EDEBIYAT

Sakin Bölüm 4

Author

Sorgulamaya devam:

Ben bir yaratık mıyım, neden böyleyim neden normal insanlar gibi olamıyorum. Bu içimdeki öfkenin kaynağı nedir.
Son işlediğim cinayetin üzerinden geçen üç ay bu kez hayatımı detaylı bir şekilde sorgulamaya itmişti beni. Uyuyamadığım bir sürü gece oldu. Neden öldürdüm o adamı neden. İçimdeki ses sürekli hak ettiğini yineliyor ve ‘’nasılsa yakalanmadın boş ver’’, diyerek beni teselli etmeye çalışıyordu. Bu arada Gabriel’le iki iyi arkadaş olduk. Bazı akşamlar buluşuyor, keyifli sohbetler ediyorduk. İşte yine böyle bir geceydi: Beladan uzak durmakla olmuyor bela geliyorsa geliyor, ya kaçacaksın ya mücadele edeceksin. Kafeden çıkmış gayet keyifli bir şekilde Gabriel’ın evine doğru yürüyorduk. İleride canlı müzik yapan bir mekan vardı, mekanın yanından geçerken birden bağırma sesleri işittim iki grup birbirlerine girdi girecekler. Birkaç adım daha yaklaştıktan sonra fark ettim bu bizim İsmail’di. İsmail bu kafede çalışıyordu. Zaten çocukluğundan beri hep çalışır aynı benim gibi. Gabriel’e eve gitmesini söyledim, zaten evi de o kadar uzakta değildi, ama anlamıştı ters bir şeyler olduğunu ve diretiyordu gitmemek için ‘’hemen’’, dedim ‘’lütfen eve git’’. Israrlarıma dayanamayıp uzaklaştı. Gözden kaybolmasını bekleyip İsmail ve diğer çocuklardan oluşan grubun yanına yaklaştım.

‘’Hayırdır arkadaşlar gece gece derdiniz nedir?. Ne haber İsmail?’’

. İsmail beni gördüğüne sevinmişti.

‘’İyi kardeşim seni sormalı?’’

‘’ İyi iyi şükür’’, diye cevap verdim. İsmail’in tam karşısında duran sıska çocuk sen karışma benzeri bir şeyler söyledi.
‘’Karışmayacağım ne var ki?’’. ‘’Yoksa kavga mı edeceksiniz.’’

‘’Eee uzatma lan! karışma dediysek karışma,’’ dedi. Arkasından biraz daha kalıplı olanı yaklaştı eliyle beni itip ‘’uzak dur birader’’ dedi. Sonrası öfke sonrası kriz. Bana uzattığı elinden yakalayıp büktüm, diğerine tekme salladım beklemiyorlardı. Arkada duran iki kişi uzaklaştı. ‘’Derdiniz ne lan’’, diye bağırdım. Diğeri cesaretlenmiş olacak ki tekme salmaya çalıştı. Birkaç tane daha tokat salladım ama sıska olanı vazgeçmiyordu, yumruğumun tadına baktıktan sonra oda yavaşladı. İçimden yalvardım; ne olur bir daha gelme, diye çünkü hastalığım yeniden kendini göstermişti, her an patlamaya hazır bir bomba gibiydim. ‘’Bir daha o kıza mesaj attığını görürsem’’, dedi Sıska olan ve kaçarak uzaklaştı. Enteresan kız meselesi oysa İsmail böyle şeylerle hiç işi olan biri değildir. Kaldırıma oturduk ‘’anlat bakalım,’’ dedim.
‘’Neyini anlatayım Sakin’’.
‘’Anlat konuyu rahatlarsın,’’ dedim ve başladı:
‘’Okuldan bir kız, çok seviyorum be abi. Ne yapsam ne etsem vazgeçemiyorum. Bundan iki sene evveldi, tanıştık beni çok uğraştırdı ama sonunda oldu, sonunda arkadaşlık kıvamına geldik. O kadar mutluydum ki anlatamam, gerçekten bu aşk dedikleri şey adamı değiştiriyor. Her şeyim bütün hayatım değişmişti. Ama bir gün ne olduysa nasıl olduysa bilmiyorum bitti,’’ dedi bitti nasıl bir şey oluyorsa Sakin bilmem ben zaten ilk defa böyle bir his yaşıyordum bitmesi de nasıl olur daha önce tattığım bir duygu değildi.’’
Onu heyecanla dinliyordum ama anlam veremiyordum, bir insan nasıl olurda başka bir insana bu kadar bağlanır. Devam etti:
‘’Bitince tabi bir sürü saçmalık yaptım, gittim kapısında yattım, bir suçum olmamasına rağmen defalarca özür diledim. Ama olmuyor işte olmayınca olmuyormuş, en son şu gördüğün sıska çocukla birlikteymiş. Bende bir gün dayanamayıp kafam güzelken mesaj attım kıza bunlarda hesap sormaya gelmiş benden. Anlamıyorum abi neden ya neden. İnsanlara bana arkadaşça yaklaştığından benim onu yanlış anladığımdan falan söz etmiş. Oysa her şey gayet güzeldi. Neyse Sakin akşam akşam senin de moralin bozulmasın.’’
‘’Bozulmaz kardeşim, ama takma kafana, dedim. Alınma ama belli ki bu kız or.os.pmş.
(Sakin sansür koyarım bak o… değil kevaşe diyeceksin)
Tamam pardon.
Alınma İsmail ama bu kız bildiğin kevaşeymiş. Paralıymış yani senin anlayacağın, daha açık bir dille bu kız tam: varsa üçün beşin sizde sıraya geçinciymiş. Nasıl anlatsam bu kız varya tüp geçit gibi bir şeymiş.’’
(yeter b..knu çıkarma Sakin)
İsmail bana hiç alınmadı ‘’haklısın abi’’, dedi. Aynen Sakin bu kız varya: arabada beş evde on beşçiymiş. Delikli nane reklamının baş rolüymüş. Bu kız varya ……………….
İsmail yarım saat daha kızın özelliklerini saydıktan sonra, bende sonradan öğrendim deyip konuyu kapattı. Ama İsmail’in alınması gereken bir intikamı vardı. Ve bu intikamı almak bana düşüyor, ben süper Sakin yarın yepyeni bir bölümle karşınızdayım

Ertesi gün:

Kimse benim kim olduğumu bilmiyor, aslında ben insanların içindeyim, nasıl mı, iş yerinde, sokakta, trafikte veya başka bir mekanda sinirlendikleri insanlara yapmak istedikleri şeyleri ben fiiliyata döküyorum, onlardaki sadece düşünce ama ben onların düşüncelerini gerçeğe çeviriyorum, ben insanların öfkelerinin vücut bulmuş haliyim.
Gecenin saat üç buçuğunda hala İsmail’i düşünüyordum. Ona yapılan bu hareketi kendime yapılmış saydım. Düşündüm benim başıma bu tür bir olay gelse, olmaz ya hadi oldu diyelim. Evet kesinlikle verilebilecek en ağır cezayı verirdim. Hem bir kızın bana üç kuruşluk beyniyle bu tür bir harekette bulunması pek olası görünmüyor, (fazla cinsiyetçi oldu sanırım toparlıyorum) bana bir erkekte hata yapamaz kesinlikle kabul etmiyorum, ben insanların çoğunun gerizekalı değil de kendini geliştirmemesinden ötürü gerizekalı gibi hareketler yaptıklarını düşüncesindeyim. Tamam biraz daha yumuşatıyorum: Hepsi sistemin kurbanılar daha da ileriye gidemem herkesi masum ilan ettim. O zamanda bunca öfke boşa olurdu.
Düşüne düşüne sabahı ettim. Dükkana gidip düzgün bir plan yaptıktan sonra İsmail’in kız arkadaşını, pardon kevaşeyi tamda aradığım yerde buldum. Yanında yine o sıska ama sert oğlan vardı, e tabi arkadaşları da. Çocuk beni görünce hemen ayağa kalktı, üzerime doğru gelmeye başladı, sonra diğeri arkadan kızda işler tamda istediğim gibi gidiyordu.

‘’Ne işin var lan senin burada?’’

O sert çocuk beni ne olur dövme, diye yalvarıp biraz tiyatro yapmayı ve ardından bu genç adamı komaya sokana kadar dövmeyi o kadar çok arzuladım ki anlatamam ama planımla çelişiyordu. Sakin olmalıydım ve bu benim işimdi ayrıca ismimdi. Arabadan inip mahzun bir ifade yerleştirdim suratıma dün olanlardan dolayı üzgün olduğumu ve hepsinden özür dilemek istediğimi, söyledim. ‘’Tamam lan! git hadi buradan,’’ diye bağırdı kevaşenin erkek arkadaşı. Tabi burada yaklaşım ve oyunculuk devreye giriyor, elimde tuttuğum uyuşturucu hapları gösterdim ve beraber takılmayı teklif edip benimde fazla arkadaşım olmadığını söyledim. Arabanın yarın sabaha kadar bende duracağını, bir problem olmayacağını dile getirdim, tahminlerim doğru çıkmıştı bu çocuklar İsmail’inki de dahil müptezeldi. Hemen arabaya atladılar. Arabada biraz daha konuşma yaptım, planımı pekiştirmek ve onlarda şüphe uyandırmamak için birkaç kez daha özür diledim aslında öyle bir insan olmadığımı söyledim tabi bokunu çıkarmadan özür faslını sonlandırdım. Sıska olan,

‘’Önemli değil kardeş, olur öyle şeyler’’ dedi. ‘’Vay kardeşim’’, deyip gülmeye başladım hepsi gülüyordu. İşte mesele bu kadar taktik bu yıkamıyorsan eğer dikeceksin ki en yüksekten aşağıya yuvarlayabilesin ve dikmenin yegane yolu yalakalıktır. Şimdi palanın ikinci aşamasını uygulamanın zamanıydı, hepsine birer tane hap uzattım ve tereddütsüz yuttular. Teypten ince bir müzik açtım. Yarım saat oldu olmadı garip garip hareketler yapmaya başladılar. ‘’Hepiniz öleceksiniz lan!’’ diye bağırarak kahkaha attım, onlarda gülüyordu kız; ‘’aynen,’’ dedi ‘’aynen hepimiz ölücez.’’ Bu muydu İsmail’in deli gibi aşık olduğu kız, istesem ona anında sahip olabilirdim. işte hayatın bir gerçeğiyle daha karşı karşıya kalıyordum şimdi, biri sever çok ama çok sever ömrünü adar fakat gereksizin biri gelir ve hiçbir uğraş vermeden o diğerinin uğruna ölecek kadar çok sevdiğine sahip olur. Bu hayatın gerçeğidir yada 4s kanunudur bilemeyeceğim. Fakat ben o kadar aşağı bir varlık değildim İsmail’in kıymetlisi benimde kıymetlimdi ya İsmail’in olurdu ya kara toprağın. Kafası o kadar güzeldi ki dediğim hiçbir şeyi tam olarak anlayamıyordu. ‘’Yok, diye karşılık verdim son cevabına yok dedim ben değil siz öleceksiniz hahahahaha.’’ Öbürü eliyle okey işareti yaptı. Arabayı ormanda önceden kafamda belirlediğim ıssız noktaya çektim. arkadaşları arabadan indirip, ilk başta sıska olanı bir ağaca bağladım, hala gülüyorlardı. Sonra diğer çocuğu kızla beraber bağladım. Kızla sıska ayrı yerlerde bağlı olmalıydı bu İsmail’e ihanet olurdu. Bagajdan su çıkarıp üzerlerine döktüm yavaş yavaş kendilerine geliyorlardı. İlk sıska olan konuştu:

‘’hadi artık çöz bizi.’’ Sonra diğerleri. Ortaya geçip bir kütüğün üzerine çıktım ve dün geceden beri hayalini kurduğum o konuşmayı yapmaya başladım, müthiş zevk alıyordum:
‘’Evet arkadaşlar güvenmek nedir sırayla tanımlarınızı alayım. Hiçbiri cevaplamıyordu anca bana tehditler savuruyorlardı; yok çözmezsem şöyle olurmuş, çözmezsem böyle olurmuş falanlar filanlar. Gidip arabanın bagajından döner bıçağımı çıkardım. Evet arkadaşlar soruyu yineliyorum. Eğer cevap alamazsam aranızda kura çekip bu bıçağı ilk kimin hak ettiğini belirleyeceğim.
Güvenmek deyince aklınıza gelen nedir?’’

Korkmuşlardı, ilk kız cevapladı, ‘’bir insana sırtını rahatça dönebilmek’’
‘’O zaman sen bütün erkeklere güveniyorsun’’, diye bağırdım Sustu hiçbir şey demedi

‘’Ne oldu lan gücüne mi gitti’’, dedim. Yine cevap vermedi. Bizim sıska, ‘’bırak lan kızı’’ deyince içimdeki Sakin uyandı ilk darbeyi bacağına vurdum ‘’ahh!’’ diye inlemeye başladı.

‘’sus lan! İstediğimi istediğim zaman bırakırım’’

Sustu. İnsanların sözümü dinlemesini hep sevmişimdir.
‘’Neyse sizinle soru cevap yapılmıyormuş onu anladım. Direk konuya giriyorum:
İsmail’in bu kız yüzünden düştüğü durum beni neticesiyle incitti. Dün sabaha kadar uyuyamadım, kimsiniz lan siz he, benim mahallemde kardeşim dediğim insana çile çektirecek. Hepsi dut yemiş bülbüle dönmüş hiç birinden çıt çıkmıyordu. Şimdi sizinle bir oyun oynayacağız, eğer oyunu kazanırsanız yalnız birinizin yaşamasına izin vereceğim. Tabi bu oyunu kurallarına uygun oynamazsanız da hepiniz güm. Anlaşıldı mı lan ?’’

‘’kısık bir sele ‘’anlaşıldı,’’ dediler tekrar bağırdım, ‘’anlaşıldı mı lan!’’ bu sefer sesleri biraz daha gür çıktı; ‘’anlaşıldı.’’

‘’Anlaşıldı Sakin bey, diyeceksiniz.’’

Hep bir ağızdan çok gür bir sesle bağırdılar; ‘’anlaşıldı Sakin bey.’’ Ardından o yiğit duranı ağlamaya başladı ağlayan ilk ölür, deyince hemen sustu.
‘’Şimdi oyunu anlatıyorum, önce bu kızı öldüreceksiniz, sonra ikiniz birbirinizle dövüşeceksiniz, sağ kalan kurtulur oyun bu kadar basit var mı anlamayan?’’

yine ses çıkmadı, ‘’var mı lan anlamayan’’, deyip bıçağı hızla karşıdaki ağaca vurdum hep bir ağızdan; ‘’anlaşıldı Sakin bey,’’ dediler. Tabi ki yalan söylüyordum. Birinin buradan kurtulması demek benim yakalanmam anlamına gelirdi ki ben bunu istemiyordum. Sıska olanın elini çözdüm vur lan kıza dedim. İlk başta tereddüt etti, ama elimde bıçağı salladığımı görünce kızın kafasına var gücüyle vurdu. Bir şeyden emindim ki İsmail böyle bir durumda olsa kendi öleceğini dahi bilse kıza bir fiske dahi vurmazdı tanırdım İsmail’i ciğerini bilirdim oda öksüzdü benim gibi. Oda hayatta tek sermayenin boyun eğmemek olduğunu bilenler kafilesindendi. Vurduktan sonra komutları bekleyen sıskaya dönüp,

‘’Aferin kolay öğreniyorsun, şimdi şuraya geç ve hazırolda bekle, sakın kaçayım veya kaçmaya yelteneyim deme bu senin hayrına olmaz.’’

Başıyla onaylayıp ağacın orada beklemeye başladı. Sonra kıza döndüm, ‘’seviyor musun lan bu oğlanı’’ yarı baygın ‘’hayır,’’ dedi. ‘’E o zaman’’, dedim İsmail. ‘’Ne olur beni öldürme,’’ diye yalvarmaya başladı ama elimde değildi, kendime engel olamıyordum beynim yine o hastalığın etkisi altındaydı, kızın yalvarmasından muhteşem zevk alıyordum. ‘’Bir daha söyle’’ diye bağırdım. ‘’Yalvarırım ne istersen yaparım’’, dedi. İyice kendimden geçtim, bıçağı gırtlağına dayadım ‘’ne istedin lan ismail’den diye haykırdım. Sadece tam bir şeyler anlatmaya çalışırken bir darbeyle işini bitirdim. ‘’Şimdi sıra sizde hadi şovunuzu yapın’’ diyerek diğerlerine döndüm. ‘’Ama önce bir saniye, durumlar eşit olmalı’’, deyip diğerinin bacağına da bir kesik attım, yine bağırmalar susun diye haykırdım anında sustular. İnsanın yapısında vardır gücün karşısında boyun eğmek ve bunu kolay kolay yenemez ki bu durum bendede var fakat burada anlatıp size zayıf noktamı söyleyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bağlı olanı da çözdüm ve dövüşmeye başladılar, kalıplı olanı diğerini yerden yere vuruyordu. En son gırtlağına yapıştı ve onu öldürene kadar bekledi. Nefes almayı bırakınca ayağa kalktı bana dönüp, ‘’kazandım beni bırak’’ der gibi baktı ama buna müsaade edemezdim. Hemen bıçağı boynuna doğru salladım ve oracıkta can verdi. İşte bu saniyelerde yeniden kendimden geçmiştim. Bu kadar rahatladığımı hiç hatırlamıyordum, ilk dört cinayetten aldığım zevkin belki de on katını almıştım. Bagajdan kazma küreği çıkartıp kazmaya başladım, yaklaşık üç saat kazdıktan sonra üçünü de çukurun içine attım ve üzerlerini örttüm. Mahalleye doğru yola çıktım. İsmail’in çalıştığı mekana gidip birkaç parça yiyecek bir şeyler söyledim. İsmail yanıma geldi, gayet mutlu görünüyordu. ‘’Ne oldu unuttun sanırım,’’ dedim. ‘’Evet,’’ dedi ‘’boşuna üzüyormuşum kendimi, ne hali varsa görsün artık takmıyorum’’

Taksada yapacak bir şey yoktu artık..