ДРУГОЕ

Walk on the wild side

Author

İlkellik.

Doğru olan. Yok yani yanlış anlaşılmasın burda cahillik veya geri kafalılıktan bahsetmiyorum. İlkel olmak, ilk olmak, saf olmak, baş olmak, dokunulmamışlık. Öz olmak aslında, tam olarak hissettiğini en geniş süzgeçten geçirerek sunmak. Çocuk olmak gibi bi yerde, tüm kelimeler ilk anlamlarındayken, veya bir şeye dokunmak isteyince 2. Kez düşünmeden dokunmak gibi. Daha ders almamışlık, daha öğrenmemişlik, çuvallamamışlık.

Vahşi olmanın güzelliği burda sanırım, gözümde uzamış, bilenmiş köpek dişleri beliriyor. Avını arzulamak gibi, mesela az pişmiş bir kırmızı etin beni heyecanlandırması ve ciddi ciddi damarlarımı büzüştürmesi de bu yırtıcı genetik mirastan mı? Anksiyetenin, kaç ya da savaş mottosından; veya bir erkeğin birden çok kadını umarsızca arzulamasının ve temelde kendine en uygun partneri aramasının ama hiç birinin modern dünyada olurlu ve olumlu bir karşılık bulamamasının çok da basit bir nedeni olan bu kalıtım mı? Her şeyin safı durusu ve temeli güzelken neden hayat içerisinde hep en çok işlenen, kendini değiştiren ve onaran insanlar bu kadar kabul görüyordu? Ders almak ve hatayı tekrarlamaktan kaçınmak hayatta kalmayı sağlıyordu ama güzel olan sadece oksijen solumanın devamını sağlamak mıydı? Hayır değildi. Çünkü bir de yaşamak vardı, iliklerine dek hissetmek vardı, kanın damarlarını çatlatacak volümlere ulaşması, ani tansiyondan başın ağrıması vardı. İlkellik vardı, vahşilik. Güzellik. Gerçek doğru olan, senin için doğru olan, hissettiğin bir doğrudan bahsediyorum. Başını ağrıtacak cinsten.

Gel gelelim, değişim, dönüşüm hayatın her yerinde ve olmazsa olmaz, çünkü gelişim ancak bunlarla mümkün. Gelişim; sivrilmek, değişimi yaratmak ve daha sonra herkesi bu düzeyde sıradanlaştırmak. Ve sıradanlığın insanoğlu üzerindeki deprese edici etkisi. Gelişimin günden güne ivmesinin artması ve buna paralel hatta parabolik mutsuzlaşan insan populasyonu. Doğallığın ve ilkelliğin yeniden farklı bir boyut kazanıp insanların mutluluğu orada araması; sevişen insan mutluluğu, dağa tırmanan insan mutluluğu, savaşmayı, boğuşmayı seven insan mutluğu. İşte orada, yani zaten doğuştan varlığına işlenmiş senin mutluluk sırların. Fakat hiç birine ulaşamıyor ve sokulduğumuz türlü pozisyonlarda daralıp, bunalıyoruz. Yani doğuştan geldiğine inandığımız yaşama hakkı, olması gerekenin yüzde kaçı allasen? İnsanın mutlu olmak için her şeye sahip olması ve bunların bir çoğunu kullanamayıp depresyona girmesi, bilmiyorum yaşadığımız daha büyük bir acizlik var mı?