EDEBIYAT

Hasan-2000

Author

7. sınıftaydık. O yıl Milli Eğitim, 58 kişilik, bir sırada 3 kişi sıkış tıkış oturduğumuz sınıflara, erkekli kızlı karışık oturma şartı getirmişti. Arka sıralarda oturan, tüm yazılılardan istisnasız 0 alan bir arkadaşımız vardı, Hasan. Kompozisyon yazılısında hoca kağıdı eline verip 'Başlık yaz 5 puan vereceğim Hasan bir kelime yaz' demişti. Hasan 'İstemiyorum ' dedi. Babaannesiyle dedesi arada okula gelir, hocalardan 100 ah işitir, bin de kendileri ah çeker giderlerdi. Hasan işe yaramazın, çilli afacanın önce gideniydi. Biz ön sırada oturan burjuva inekler asla arka sıradakilerin seviyesine inmez, mecbur kalmadıkça konuşmaya tenezzül etmezdik. Ön sırada 9 kişiydik. Demet vardı mesela en ön orta sırada. Kırmızı suratlı şişko Demet, sürekli arkadakileri ispiyonlar, işine gelmeyince ağlar, hırslı annesini okula çağırıp kavga çıkartır ve rahatsız edici şekilde yüksek sesle konuşurdu.

Milli Eğitimin yeni kuralından sonra öğretmen Hasan'ı ben ve arkadaşım Şeyma'nın ortasına oturttu. Bu bir emirdi. Bakanımız böyle uygun görmüş. Zaten yapışık oturduğumuz daracık okul sırasında bir de erkek arkadaşla yapışık oturmak oldukça sinir bozucuydu. Üstelik Hasan tembeldi nasıl benim yanıma otururdu. Şeyma da vasattı. Bu tembellerle arkadaş olmak istemiyordum. O gün, koşa koşa sinirle çıktım okuldan, eve gidip çantamı fırlattım. Babam ilçenin kaymakamı. Ama sıra dayağı yesek, 'Öğretmen ne dese haklıdır der, asla ayrıcalık gösterilmesine izin vermez, okulda babam memur diyeceksiniz ' diye tembihler. Annem açlıktan ölsek, beslenme koymaz, gelin evde yiyin, simit alamayan çocuklar var bir çocuğun bile canı çekse vebal, burası taşra' derdi.

Öfkeyle anlatmaya başladım 'Hasan'ı oturttu ortamıza, iğrenç, serseri, tembel, . Kışın bile lastik ayakkabıyla okula geliyor botu olduğu halde hem de. O bir aptal. Ben erkekle oturmam söyleyin öğretmene değiştirsin.' Annem gülümsedi. Sakince, Hasan'a derslerinde yardımcı olmam gerektiğini,erkek de olsa arkadaşım olduğunu uzun uzun anlatarak ikna etti beni. Hasan'ı sırada itekleyip duran ben, ertesi gün yanına gittim ve tıpkı annemin öğrettiği gibi

'Günaydın Hasan, nasılsın bugün? Bir şey sorabilir miyim, neden botun olduğu halde bunlarla geliyorsun okula, üşümüyor mu ayakların? ' diye başladım konuşmaya yüzümde kocaman bir gülümseme ve annemin teşvik ettiği merhamet duygusuyla. Biraz saçma girmiştim konuya, neden takmıştım çocuğun ayakkabılarını kafama bilmiyorum. 

Kumral saçlarını geriye atıp kaldırdı kafasını, çilli sevimli yüzünde kocaman sıcacık bir gülümseme. 'Üşüyor ayaklarım ama başka planlarım var' dedi.

Hasan o kadar da kötü çocuk değilmiş, dedim içimden. Uzunca sohbetlere başladık sonra arkadaş olduk. Hoca girince susup dersi dinliyor, teneffüste Şeyma'yla pür dikkat tüm kızları ekip Hasan'ı dinliyorduk.  Meğer babası vefat edince annesi başka biriyle evlenmiş. Evlendiği adam istemeyince Hasan'ı, bırakmış babaannesine. Her yıl umut vermiş seni yanıma alıcam diye. Sonra da uzun süre aramaz sormaz olmuş. Bu yüzden o ayakkabıları giyermiş ki, hasta olursa belki annesi gelir yanına. Yazılı kağıtları da umut etmesindenmiş, dersleri kötü diye annesi alır okuldan, kendi yanındaki bir okula verirmiş belki. Bir kardeşi olmuş üvey babasından, çok seviyordu, resmine bakıp duruyordu. 

 Bir de babasının Mersin'de bir otel önünde çekilmiş resmi vardı. O resmi Şeyma'yla bana hediye etmişti. Üçümüz bakardık teneffüslerde. Resme uzun uzun dalar, gözler dolar, 'Bu otel babamınmış, babamı öldürmüşler, amcam almış, büyüyünce alıcam amcamdan' derdi. 

 Aradan biraz geçip arkadaşlığımız ilerleyince, Hasan'la teneffüslerde ders çalışmaya başladık. Babaannesinin parasını çalıp arkadaki serserilere yedirmekten vazgeçirdik, bot giymeye başladı. Yazılı kağıtlarını bildiği kadarıyla doldurmaya karar verdi. Notları çok yükseldi. Hasan' a evden kitap getirmeye başladım. Serseri arkadaşlarıyla takılmıyor, büyük bir ciddiyetle kitaba gömülüyordu.

 Herşey yolundaydı. Ta ki öğretmenler durumu fark edene kadar. Hasan'la yakından ilgilenen annem, durumundan benim anlattıklarımdan, daha fazla ilgi gösterilmesini umarak öğretmenle paylaşmış ve iyi niyetle büyük bir kötülük yapmıştı. 

Öğretmen sınıfa geldi bir gün, Hasan'ı çıkardı dersten 'Dışarda bekle oğlum' dedi. Ardından beni ve Şeyma'yı tebrik etti. Hasan'ın tüm sırlarını acındırarak anlatmaya başladı. O anlattıkça Şeyma ve ben yerin dibine giriyorduk. Sonra bir karar aldı. Sadece ben çalıştırmayacaktım Hasan'ı . Öndeki çalışkan grubundan herkes sırayla çalıştıracaktı. Hasan'a teneffüs yasaktı. Demet fırladı ' Öööğretmenim ben çalıştırmak istiyorum arkadşımı. ' dedi cırtlak tiz sesiyle. Öğretmen takdir etti,baş görevi ona verdi. Demet başı okşanan bir köpeğin göğüsleri önde,dik, mağrur duruşuyla omuzlarını hafifçe sallandırarak gururla oturdu yerine. 

 Hasan için okul eziyete dönmüştü. Öğretmenin söylediklerini duymuş, gururu incinmiş, ben ve Şeyma'yla konuşmuyordu. Çalışkan geçinen sistemin yemi öğrenciler, Hasan'ı zorla çalıştırıp öğretmenden artı alıyordu. Hasan başını öne eğiyor, yüzü kıpkırmızı, sessizce karşısına geçip tahtada öğretmencilik oynayan, tribünlere oynayan bu grubu dinliyordu, arada canına tak edince çıkıp gidiyordu bahçeye, arkasından bağırıp tahtada sap gibi kalan inek arkadaşına aldırmadan. Ama Demet'ten kurtaramıyordu yakasını. 'Ödev verdim sana yapmamışsın gerizekalıııı, ben senin için teneffüse çıkmıyorum yaa fedakarlığıma bak ' diye eline cetvel alıp sallıyordu Hasan'a doğru. Bazen sınırlarını biraz daha zorlayıp, öğretmene dövdürmeyi başarıyordu. Öğretmen, Demet'i dinlemesi için tembihliyor, iki tokat atıp gidiyordu. Hasan'ın sarı teni kıpkırmızı kesiliyordu, çillerini seçemiyorduk yüzünde. 

 Yine bir gün Demet elinde cetveli avazı çıktığı kadar bağırarak (yan sınıfta hoşlandığı Evren'e göstermekti amacı yaptığı iyiliği) ,  tepesinde ders anlatırken, gözümüz Hasan'a takıldı, Şeyma'yla birbirimize baktık. Sınıfta bizden başka kimse yoktu. Hasan başını öne eğmiş, yumruklarını sıkıyor, yüzü kıpkırmızı, kaskatı duruyordu. Gurur çok kırılmıştı. Tüm bu anlamsız işkence için bizi suçluyordu. Anneme anlattığım için ben de kendimi suçluyordum.  Demet'e bu denli tahammül edebilmesi şaşırtıcıydı. Bir kıza vuramayacak kadar centilmendi o. Ta ki Demet 'Beni dinliyor musun seeen' diyerek cetveli kafasına geçirene kadar. Ayağa kalktı, Demet'in şişko kollarından tutup tahtaya yapıştırdı onu. Kulağına eğilip 'Uzak dur benden' dedi. Demet'in canı yanmamıştı emindik. Ama sarsılmıştı. Şaşkınlığı bir an sürse de, hemen kendini toparlayıp avazı çıktığı kadar bağırmaya başlayıp tırnaklarını Hasan'ın yüzüne geçirdi. Yüzünden kanlar akıyordu. Öğretmenler geldi. Demet 'Hasan üstüme saldırdı' diye avazı çıktığı kadar bağırıp tepiniyordu... 

 Bizi kimse dinlemedi. Sınıftan çıkarıldık. Ne oldu Hasan'a bilmiyoruz ama ertesi gün sinirle yanımıza geldi. Verin babamın resmini dedi. Geri verdik. Çantasını toplayıp arkadaşlarının yanına gitti. 

 Babaannesinden para çalıp arkadaşlarını havuz götürmeye, kışın ortasında lastiklerini giymeye, yazılı kağıtlarını boş vermeye devam etti. Bizden başka kimsenin de umrunda olmadı ya da işine gelmedi umursamak Hasan'ı. 

 Şimdi öğretmenim. 60 kişilik sınıflar, dayak atan öğretmenler yok. Akıllı tahtalar, 147 şikayet hatları var. Bir Hasan daha bulur muyum diye bakınırım hep girdiğim sınıflarda. Hiç denk gelmedim ama bir Hasan daha bulursam, söz verdim kendime, bu defa izin vermicem arka sırada kaybolup gitmesine....