HIKAYE

Sessizlik 2

Author

İşte şimdi apartmandan çıkan o Nursel’di, Selman’a bakıp ‘’günaydın’’ dedi gülümseyerek, Selman efendinin içinde merhamet kıpraşırdı bu kızı gördüğünde, onca duyduğu söze rağmen, yani Nursel’e attıkları karalamalara rağmen, bu kızı ne zaman görse öz kızını görmüş gibi sevinirdi. Şu masum yavrunun ne günahı olabilirdi Selman efendiye göre. Hem böyle güzel gülen bir insan nasıl anarşik şeysi olabilirdi. ‘’Günaydın’’ dedi Selman efendi, sonrada ekledi ‘’günaydın kızım’’ o kadar içten kızım demişti ki Nursel’in yüzündeki gülümseme bir ton daha canlandı. Kalp kalbe karşı derler Nursel de Selman’ı hiç tanımadığı babasının yerine koyardı. Nursel, hızla indi merdivenleri ve otomatik kapıyı açıp dışarı çıktı. Güzel kadındı Nursel, hatta ortalamanın üstündeydi, kocaman ela gözler, parlak siyah saçlar, yüzüyle gayet uyumlu bir burun ve ağız, bu yüze baktığınızda onu yüz yıldır tanıyormuş hissine kapılırdınız. Nursel, birkaç adım yürümüştü ki karşı apartmanın camından onu izleyen birinin varlığını hissetti. Gerçekten de öyleydi Müslüm’dü bu, nalbur Hikmet’in oğlu, bir yetmiş beş boy, köse sakallar, çökük yanaklar içinde acımayı andıracak mazlum bir bakış ve sanki onunla doğmuş gibi ağzından hiç eksilmediği sigarası, anası ‘’sanki emzik emiyon’’ derdi Müslüm’e bu kadar çok sigara içtiğini görünce. Ama Müslüm’ün derdi farklıydı, o ortalama bir mahalle genciydi işte, liseyi zar zor bitirmiş ardından o fabrika senin, bu fabrika benim çalışmış, hayatın ona verdiği eziklikten dolayı sırtında ufak bir kambur oluşmuş, hiçbir zaman kendini tam anlamıyla ifade edememiş, ortalama bir gençti işte, fakat onu farklı yapan bir şey vardı, Nursel’e olan aşkı, zaten bu aşkı da olamasa, varlığı yokluğu bir olurdu herhalde Müslüm’ün, yada şu üçüncü sayfada okuduğumuz intihar haberlerinden birinin konusu olurdu kim bilir. En son işinden daha geçen hafta ayrılmıştı, sırf bu sessiz ve uysal tavırları yüzünden ustabaşı her işi ona yıkmaya çalışmış nerede pis iş var Müslüm’ü oraya davet etmiş, Müslüm de sonunda dayanamayıp işe gitmemişti bir daha. Anası babası işi neden bıraktığını sorunca ‘çıkardılar’, demişti. ‘Of oğlumdu anasına göre ‘’off oğlum nasıl olacak senin bu halin, bak kaç yaşına geldin, yaşıtların çoluk çocuğa karıştı, sen hala bir iş bile tutturamadın’’ bu şekilde uzayıp giden konuşmanın hepsini dinlemiş Müslüm ve içinden isyan etmişti, sanki ben bunları hiç düşünmüyorum diye, ama dışa vuramamıştı çünkü insanlarla tartışmaktan korkardı Müslüm, karakteri buydu.
Şimdi bu adam birkaç saniye bile olsa Nursel’le göz göze gelmeyi başarmıştı, aman Tanrım o ne bakıştı sanki birkaç saniye daha baksa Müslüm’ün bütün varlığı Nursel’in varlığı karşısında eriyecekti. Nursel, çoktan gözden kaybolmuştu ama Müslüm hala onun geçtiği yola bakıyordu, onun yürüdüğü yola bakmak bile mutlu ediyordu Müslüm’ü. Yavaşça perdeyi kapatıp ağzındaki sigarayı söndürdü. Sonra bir tane daha ateşleyip düşünmeye başladı. Beş yıl önceydi, Müslüm henüz askerden dönmüştü ve babasının ona ayarladığı işe girmek için gün sayıyordu ne demişti babası:
‘’Daha yeni geldin, bir hafta dinlen sonra başlarsın işe, aman oğlum sakın daha fazla yatayım deme askerden geldin mi bir yatmaya alışırsan valla alimallah bir daha hiç çalışaman.’’
İşe başlamasına birkaç gün kala, bir sabah sigara almak için sabah erken saatte evden çıkmıştı birkaç adım atmıştı ki karşısında Nursel’i gördü, eli ayağına dolandı, adımlarını şaşırdı Nursel, Müslüm’e yaklaşmış ve ‘’hoş geldin Müslüm’’ demişti ne kadar güzel bir andı, şimdi düşünürken bile heyecanlanıyordu Müslüm, o zamanda sırf bu heyecanından tek kelime edememiş, yalnız biraz yarım yamalakta olsa günaydın diyebilmişti.
‘’Ah bir konuşabilsem’’, dedi Müslüm, ‘’bir kez kendimi anlatabilsem, sonra onunla oturup saatlerce muhabbet etsek, babamın hatalarından, anamın hatalarından, çalıştığım yerlerdeki insanların kötülüklerden bahsedebilsem ona sonra hayalimdeki o müthiş dünyayı anlatabilsem, belki her şey çok farklı olabilirdi’’ diye geçirdi Müslüm aklından, ama boşa düşündüğünün de farkındaydı, çünkü; bu hal, bu karakter ne yapsa onu terk etmiyordu, askerde iki defa bulaşık yıkamasına sebep olan bu mazlum haliydi, tuvaletleri hep onun temizlemesi, gece en zor nöbeti onun tutması, hep bu sessiz halindendi komutanlar bile onunla uğraşırdı, oysa baktığınızda Müslüm çok insandan daha insandı ama anlayabilene. İçeri gidip üstünü değiştirdi, sanayiye gidip yeni bir yerle görüşecekti, yedek parça ıvır zıvır satan bir dükkanla ve amcasının selamını götürecekti, amcası ayarlamıştı bu işi Müslüm’e üzerini giyinip kendini sokağa attığında saat yedi buçuktu, az evvelki telaş yavaş yavaş kaybolmuştu, şimdi herkes ilk kahvesini yudumluyor işyerinde, yahut makineler yavaş yavaş çalışmaya başlıyor, hocalar sınıflara girip ‘günaydın’ diyordu. Herkes var olan işini sürdürebilme, yaşama derdindeydi. Öyle ya, bu dünyada bir iş tutmayanın işi neydi Müslüm’ün babasının sözüydü bu, ne olurdu diye düşündü Müslüm babam beni yanına alsa, orada çalışsam hem babamın dükkanı değil mi, sabah akşam orada bile yatarım. Nalbur Hikmet, buna karşıydı, oğlunun da kendisi gibi nalbur olmasını istemiyordu, üstelik dükkanı satıp yakında köye yerleşecekti.