HIKAYE

Aşk, sanat, şiddet, seyirciler ve okul müdürü… Şov devam etmeli!

Author
Aşk, sanat, şiddet, seyirciler ve okul müdürü… Şov devam etmeli!

O güne kadarki en büyük başarımdı orta 1’e geçmek. Büyüdüğümün en somut deliliydi. Beyaz yakalı mavi önlüğe elveda deyip, seneye de kullanabilmem için bir boy büyük alınan o ceketi giymek, ilk kez kravat takmak, gömleğimi dışarı çıkarıp ne kadar serseri olduğumu dünyaya gösterebilmek… Paha biçilmez!

İnektim ben küçükken. Büyüyünce geçti ama iyi ekmeğini yedim üniversiteye kadar. Derslerim iyi olduğu için öğretmenlerin sevdiği bir çocuktum, kredim çoktu. Arkadaşlarımın aklına ne zaman bir piçlik gelse ilk beni bulurlardı çünkü ben ekibin dayak yeme ihtimalini azaltıyordum. Cık Cık cık, özellikle sana hiç yakıştıramadım, bir daha olmasın deyip gönderiyorlardı ben varsam. Ben de bu iyi niyeti sonuna kadar suistimal ediyordum.

Eğitim-öğretim hayatımı Osmanlı devleti gibi ele alsak, ortabire geçtiğim yıl 1453 olurdu. Fethetmiştim resmen okulu. O dönem boy atmış, güçlenmiştim. Okul birincisi olmuştum ve sınıf başkanlığı teklifini uğraşamam diyerek reddetmiştim. Orta 3’e giden çakma mafya çocuklarla da aram çok iyiydi. Okula müfettiş gelse önce bana, sonra müdüre uğrayacaktı neredeyse.

Summer is coming…

Yaz tatili yaklaşıyor, mahalledeki büyük çocukların enseme şaplağı koyup elimdekini aldıkları ortama geri dönecek olmanın hüznüyle, camdan dışarıyı izliyorum. Müdür, adam kesecek bir edayla, daldı sınıfa. Sen, sen, sen! Gelin bakalım benimle. 

Len şimdi sosyal medyadaki şımarıklara trol diyoruz, asıl bu adamların icadıymış trollük. Hayatları troll… Son zamanlarda yaptığım bir vukuat da yok. Yoklama defterini mi kontrol etti lan acaba diye düşünüp çocuklara fısıldıyorum, ayvayı yedik he kontrol ettiyse diye….

15 kişi olduk müdürün odasında. Bir top fotokopi kağıdını çıkardı, BAM diye vurdu masaya, siz seçilmiş çocuklarsınız, dedi. Gözüm kapının arkasındaki süpürgeye takıldı o anda. Okul da Hogwarts'a benziyor aslında. Ben de en az Ron kadar turuncu kafayım... Neden olmasın! Ama madem seçilmiş çocuklarız, o zaman birazdan hepimizi süpürgeyle dövecekmiş triplerin neden?? 

Sonunda güldü gevşek hocacım.

Yıl sonu müsameresi için bizi seçmiş. 2 perde sürecek, uzunca bir oyunmuş bu. Başrolü üç kişi paylaşıyor; bizim sınıf başkanı olan çocuk, bir üst sınıftan tanımadığım bir kız ve ben. Yaz boyunca, haftada iki gün çalışma olacak, sene içinde de bir program belirleyeceğiz, önümüzdeki yıl sonunda sahneleyeceğiz bu oyunu. Var mı itirazı olan? Estağfurullah ağam, ne haddimize…

Çalışmalar başladı boş okulda. Hayatımda okulu sevdiğim tek dönemdi herhalde o yaz. Kantin bizim, bahçe bizim, sınıfların hepsi hatta öğretmenler odası bile bizim. Uzun eşek falan hikaye, at koşturuyoruz. Baya biri at olup kişniyor, sırayla binip kırbaçlıyoruz, anırıyoruz koridorlarda. Şu an o ergen halimize denk gelsem, eşek sudan gelinceye kadar döverdim herhalde bizi. 

O üst sınıftan gelen başrol var ya, bana hediye aldı bir gün. Öyle durup dururken. İlk kez öyle bir hediye almıştım. Şaşkınlıktan teşekkür bile edemedim kıza. Gecesinde rüyamda gördüm onu. Günlerce ne hediye alacağımı düşündüm. Zamanla her mimiği, her kelimesi kendine hayran bırakmaya başladı beni. İlişkilerin dinamiklerini ilk o gün çözmeye başlamıştım. Sevmenin kimyasını anlamaya başlamıştım. İlk kez o çukura düşmüş, ilk kez dizlerimi kanatmıştım.

Günler haftaları, haftalar ayları, ben Hermione'yi kovaladım. Çıkma teklif etmek dağarcığımıza yeni girdi o dönem. Deli gibi çıkma teklif etmek, gözlerine bakıp öyle saatlerce kalmak istiyordum. Ama beceremiyorum bir türlü. Yıl sonuna yaklaştık artık. Aylardır çalıştığımız oyun, sahnelenmeye hazır. Hermione de mezun olup liseye gitmeye hazır…

İçim buruk. Bir şeyler yapmam şart. Bir daha hiç görüşemeyebiliriz sonuçta. Kızın sevenleri de çok ayrıca, her gün birileri teklif gönderiyor, bu reddediyor. Hepimiz dev bir friendzone içine hapsolmuş gibiyiz. Ben kendime güveniyorum ama belli de olmaz, %5 hata payı saklıyorum bir köşede. Yine de %95 ihtimal, onun da beni sevdiği yönünde.

Aşk, sanat, şiddet, seyirciler ve okul müdürü… Şov devam etmeli!

Açılamamayı o kadar iyi becerdim ki bir hafta kaldı okulun bitimine. Ana okulu çocukları bile, Rooon Hermione'yi seeeviiyooo diye dalga geçiyor artık benimle. Bu da imajımı çok zedeledi zaten. Sır tutmanın önemini de o zaman anladım. Milyonlarca tereddüt sonunda, sahneye çıkmadan hemen önce konuşmaya karar verdim. Onun için çok özel olacak bir hediye aldım, kuracağım cümleleri defalarca prova yaptım, sahneye çıkmadan önce kesin konuşacağım! 

Büyük gün geldi. Oyun falan umurumda değil, benim heyecanım bambaşka. Okulun altı devasa bir depoydu. Küçük bir sahnesi de vardı. Plastik sandalyeler, perdeler falan gelince oldukça profesyonel bir hal aldı orası. 300 sandalye dizmiştik salona, bir sürü kişi de ayakta kaldı, deli kalabalık. Bizim çocukların hepsi heyecandan ölüyor, ben ise tüm benliğimle Hermione'yi kovalıyorum. Denk getiremedim. Tam konuşacak oluyorum biri geliyor, lafa giremiyorum. Böyle böyle oyun başladı. Sahnedeyiz.

Spot ışıkları, alkışlar, hayranlar… Güzel güzel oynadık ilk perdeyi. O kadar çok hazırlanmıştık ki kimse hata yapmadı. İki perde arasında 10 dk süren, basit bir dekor, giysi değişimi var. Tuttum Hermione'yi kolundan, çektim merdiven altına. Çıkardım hediyeyi ve tekrar etmekten bana yavan gelmeye başlayan o cümleleri kurdum. Ne kadar film izlediysem demek ki, konuşmamın ortasında dizlerimin üstüne çöktüm. Hermione şoka girdi. Şimdi mi, diyebildi sadece.

Sonra, nereden gördüyse, diğer başrol olan terbiyesiz Harry geldi. Muhabbetin ortasında dalıp, sahne taşıyoruz, siz ne yapıyorsunuz burada diye ters yaptı. Abi tmm git, geliyorum birazdan dedim, gitmedi. Bir şey konuşuyoruz diyorum, ben biliyorum senin ne konuştuğu diyor. Bileceksin tabi mankafa, dizlerimizin üzerine çökmüş, kızın ayakkabısını boyamıyoruz herhalde! Israr ediyor; kız istemiyor işte, hemen geliyorsun, masayı taşıyacağız!

Sen ne karışıyorsun ya, dedi Hermione, saçmalamaya başladı Harry. Laf dalaşının seviyesi artıp ortamda duygusallığa dair zerre bir şey kalmayınca koydum hediyemi kenarı, atladım Harry'nin üstüne. O ahlaksız da Hermione'yi seviyormuş, açıldığımı görünce bilerek gelip bozmaya çalışmış.

Tekme tokat birbirimize girdik. Küfürlerimiz inletiyor ama salonu. Çocuklar ayırmaya koştu, durmuyoruz. Hermione koştu, sigaraya çıkan müdürü getirdi. Adam bizi o halde görünce, 5 metre ileride oturan anamızı babamızı bile umursamadan dümdüz girdi bize. Kamyon gibi üzerimizden geçti, bastı tokadı. Allah belanızı versin sizin, gidin elinizi yüzünüzü yıkayın, 3 dk sonra sahnede olacaksınız!

Aşk, sanat, şiddet, seyirciler ve okul müdürü… Şov devam etmeli!

Kulaklar kıpkırmızı, benim gömleğin bir düğme eksik, Harry yavşağının dudağı patlak, birbirimize nefretle bakarak çıktık sahneye. Hermione'nin de gözler kızarmış ağlamaktan. 3 başrol, aşkla, kıskançlıkla, nefretle birbirimize bakıyor, rol yapmaya çalışıyoruz. Oyunculuk ne demek, onu da burada öğrendim.

Oyuna dönelim; arkadaşlar, bir tiyatro oyununun içine, en çok ne kadar sıçılabilirse o kadar sıçtık! Suflör bile ne diyeceğini şaşırdı. Oyunun sonunda, oyunun başında olması gereken diyaloglara dönüyoruz, saçmalıyoruz, sarılmamız gereken sahneyi triplerimizden dolayı atlıyoruz falan anlatamam size. Senaryo falan kalmadı, kafamıza göre atlaya zıplaya bir son yazdık, bitirdik. İzleyenler oyundan ne anladı hala çok merak ederim... Bizde oyun böyle, işinize gelirse dedik, açtık kollarımızı. 

Aşk, sanat, şiddet, seyirciler ve okul müdürü… Şov devam etmeli!

Müdürün kafasını da ilk defa o kadar kırmızı gördüm. O gün, eğer evrim varsa, insanın maymundan değil kırmızı pancardan gelmiş olabileceğine kanaat getirdim.

Bizim ilişki ne mi oldu? O rezillikten sonra Hermione bana evet diyemedi. Hiçbir şey demeden mezun oldu gitti. Lisedeyken ulaştım ona sonra. O lise son sınıfa geldiğinde sevgili olduk. Ben 1 yıl geriden geldiğim için, üniversiteye Eskişehir’e gönderdim ardından el sallayarak. Sonra ben de peşine gittim Eskişehir’e…

Devamı mı? Onu bir önceki hikayemden biliyorsunuz zaten...