KADIN

Affedersiniz soykırım mı dediniz?

Author

Küçücük ayaklarıyla teyzesinin koşar adımlarına yetişmeye çalışıyor, ayağındaki terlikler arnavut kaldırımının girinti çıkıntılarına takılıyor, sendeliyor ama düşmüyordu. İkisinin de gözlerinden akan kanlı yaşlar, hıçkırıklarına karışıyordu. Tek dertleri bir an önce kendilerine sığınacak yer bulmaktı. Nihayet kilisenin kapısına gelmişlerdi. Teyze, kapıyı o kadar hızlı çalıyordu ve karşısında kutsal biri varmış gibi dua ediyordu ki küçük kızın korkudan gözyaşları daha da şiddetlendi. Endişeyle açılan kapının arasından bir çift göz göründü. Teyze kendilerini içeri alması için kilise görevlisine yalvarıyordu. Teyze ve yeğenin başına neler geldiğini anlayan görevli, kapıyı açtı. İkisinin de içlerine garip bir huzur dolmuştu. Teyze, hem görevliyle konuşuyor hem küçük yeğeninin gözyaşlarını siliyor, öpüyor, öpüyor, kokluyordu.

Affedersiniz soykırım mı dediniz?

‘ÇOCUĞU KİMSEYE VERMEYİN’

Küçük kızın ise gördüklerine bir de duydukları eklenince korkusu iki kat artmıştı. Belli ki kiliseye bırakılacaktı. Çünkü çok sevdikleri komşuları anne ve babasının boğazlarını gözleri önünde kesmiş, öldürmüştü. Babası sarraftı ama insanları tanımamıştı. Zira çok sevdikleri komşuları anne ve babasına bu eziyeti yapmazdı, bir çift kan olup akıtmazdı. Küçük kız, son bir hamleyle teyzesinin eline yapıştı ve “Ne olur beni bırakma” diye yalvarmaya başladı. Teyze ise yol boyunca elbisesinin içine sakladığı büyük bir kese altını görevliye uzatarak, son isteğini söyledi.

- Başınıza ne gelirse gelsin. Size vasiyetimiz lütfen bu çocuğu kimseye vermeyin!..

YETİMHANEYE YERLEŞTİRİLDİ

Küçük kız, koşar adımlarla kiliseden çıkan teyzesine son kez baktı. Ağlamaktan yorulan kız, kilise görevlisi tarafından hızlıca kendisi gibi yetim kalan çocukların bulunduğu sığınağa götürüldü. Dünyanın en zengin ailelerinden birine mensup olan sarraf babasının kendisine verdiği özel “hediye” ise hala iç çamaşırının içinde duruyordu. Bu hediye onun “geleceğinin garantisiydi.” Ancak “işler” kilise görevlileri için de pek yolunda gitmedi. Kiliseyi yakanlar, görevlileri de öldürmüştü. Sığınaktaki çocuklar için de yetimhane yolu göründü. Uzun süre yetimhanede kalan küçük kız, ne konuştuğu dilin Ermenice, ne de inandığı dinin Hıristiyanlık olduğunu bilmiyordu. Çünkü etrafında herkes kendisiyle aynı dili konuşuyordu. Günler yılları kovaladı... Küçük kız biraz büyüdü, ortalık sakinleşti. Ancak tehlike henüz geçmemişti.

YENİ KİMLİK VE 'MÜHTEDİYE'

Yetimhaneye gelen bir çift Türk, küçük kızı evlat edindi. Aile kızın Ermeni olduğu ortaya çıkmasın diye, hızla Türkçe öğretip, Müslümanlaştırdı!.. Küçük kızın artık yeni bir kimliği vardı. Kenarında ise “muhtediye” yazıyordu! Küçük kız büyüdü, evlenme çağına geldi. “Ailesi” tarafından uygun görülen bir Türk genciyle hayatını birleştirmek için nikah masasına oturdu. İşte o küçük kız Ermeni ve Hıristiyan olduğunu evlenmek üzere olduğu adama “Evet” demeden kısa bir süre önce öğrendi. Kendisiyle aynı dili konuşan ve aynı dine inananların neden öldürüldüğüne ise hiç bir zaman anlam veremedi.

ZORLA TÜRKİYE'YE GÖNDERİLDİ

Zorluklarla geçen hayatı, evlenince de pek yolunda gitmedi. 4 çocuğu olmuştu. Geçim sıkıntısı yaşayan kadın, eşiyle birlikte Almanya'ya gitti. Çocuklarını evlendirdi, torunları oldu. Ekonomik olarak biraz rahata erdi, ancak tatil için bile Türkiye'ye gitmeyi reddetti. Ta ki eşi öldükten sonra iki oğlu tarafından zorla Türkiye'ye gönderilinceye kadar... Kızları çok önceden evlenmiş Türkiye'ye kesin dönüş yapmıştı. Artık 80'li yaşlarını süren yaşlı kadın, ölümüne kadar kendisini sığıntı gibi hissedeceği damatlarının evine yerleşti. Oğullarının her yaz pişman olup, kendisini tekrar Avrupa'ya götüreceğinin hayalini kurarak...

ÖLECEĞİ GÜNE KADAR KONUŞMADI

Türkiye'ye gelir gelmez yaşadıkları gözünde tekrar canlandı. Ermeni olduğu ortaya çıkacak ve boğazı kesilerek öldürülecek düşüncesiyle, kapıdan dışarı çıkmıyor, sayım zamanı memurların karşısına geçmiyordu. Tek dileği doğru dürüst vakit geçiremediği ailesinin katledildiği bu ülkeden uzaklaşmak ve yaşamı boyunca babasının kendisine “geleceğini garantiye” alması için verdiği hediyeyi en sevdiği torununa bırakmaktı. Ama öyle olmadı. Yıllarca en zor zamanlarında bile satmadığı, üzeri değerli taşlarla süslü haçı, sığıntı gibi yaşadığını hissettiği damadının işlerinin bozulması nedeniyle satmak zorunda kaldı. Yaşlı kadın, ailesinden kalan bu tek mirası sattıktan sonra iyice içine kapandı. Kanlı gözyaşlarını en sevdiği torunlarından bile saklayıp, öleceği güne kadar kimseyle konuşmadı...

O kadının adı Hayganuş Sarrafyan'dı... Benim anneannemdi.