KÜLTÜR

Gezi'nin yıldönümünde 'Halk'ın muhabiri anlatıyor

Author
Gezi'nin yıldönümünde 'Halk'ın muhabiri anlatıyor

Öyle bir dönemdi ki o, biz 80 ve 90 kuşağı çocuklarının, Türk siyasi tarihinde yaşadığı en önemli olaydı. Mücadele etmenin ne demek olduğunu en çok Tomaların karşısına geçtiğimizde, polis tarafından gazlandığımızda, parkın yollarını arşınladığımızda anladık. İnandık, direndik, sonuna kadar umudumuzun olmasını istedik ve aslında başardık da… Kayıplarımız oldu, yas tuttuklarımız, aşkı da gördük, kavgayı da… Makbule Cengiz, bu mücadelenin orta yerinde sesimize ses olan, bize ilk haberi televizyon ekranlarından, canlı yayından veren isim oldu. Ve şimdi bundan dört yıl öncesini, Gezi Parkı Direnişi’ni anlattığı ‘Üzgünüm, Yazmak Zorundaydım’ kitabıyla bir hayal gibi güzel olan Gezi’ye selam gönderiyor ve Halk Tv’de yaşadıklarını anlatıyor.

RÖPORTAJ. HİPPİ KIZ 

Seni Halk Tv’deki muhabir kız olarak tanıdık, sevdik. Ne oldu da Halk Tv’den ayrıldın?

Kovuldum. Medyanın o kötü alışkanlıkları evimiz dediğimiz bir kurumda benim de karşıma çıktı. Bir şeyler yanlış gidiyordu ve ben susamazdım. Gezi günlerinin ekmeği hovardaca harcanıyordu, ses çıkardım ve susturma yöntemi olarak kovdular. Zaten bizim sektörde yükselen birinin bacağından tutup aşağı çekmek artık milli bir spor haline geldi. Ve kovuldum.

‘Üzgünüm, Yazmak Zorundaydım’ bir Gezi günlüğü değil de Halk Tv’den çıkarılış öyküsü mü?

Bir Gezi günlüğü, ileride Gezi üzerine araştırma yapacaklar için bir rehber kitap aynı zamanda. “Üzgünüm, Yazmak Zorundaydım!” benim hikayem ama otobiyografik özellikler taşırken aynı zamanda bir döneme tanıklık hikayesi. Hikayemi Gezi’den ayırmam mümkün değil. Gezi’yi gün gün anlattım bu kitapta, yarısından çoğu Gezi Direnişi. Gezi Direnişi’ni canlı canlı aktarmış tek gazeteciyim, bu tanıklıkları tarihe bırakmak istedim. Geçtiğimiz günlerde çok sevdiğim bir yazar arkadaşım şöyle dedi: “Bu senin hikayenden öte şimdiye kadar yazılmamış samimi bir Gezi tarihçesi, ileride daha da anlamlı olacak.”

Hakan Aygün’le artık görüşmüyorsun muhtemelen. Bu kitaptan sonra o da sana dava açmasın?

Kitap çıkalı 1,5 ay oluyor, öyle bir dava yok. Açamaz çünkü gerçekleri yazdığımı herkes biliyor. Haklılığımı Hakan Aygün de biliyor. Elbette görüşmüyorum. Kovulmadan önceki iki aylık mobbing süreci dahil olmak üzere Hakan Aygün’le hiçbir iletişimim olmadı. Benim için yok hükmünde olmakla birlikte kuruma ve bizim emeklerimize zarar veren derin ve kötü bağlantıları olan bir adam. Üstelik sadece ben değil, birçok önemli isim kovuldu. Kitabı okuyanlar görecek; bu kadar önemli ismin Halk Tv’den tasfiye edilmesi, cemaatsever Hakan Aygün’ün CHP’nin kanalındaki paralel yapılanması mıydı?

Gezi'nin yıldönümünde 'Halk'ın muhabiri anlatıyor


Gezi günlerine dönelim. Bize Gezi’de yaşadığın dramatik ve bir o kadar da coşkulu bir iki şey anlatsana…

Gezi’nin ilk günlerinde barikat yapmak için elden ele taş taşıyan gençlerin, Gümüşsuyu’nda oluşturduğu ip gibi sırayı çok hüzünlü bulurum. Ve yine aynı ip gibi sırayla yaralanan, fenalaşanları sedyelerle Taksim Meydanı’ndaki revire taşımalarını hiç unutamam. İnanılmaz bir seferberlik ve direniş haliydi. Sanki savaş vardı da tanıklık yapıyorduk. Gümüşsuyu’na inen herkesin koluna kan grubu yazılıyordu, düşünebiliyor musun? Bu anlar çok dramatik gelir. Gözaltına alınmaya çalışılma ve tartaklanma anlarımı anlatmaya gerek yok, zira o kadar çok insanın canı yandı ki, benimkiler çok da önemli değil. Ama en unutamadığım anım, Beşiktaş’ta çubuklu formalı iki genç çocuğun beni polisin olduğu noktaya yaklaşmamam konusunda uyarmasıydı. Arkamdan “Bir şey olursa buraya gel abla, biz buradayız” demişlerdi. Ve ben o gece Beşiktaş’ta eve gitmeye çalışırken “Sil gözyaşlarını, hiçbir şey eskisi olmayacak” yazan duvarın önünde oturup ağladım. Daha sayamayacağım birçok anım var, duvarlara yazılan yazılar, insanların söyledikleri, kek börek, sarma getirenler… Kitapta bu anıları bol bol bulacaklar.

Gezi'nin yıldönümünde 'Halk'ın muhabiri anlatıyor


Sence Gezi Direnişi’nin bu ülkeye kattığı en büyük şey ne oldu?

İstersek bir arada olabileceğimizi, yalnız olmadığımızı gördük. Gezi istersek bir arada durup çok güçlü olabileceğimizi öğretti. Her renk bir aradaydı ve çok güzeldi. Bir düşler ülkesi yaratabileceğimizi biliyorum artık.

Gezi'nin yıldönümünde 'Halk'ın muhabiri anlatıyor
Gezi'nin yıldönümünde 'Halk'ın muhabiri anlatıyor

Bir daha Gezi gibi bir dönem yaşar mıyız sence?

Her dönemin kendine özgü koşulları vardır, bir Gezi daha olur mu olmaz mı bunu konuşmak doğru gelmiyor. Ama Gezi’den daha güçlü, daha farklı bir bir aradalık olabilir, neden olmasın? Bir kere bir araya gelebilenler yine birleşirler.

Sen cesaretin ve açık sözlülüğünle hem basın özgürlüğünü hem de özgür kadını simgeliyorsun. Kitaptan sonra okuyucuların tepkileri nasıl oldu?
Çok cesursun dedi herkes. Bir kere içim öyle rahat ve öyle mutluyum ki, okuyan herkes derdimi anlamış. Beni anlamış, samimiyetimi, mücadelemi anlamış. Okumadan konuşanlara diyecek bir şey yok ama gelen tepkilerin çok iyi olduğunu ve bana kendimi daha da güçlü hissettirdiğini söyleyebilirim. Bu cesaret mi bilmiyorum ama birilerinin bunları yazması ve "Kral çıplak, kapımızın önü kirli" demesi gerekiyordu. Ben bunu yaptım. Süreci bilenlerden gelen yorumlar ise daha farklı. Mesela kanaldan bir meslektaşım kitabın anlatımını, üslubunu çok beğendiğini ama fazla insaflı bulduğunu söyledi, “Çok acımışsın, daha acımasız olmalıydın” dedi. Yine kanalı da süreci de beni de oldukça iyi bilen bir siyasetçi “Otosansür uygulamışsın bunlar daha fena daha ahlaksızlar” dedi. Bakar mısın herkesi şaşırttığını düşündüğümüz gerçeklerin çok daha fazlasının olduğunu düşünüyor ve biliyor, içeridekiler. Ben kuruma zarar vermeden içimizdeki kanserli hücreden kurtulalım istedim. Hepsi bu! Beni en çok etkileyen okur tepkisi ise şu oldu. İzmir kitap fuarındaki imza günüme sarışın, bakımlı, çok güzel bir hanımefendi geldi, yüzünde maske vardı. Kitabı imzaladım, fotoğraf çekildik, sonrasında sosyal medyada fotoğrafımızı paylaşıp çok güzel şeyler yazmış, mutlu oldum. Kızından habersiz gelmiş meğer, kızı da gelmek istiyormuş. Bu röportaj sorularını yanıtlarken bir mesaj geldi yine sosyal medyadan ve o hanımefendiden. Bir hastanede kolunda serum iğneleri ve elinde "Üzgünüm, Yazmak Zorundaydım!" la bir fotoğraf göndermiş. "Güzel kızım, kemoterapideyim şu an ve Gezi günlerini yeniden yaşıyorum. 43 yıldır öyle ya da böyle iyi bir okuyucuyumdur ama bu kadar içten çok az yazı okudum" demiş. Bu mesajı alınca hissettiğim duyguyu tarif edemem, oturup ağladım. Mutluluk, hüzün, mücadele isteği, hepsi bir aradaydı. Ve dedim ki “Tamam ya, olmuş, daha büyük bir ödül olabilir mi? Şimdi sözüm var; o şahane anne kızla İzmir'e ilk gidişimde kahve içeceğiz...

Gezi'nin yıldönümünde 'Halk'ın muhabiri anlatıyor

Yeni bir kitap, roman mesela var mı? Yazmaya devam mı?

Yazmaya devam. Yazarak kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünürdüm ama artık yazmaktan vazgeçemeyeceğime eminim. İzmir Kitap Fuarı'nda imza günümde bir okur gelip şöyle dedi; “Çok iyi bir muhabirdiniz ama kaleminiz muhabirliğinizden daha iyi, devam” dedi. Kitabı okuyan herkes de ikinci kitabı soruyor, devamını istiyor ve evet ben de yazıyorum. Bir roman yazdım ama onun henüz vakti var, üzerine biraz daha çalışmak istiyorum. Bir siyasi araştırma kitabı yazıyorum şu aralar, hemen başladım. Yazmaya devam.

Makbule Cengiz şimdi ne yapıyor? Halk Tv kapılarını açsa geri döner misin?

Maalesef işimi yapamıyorum. Bana kapılarını açan bir kanal yok, özellikle Gezi döneminin simge ismi olduğum için beni işe alamayacaklarını ama çok iyi bir haberci olduğumu söylüyorlar. Şaka gibi ama gerçek bu. Yani bize işimizi yapabileceğimiz bir ortam kalmadı. Zaten yok denecek kadar az muhalif medya var ve hepsi çok zor şartlarda. Sorular sormayı, röportajlar yapmayı, sıcak haber takibi yapmayı çok özledim ama ne yazık ki durum bu. Zaman zaman özel haberler yapıyorum, yazılar yazıyorum, basın danışmanlığı veriyorum ama pek iç açıcı değil durum. Sanırım beni yazmak kurtaracak. Halk Tv’deki işime beni yargı iade etti. Yani iade-i itibar davamı kazandım. Şimdi hukuki süreç işliyor, ne olur bilemiyorum. Ama Hakan Aygün’ün olduğu bir kurumda o kirliliğin içinde olmam çok zor.

‘Üzgünüm, Yazmak Zorundaydım’ı neden okumalıyız sence?

Çünkü samimi, çünkü gerçek, çünkü haksızlığa başkaldırı kitabı. Bu ülkede medyanın bir dönemine tanıklık hikayesi olmasının yanı sıra, genç bir gazetecinin yalın gerçeklerle karşı karşıya kaldığında yaşadığı hayal kırıklığını anlatıyor. Gazeteciliğin geldiği noktayı görmek için, bu ülkenin evlatlarının işini yapamaz noktaya nasıl getirildiklerini görmek için önemli bir kitap. Ben bu kitabın zamansız bir kitap olduğunu düşünüyorum. Uzun yıllar boyunca güncelliğini koruyup bir döneme dair tanıklıkları dolayısıyla referans bir kitap. Bir küçük kız çocuğunun gazeteci olma hayaliyle çıktığı yolda, yaşadıkları bu ülkenin kocaman (!) adamlarının gerçek yüzlerine tanıklık etmesiyle devam ediyor.

Bu ülkede yaşamaya devam edebilmek için bize birkaç neden söylesene…

Aşık olmak, ağlamak, gülmek, eğlenmek her dilde yapılabilir ama en çok anadilde samimiyetle yaşanır. Başka ülkelerde daha iyi koşullarda da yaşayabiliriz belki ama insanın ait olduğu toprak diye bir gerçek var. Kendi dilimizde ağlamak, kendi dilimizde yaşamak için bu ülkede yaşamaya devam etmeliyiz. Ben bu topraklara ait hissediyorum kendimi, bu ülkenin insanını seviyorum, o samimiyeti, o deliliği seviyorum. Başka ülkede yaşayamam dediğim anlar yaşıyorum. Her şeye rağmen bu topraklarda yaşamaya ve daha güzel günler için mücadele etmeye devam.

Sence umut hep var mı?

Umut hep var. Umut olmasa yaşanmaz ki, ölürüz. Yaşıyorsak umudumuz da var, güzel günlere olan inancımız da. Üniversitedeyken sol el bileğime bir dövme yaptırdım. Cicero’nun bir sözü ; “Dum Spiro Spero” “Nefes aldıkça umut edeceğim” demek. Nefes aldıkça umut etmeye devam edeceğim, kimse umutsuzluğa kapılmasın. Ben hâlâ o güzel günlere inanıyorum.