DIĞER

İleri teknolojiyle imtihanım iyi geçmedi, güvercin çağını özledim

Author

Aslında her şey bir tabletle başladı. Bilgisayarı görüntülü daktilo olarak kullanan bana hediye edilen bir Samsung tabletti tüm bu “ileri” teknolojiyi reddetmemin nedeni. İyi niyetlilerdi sonuçta hediye edenler. Sabahtan akşama kadar bilgisayar başında olan benim; yolda, orada, burada, sağda, solda, otobüste, minibüste vs.de de haberden uzak kalmamı istemeyen kızım ve babası özel olduğunu sandığım günlerden birinde sevinç ve mutluluk içinde bir tablet hediye etmişlerdi. Aslında poşetin üzerinde yazan Teknosa kelimesinden anlamalıydım ama yine de iyimser düşünüp paketten elektronik bir cihaz çıkmayacağını tahmin etmek istiyordum. Nitekim hayallerim suya düşmüştü. Artık hiç gereği olmayan, beni 24 saat teknolojiye bağımlı kılmayı amaçlayan bir tabletim vardı. Henüz tuşlu telefonlar teknoloji çöplüğüne atılmamış ve uzuuun süredir kullandığım Blackberry telefonum tarihi eser kıvamına gelmemişti. Mutluydum, fazla akıllı değildi ama işimi görüyordu. Sonuçta tüm amaç, “Yes, no, mesaj” değil miydi? Düşünün o tarihte henüz whatsapp bile yoktu. Ya da vardı da ben ve yakın çevremdekiler farkında değildi.

İleri teknolojiyle imtihanım iyi geçmedi, güvercin çağını özledim

EN AKILLI TABLET SANMIŞTIM!

Çoğunlukla evde unutuyor, lazım olacağı zaman da kızımın oyununun bitmesini bekliyordum. Fazla kullanılmamaktan mıdır nedir, birkaç ay sonra tablette birtakım tuhaf durumlar oldu. Önce internete hiçbir koşulda girmemeye, ekranı donmaya ve zırt pırt şarjı bitmeye başladı. Kaptığım gibi Teknosa’nın kapısında aldım soluğu. Yetkili kişinin, “Hmmm bunu değiştirelim” yaklaşımı oldukça hoşuma gitti. Hemen 200 lira civarında farkla yeni bir tableti elime tutuşturdu. Çaresizdim, aslında tabletim olsun istemiyordum ama yerine mutfak robotu almak da içimden gelmiyordu. Mecburen eve gittim. Ambalajı açıp, şarja taktım. Aman tanrım o da neydi tablet yaklaşık on dakika sonra yüzde 100 dolmuştu. Fişten çıkardım, açtım, yeni tabletle tanışmaya, “ileri” teknoloji karşıtlığımla baş etmeye çalışacaktım. Yeni tabletim o kadar akıllıydı ki 10 dakikada şarj olmuştu. Ama o da ne? Şarjının bitmesi de en az bir o kadar hızlıydı. Yani neredeyse aynı zamanda şarjı bitmişti. Sıfırdı hatta uyarı vermeden kapanmıştı bile. Bu işte yine bir terslik vardı. Bir hafta boyunca inatla denedim, aynı şeyi yaptı.

HAYALİ ŞARJ OLAN TELEFON

Yine Teknosa’nın kapısındaydım. “Hmmm, bunu siz en iyisi Nişantaşı’ndaki Samsung’un merkez servisine götürün” dedi yetkili. Ne merkezi, ne servisi, daha bir hafta olmuştu alalı. Yine de merkez merkezdir deyip metroya atladığım gibi soluğu Nişantaşı’nda o insana güven veren Samsung servisinin kapısında aldım. Kocaaaa mağazada genç bir teknisyen, “Bu cihaz hayali şarj oluyor. Orijinali dışında başka aletlerle şarj etmeyin” dedi. Ama ben tableti daha alalı bir hafta olmuştu, kutusunda yani, şarjı da orijinal. Ucu siyah, kablosu beyaz bir şarj uzattı genç teknisyen. Şarjın ucunda Sony, kabloda ise hiçbir şey yazmıyordu. Bu muydu yani orijinal şarj. Kendisine ve Samsung’a tumturaklı bir teşekkür edip, eve gittim. Bir gün için bu kadar teknoloji peşinde koşmak yeterdi.

TEKNOSA’YI SU YOLU YAPTIM

Vazgeçmedim, eski parayla aşağı yukarı 1 milyar kusür vermiştim. Hazır bu da bozuk çıkmışken tableti iade edeyim diye düşündüm. Teknosa’nın bulunduğu avm’nin kapısındaydım yine. Önce emektar Blackberry’ime bir batarya almam gerekiyordu. Kapağını bile dışarıya fırlatacak kadar şişmişti, kulağımda patlama endişesiyle yaşıyordum. Mağazaya girdim, telefonumu gösterip batarya istedim. Tezgahtaki genç, “Batarya yok”.

Ben: “Peki ne zaman gelir.”

Tezgahtaki genç: “Hiçbir zaman.”

Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Ne demek hiçbir zamandı. Telefonum elinde bir o tarafa bir bu tarafa çeviriyordu.

Tezgahtaki genç: “Hanımefendi bunun her şeyi orijinal mi, orijinalse yeni bir telefonla değiştirelim. Çünkü artık Blackberry bu telefonlardan üretmiyor. Kanada yapımıymış, Blackberry bunları geri topluyor. Bu modeller dışında hiçbir telefonunu bu kadar sağlam ve fonksiyonlu üretemedi. Bunu 500 liraya sayalım size yeni bir telefon verelim.”

‘RIZA BABA’ OLSA BULURDU

Şaşırmıştım, telefonumun her yeri orijinaldi. Üzerinde çizik bile yoktu. Henüz 4 yıldır kullanıyordum, hatta amiyane tabirle “kız” gibiydi. Hayır vermeyecektim, Blackberry’mden vazgeçmeyecektim. Mecburen Teknosa’ya gittim. Bir yığın prosedür, fatura, garanti belgesi, kutu vs. derken tableti iade ettim. Israrla tuşlu telefon istememe tuhaf tepkiler veren tezgahtar, yerine akıllı olduğunu iddia ettiği Samsung telefon ve yüzündeki zoraki gülümsemeyle kapıdan uğurladı. Aslında telefonumla aram yaklaşık 1 yıl gayet iyiydi. Taa ki 4-5 ay önce o meşum Beşiktaş maçının oynandığı güne kadar. Yoldaydım, Beşiktaş maçı kazanmış, Çarşı’da kızılca kıyamet, kardeşimle yürümeye çalışıyordum. Uzun zamandır telefonumun çalmadığını fark edince elimi çantama attım. İşte o an Kartal’ın tepesine çıkıp, bağırmamak için zor tuttum kendimi. Canım arkadaşlarım, dostlarım, haber kaynaklarım… Hepsi birkaç yüz lira kazanmak için hırsızlık yapan kişinin elindeydi şimdi. Hemen tanıdık bir polisi aradım. “Arka Sokaklar’da gördüğün her şeye inanma” deyip kapattı telefonu. O telefonu bulmam lazımdı, yeni rotam önce gidip bir telefon almak sonra Çağlayan Adliyesi’nin yolunu tutmaktı.

KLON NUMARALAR VE ‘HAFIZA KAYBI’

Teknosa’da artık arkadaş olduğumuzu düşündüğüm “satış danışmanının” karşısındaydım yine. “Öyle özelliği var, böyle özelliği var” dediği bir üst model akıllı Samsung’la kapıdaydım yine. Yakın tarih tekerrür ediyordu, şarj, pin kodu, açma, yükleme, ulaşabildiğin arkadaşlarından numara istemeler falan... Ben numaraları telefona kaydettikçe, ikinci bir kayıt daha gerçekleşiyordu. Numaralar klonlandıkça klonlanıyor, telefon “hafıza yetmezliği” uyarısı veriyordu. Üstelik konuşamıyordum da sürekli karşımdaki “alo, alo” deyip duruyordu. Bu böyle olmayacaktı. 4 gün önce yine artık bütün personelini, değişen, değişmeyen tüm müdürlerini tanıdığım Teknosa’daydım. İletişim kuramadığım telefonumun hafızasındakiler bir üst modele aktarıldı. Bir de ne göreyim, numaralar yine klonlanmıştı. Satıcı çocuk, “Şimdi aktarma yapıldı ya, eski telefonunuzdakiler geldi tek tek sileceksiniz biraz zahmetli iş ama hı hı bla bla” dedi, yeni bir Samsung’la eve geldim. Üşenmedim, çalınan telefondakilere rağmen oldukça azalmış yaklaşık 250 numaranın klonunu tek tek sildim.

YAŞASIN ANKESÖRLÜ TELEFON VE İŞBİRLİKÇİLERİ

Artık her şeye sıfırdan başlayacaktım ama o da ne gece sildiğim numaralar, sabah tekrar karşımdaydı. Telefonda ne kadar “yedekleme, bildirim” falan varsa hepsini kapattım. Numaraları oturdum büyük bir sabırla tekrar sildim. Bugün ne mi oldu, numaralar tekrar klonlanmıştı, hatta bazı numaralar ise komple silinmişti. Üstelik telefon sürekli “hafıza dolu, gereksiz dosyaları sil” uyarısı vermeye başlamıştı. Oysa telefon bomboştu, ne fotoğraf, ne gereksiz ıvır zıvır. Sadece canım arkadaşlarım ve dostlarımdan kalma birkaç numara… Yarın ne mi yapacağım. Tabii ki Teknosa’nın yolunu tutacağım. İleri teknolojiyle sınavıma yarın bir son vermeye kararlıyım. Yaşasın ankesörlü ve sabit telefon, yaşasın mektupla, kartla, dumanla, güvercinle iletişim…