önce mutlaka müdavimi olduğum kafelerden birine gider ve piyasayı koklardım. Elim hadisede Karşıyaka’nın merkezinde bulunan, sonra gelişen olaylar yüzünden ismini vermekten tiksindiğim kafelerden birinde başladı.

Gene okulda bitiş zili için dakikaları sayıyorum. Gözüm saatte, Mia Khalifa’lı hayallere dalıp gitmişim.

Birden sınıfın duvarlarında Cash Flow-Hayata Küstüm şarkısı yankılanmaya başladı. Hoca şaşkınlıkla sınıfa ‘’ne oluyor amına koyayım’’ bakışı attı. Hocam dedim, problem yok benim telefon çalıyor. ‘’Çık dışarı’’ dedi. Hayret bir şey Cash Flow dinlemekte suç olmuş…

Dışarı çıkıp baktım arıyan Nilay’dı. Dedim; ‘’hayırdır kızım dersteydim’’. ‘’ Berkecan ile ayrıldık, sana ihtiyacım var, okuldan sonra her zamanki kafede buluşalım’’ dedi. ‘’Tamam’’ dedim, ve son zil ile beraber koşar adımlarla malum kafeye gittim.

Nilay’la bu kadar iyi anlaşmamızın sebebi birbirimizin ‘’dert ortağı’’ olmamızdı. Özellikle aşk hayatımızda ki sıkıntıları birbirimize anlatır ve çözüm bulmaya çalışırdık. Hayatta şöyle bir gerçek var ki ; (aşk hususunda) bir kızın en iyi dert ortağı en yakın erkek arkadaşı, bir erkeğin en iyi dert ortağı en yakın kız arkadaşıdır. Çünkü karşı cinsi en iyi anlayan gene karşı cinstir, durum bu kadar basit.

Malum kafede buluştuk, 1-2 saat aralıksız sohbet ettik. Bu anlattı işte çocuk bunu aldatmış, buda Facebook dan mesajlarını yakalamış koymuş tekmeyi. Ulan anlayamıyorum bu kız benim sevgilim olsa alnıma ‘’ben Nilay’ın manitasıyım bitchıslar’’ diye dövme yaptırırım, herifteki lükse bak ki aldatıyor… Kız zaten harap olmuş bende o anki çocuğa olan sinirimle verdim gazı, ama neler neler söylüyorum. Bu baya hiddetlendi ‘’bir daha ona döneni bütün İzmir siksin’’ falan diyo. Dedim; ‘’Aferin kız işte böyle aynen devam’’. Sonuçta bütün İzmir’e bende dahilim…

Akşam evime döndüm üstümü değiştirip salona geçtim. Laptopu bilgisayara bağladım, salondaki üçlü koltuğa güzelce yayıldıktan sonra The Dark Knight Rises’ı ( Batman Yükseliyor 2005) 39. Kez izlemeye başladım. Tam Ratchel’in Batman’ı, Harvey Dent’e tercih ettiği sahne. Bak o sahneyi ne zaman izlesem sinirden kafayı yerim. Rutinimi bozmayıp 39. Kez ‘’orospu ratchel’’ dedim. Batman lan o, istese ben bile veririm sen kimsin de reddediyorsun amk. Ben kendi kendime Ratchel’in annesinden bahsederken Nilay’dan mesaj geldi, ‘’Berkecan faceden mesaj attı bi girip oku ne yazsam karar veremedim’’ diyip, mesajın sonuna da Facebook şifresini yazmıştı. Şifreyi bir kağıda not aldım ve girdim Nilay’ın Facebook hesabına. Çocuk yalvar yakar, bokunu yiyim ayağı çekiyor Nilay’a geri dönmek için. Nilay’da yelkenleri suya indirdi indirecek, dedim ;

‘’Nilay, bütün İzmir... Make your choice ;)’’

Çok beğendiğim ve en yakın arkadaşlarından biri olduğunu bildiğim bir kız vardı, adı Ezgi. Omuzlarına kadar saçları olan, etine dolgun bir esmer güzeli. Simsiyah gözleri ve kılıç gibi kaşlarının karşısında etkilenmemek mümkün değildi. Arada bir onunla beraber geliyordu yanıma, ama ben Nilay eski sevgilimin arkadaşı olduğu için söyleyememiştim Ezgi’yi beğendiğimi. Bir baktım Ezgi ve daha niceleriyle binlerce mesajlar var. O an bir seçim yapmam gerekiyordu, ya erdemlice çıkış yapıp şifreyi yazdığım kağıdı atacaktım, yada umarsızca bütün mesajları okuyup Ezgi’ye yol yapacak bir kapı aralayacaktım.

Tabiki en doğru kararı verip bütün mesajları sağ baştan okumaya başladım. Herkesin hayatında olup biten ne varsa attım hafızaya, bir leopar gibi pusuya yatıp avımı beklemeye başladım.

Ertesi gün okul çıkışında gene aynı kafede buluştuk. Çocuğa dönmemiş ama depresyonda nirvanaya ulaşmış ponçik Nilay. Bu sefer yanında Ezgi’yi de getirmiş, üç kişi oturduk masaya. Birer orta şekerli kahve söyleyip muhabbete koyulduk. Nilay Berkecan’ı anlatıyor ama ben tamamen Ezgi’ye odaklanmışım. Arada bir Nilay’a dönüp ‘’aynen knk’’ diyorum dinlemediğim anlaşılmasın diye. Sonra gene tam gaz Ezgi’ye odaklanmaya devam ediyorum. O sırada Ezgi kahvesinden son yudumu aldı. Baktım fotoğrafını çekiyor fincanın. Meraklandım , ‘’neden fotoğrafını çekiyorsun fincanın’’ dedim. Falcı bacı diye bir uygulama varmış oraya yolluyomuş oda bakıyomuş falan filan. İşte tam olarak beklediğim fırsat buydu, hemen ortaya Cüneyt Arkın’ın Battal Gazi filminde Bizans Kalesine girip oradan oraya atladığı gibi atlayıp ‘’ben bakarım senin falına’’ dedim. Kız şaşırdı ‘’yaaa cidden sen fal bakmayı biliyomusun’’ falan diyo, dedim anasını bile sikerim sen fincanı ver.

Nilay’da şok oldu tabi, aldım fincanı elime 1-2 dakika falı incelermiş gibi yapıp başladım anlatmaya. Kızın hayatında ne var ne yok sıralıyorum tek tek, ben sıraladıkça kızın gözleri Afrika dere kurbağası gibi açıldıkça açılıyor. Ben falı bitirdiğimde kızın yüzünde sadece ‘’hassiktir’’ ifadesi vardı. ‘’Nerden biliyosun bunları ? ’’ dedi. Hemen ardından Nilay’a dönüp ‘’sen mi anlattın’’ diye sordu. Nilay’da yemin billah ediyor anlatmadım diye, garibim ne yapsın oda şok oldu. ‘’Fincanda çıkmıştı hepsi’’ dedim. Sanırım kız hayatının şokunu yaşamıştı ama etkilendiği de aşikardı. Artık her şey istediğim gibiydi, kızın gözünde doğa üstü bir imaj yaratmıştım. Ezgi Nilay’a dönüp; ‘’artık her buluşmanızda bende gelicem’’ dedi.

O cümleden sonra kendimi kaybettim sanırım, uzaktan Mehter Marşını duyuyorum, birileri kulaklarıma ‘’hünkarım’’, ‘’haşmetlim’’ diye fısıldıyor. O an için Fatih Sultan Mehmet idim ve İstanbul’u fethetmiştim… Öyle bir havaya girdim ki garson gelip ‘’bittiyse fincanı alıyım mı efendim ?’’ diye soracak olsa ‘’efendim’’ değil ‘’HÜNKARIM’’ diyeceksin deyip kellesini vurdururum, o derece.

Bu havalara girmem fazla sürmedi, tam nirvanaya ulaşmama birkaç basamak kalmışken tam arkamda oturan 65-70 yaşındaki tonton teyzeden ‘’ZAAAARRRRTTTTT’’ diye bi ses geldi. Birden hayallerimin ortasına biri sıçmış gibi oldu ve dehşet içinde arkama dönüp baktım. Kadın gayet rahat bir tavırla hafiften gülerek ‘’pardon çocuklar pırt yaptım’’ dedi. Teyze biraz daha devam etsen sandalyeyi eritiyodun ne pırtı amk. Kadın resmen kafenin ortasına nükleer bomba bıraktı, 3 ölü 5 yaralı var. Ateş yaksak tepkimeye geçicek amk hala pırt diyo.

Tebessüm edip ‘’olur böyle şeyler teyzecim’’ dedim. Nilay ile Ezgi’nin nutku tutuldu amk bön bön bakıyorlar. Kadın ‘’rahatsız ettim sizi kusura bakmayın’’ dedi. Yok dedim teyze ne rahatsızlığı altı üstü Mozart’ın 9. Senfonisini götünle çaldın.

Neyse bu durum bir şehir efsanesi gibi dilden dile yayıldı. Çoğu Nilay’ın arkadaşı olmak üzere hemen hemen her gün farklı birçok kıza fal bakıyorum, hakkında bilgi sahibi olmadıklarıma ise tahminler yürüterek sallıyorum ve gelecekle ilgili konuşmaya özen gösteriyorum. Mesela 10 yıl sonra evleneceksin diyorum, nasıl olsa 10 yıl sonra beni bulup hala evlenmedim diyecek hali yok. En yakın arkadaşlarımdan biri olan Ozan aveline anlattım durumu bütün açıklığı ile. Ozan 1.74 boylarında, esmer, 7. Sınıfta jiletle bütün vücudunu traş ettiğinden mütevellit kıl yumağı olan bir kardeşimizdir.

Ozan’a durumu anlatınca bunun beyninde birden şimşekler çaktı. Fok balıkları gibi ellerini birbirine vurarak hönk hönk hönk diye ses falan çıkarıyor. Oğlum dedim, ‘’ne oldu çiftleşme sezonuna mı girdin amk ?’’

Annesi fala çok meraklıymış, ‘’seni anneme anlatayım kesin sana fal baktırmak ister. Ben sana bütün herşeyi anlatıcam annemle alakalı, 40-50 ne atarsa yarı yarıya’’ dedi.

Para lafını duyunca an bile düşünmeden kabul ettim, etmemeliydim…

Ertesi gün Ozan’ın annesi beni çağırdı. Gittim altın günü gibi bir şey varmış evlerinde. Bir düzine kadın oturmuş kısır yiyor, tam kısırdan bir kaşık alıyorlar daha yutmadan ağızlarında bir ton bulgurla gıybete devam. Hayran kalmıştım. Kısır yeme fasılları bitince kahveler yapıldı. Ama gıybet full time devam ediyor.

Annesi falı kapattı. Ben bir an önce gitmek istediğimden daha soğumasını beklemeden açtım falı. Kadıncağız şaşkın şaşkın ‘’Önce soğuması gerekmiyor muydu oğlum ?’’ dedi. ‘’Teyzecim her yiğidin yoğurt yiyişi farklıdır sen arkana yaslan ve beni dinle bak neler neler çıkmış abooo’’ dedim… Ben anlattıkça diğerlerinde nasıl olduysa kadında aynı şekilde şok geçiriyor. Ozan ne söylediyse ard arda sıralıyorum. Kadın mest oldu.

Fal bitince çıkardı 30 TL verdi. Bi lavabayo gidip geldim ki ne göreyim ? Bütün kadınlar fal kapatmış beni bekliyor. O gün o evden 210 TL para çıkardık Ozanla beraber, yarı yarıya bölüştük.

Müthiş mutluydum, ailemden günlük 10 lira harçlık alıyordum. Cebimde hiçbir şey yapmadan kazandığım 105 lira vardı. Benim için o zamanlar büyük paraydı. (HALA BÜYÜK PARA)

Hiç unutmam ilk işim dönerciye gidip yarım tavuk yerine et İskender yemek olmuştu.

Paranın tatlı gelmesinden dolayı işi ticarete dökmeye karar verdim. Kişi başı 20 Lira alsam ve her gün 10 fal baksam günlük 200 lira yapıyordu bu parada o dönem beni çıldırmaya yeterdi. (HALA YETER)

Nasıl yapacağımı düşünmeye başladım, sonuçta bilgim tükenmişti ve sallayarak bir yere varamıyordum. Derken aklıma müthiş bir fikir geldi…

Orta okuldan eski bir arkadaşım bu hackerlik işleriyle ilgileniyordu. Baya da başarılıydı, hani bu instagram, facebook hesaplarını falan çalmak adam için çocuk oyuncağıydı. Onunla konuştum, anlattım durumu. Ortak olalım sen hesapları patlat bilgileri bana yolla bende fal bahanesiyle alayım paraları yarı yarıya kırışırız dedim. Fal baktıracak kişileri önceden tespit edip gerekli bilgileri toplayabilmek için randevu sistemine geçtim. Fal baktıracak herkesin en az 3 gün önceden bana Facebook üzerinden ulaşıp randevu olması gerekiyordu. Böylece aynı zamanda fal baktıracak kişilerin Facebook hesap linklerine de ulaşıp hacker ortağıma yolluyordum. 5 dakikada hesabın şifresini söylüyor ve faldan bir gün önce girip hepsini okuyor ve bütün bilgileri topluyordum.

Müthiş bir plandı ve tıkır tıkır işledi. Sadece ilk haftadan hemen hemen 1000 lira toplamayı başarabilmiştik. Parayı kırışıp geceleri Alsancak sokaklarında alemlere gidiyorduk.

Bu durum 2-2.5 hafta durum böyle devam etti. Halimizden çok memnunduk ki bir akşamüzeri polisin kapıma dayanması her şeyi mahvetti. Nasıl ve nereden haberleri oldu hala bilmiyorum ama yaptığım yasal bir suçtu ve 17 yaşımda koluma kelepçe takıp karakola götürdüler.

Polislere abi valla bilmiyordum suç olduğunu sadece biraz eğlenip para kazanmak istemiştik falan diye ağladım… ama nafile…

Kahve falı yüzünden mahkemeye çıktım

Bütün gece nezarette kaldım annem ile babamın yüzündeki ifade gözlerimin önünden hiç gitmiyor. Sabaha ifademi aldılar, mahkemeye sevk edip bıraktılar.

Dediğim gibi; alıştığınızın aksine bu sefer yırtamamıştım…

17 Yaşında olduğumuz için hapis cezası almadık, ama ortağımla beraber 3 Yıl denetim aldık. Yani 3 yıl içinde herhangi bir suça en ufak şekilde karışırsam içeri girecektik.

Sonra ki 3 yıl boyunca uçan kuşa ‘’abi’’ çektim. Kahrolsun bazı şeyler.