HIKAYE

Sessizlik 4

Author

Ve olay anı, cadde de tek tük insanlar eve gittikleri yol her zamanki gibi karanlık, lakin uzun bir karanlık değil bu, iki yüz metre var yok. Müslüm’ün elleri terlemeye başladı, konuya nasıl girilirdi, ne yapılırdı ya bu berbat ses tonu neler düşünüyordu bir ara konuştuğum bu ses bana ait değil mi acaba, deyip takılıp kalmıştı bir gün, çünkü; herkese morali mükemmelmiş gibi bir ses tonuyla hitap ediyordu, fakat içerde bu böyle değildi, küçükten bu yana acı çeken bir varlıktı Müslüm. Bir pet şişe rüzgarın etkisiyle yuvarlanıp kaldırımın diğer yanına geçti, rüzgar akasya ağaçlarının yapraklarını yaladı Nursel sağ eliyle alnına düşen perçemini düzeltti, her şey o kadar sıradan ve olağandı ki kafayı yiyebilirdi Müslüm şuan, fakat iki seçenekti önünde duran ya kafayı yiyecek, yada mücadele edecekti yaşamla. ‘’Nursel’’, diyebildi güç bela, Nursel, hızla kafasını çevirip Müslüm’e baktı, kocaman ela gözleriyle onu izliyordu. ‘’Sinemaya gidelim mi?’’ ‘’Ne zaman şimdi mi?’’ ‘’Evet’’ O an Müslüm ciğerlerinden boğazına doğru yükselen şeyin aslında nefes değil de sıradanlık olduğunu fark etti, ne kadar sıradandı insan, milyarlarca vardı milyarlarca hayat ve onlardan sadece biriydi Müslüm, ne kadar küçüktü, bunca kalabalıkta bunca sözün arasında belki de milyarlarca kez tekrarlanmış bir sözü tekrarlıyordu şimdi, sinemaya gidelim mi? Ve cevap fazla gecikmedi. ‘’Ama filmi ben seçerim’’ ‘’Peki’’, dedi Müslüm, heyecanını belli etmemeye çalışarak. Merhamet aşktan ötedir ve daha kapsayıcı bir duygudur ve aşkı da içine alır, kim ne derse desin, Nursel’in Müslüm’e duyduğu merhametten başka bir şey olamazdı, biri dışa dönük, biriyse kendini ifade etmekte dahi zorlanan depresif bir tipti. Müslüm gibilerin hak ettiklerini herkes az çok bilirdi, ama işte merhamet Müslüm’e biraz daha tutunma şansı veriyordu. Vahşi doğadan ne farkı vardı şu dünyanın, suskunlar, kırılganlar parçalanıp bir kenara atılmıyor muydu, yalnızca merhametleriyle insanlar bir nebze taviz veriyorlardı onlara. Farkında değil miydi peki Müslüm, tabi ki farkındaydı. Ve bu onu daha da eziyordu. Fakat belki, bir belki işte kırılganları da hayatta tutan bu belki, bu ihtimaldi. Sinemaya vardıklarında saat sekiz buçuktu, neydi ki sinema insana bir müddet rüya yaşatan, asla yaşamayacağı hayatı gösteren, haz aldıran ve bir süre sonra çekip giden bu haldi. Sinema belki de kaçışıydı bunca insanın, zaten boktan olan hayatlarında bir nebze olsun hayal kurabilme isteği, peki ya öğretici filmler sanat filmleri, gerçekleri yansıtan ve izleyiciyi ayıltmaya çalışan filmler, bunlarında diğerlerinden farkı yoktu, kördü insan, bir köre ne izletirsen izlet göreceği şey aynı karanlıktı. İnsanın mücadelesi yalnız o ana saklı kalmıştı, öyle değil mi ölüm anına, onun dışındaki gayretleri yalnız ve yalnız büyüklerin müsaade ettiği kadar, güçsüz ve çelimsiz olacaktı. Fakat işte Müslüm’ü hayata bağlayan bu büyük aşk, böyle bir saçmalığa bile katlanmasına müsaade ediyordu. Filmi Nursel seçti, bir herif dünyayı kurtarıyor yine filmde Amerikalılar övülüyor, kahramanlıkları dillere destan sayılıyordu. Film boyunca yan yana oturdular, Müslüm’ün gözleri arada Nursel’i süzüyordu, ne şahane varlık diye geçirdi içinden, bu yaşamak heyecanını nerden buluyordu. Birkaç kez göz göze geldiler Nursel’le, Müslüm hemen gözlerini kaçırdı ama o filme dalınca tekrar onu seyre koyuluyordu. Bütün salon taransa geçmişti, yalnızca kahramanın kötü adamı nasıl öldüreceğine odaklanmışlardı. Müslüm’ün ise daha büyük bir derdi vardı herkesleşebilmek, diğer insanlar gibi olabilmek bu dünyada, lakin buna kişiliği imkan vermiyordu. Film bitti dışarı çıktılar, bir köftecide oturup yemek yediler. Sonra parklardan birine oturdular, sigara ateşledi Müslüm. Nursel’de bir dal istedi, oda yakıp karşıya doğru üfledi. Etraf karanlıktı, yalnızca parkta yanıp yanmamak arası tereddütte olan ışığın cızırtısı işitiliyordu, birde yeni yavrulamış kedi çocuklarını gezdiriyordu. Müslüm, önce yerdeki taşları inceledi, ardından sigara izmaritlerine baktı ve tam bu saniyelere Nursel’in kokusunun iyice yaklaştığını hissetti, yaklaştı ve yaklaştı, kafasını çevirdiğinde Nursel’le aralarında bir karış var yada yoktu, soluğunu duyabiliyordu. Bütün bedeni titremeye başladı ve o an dudakları birleşti, yanıyordu Müslüm, Nursel’in bu işte uzman olduğu belliydi. İşi o yürütüyordu. Elinden tuttu Müslüm’ü karanlık köşelerden birine geçtiler ve olan oldu. Bütün her şey bittiğinde Müslüm kafasını duvarlara vurmak istedi. Senelerdir tarafını tuttuğu ve mensubu olduğu ahlak anlayışından bir anda ayrı düşmüştü, sonra masum dediği kadın, hayır bu olamazdı, suç kendinindi mutlak, ama neden mutlu değildi, bütün arzusu bu değil miydi? Nursel başını Müslüm’ün omzuna yaslayıp konuşmaya başladı: ‘’Sessizlik, şu dünyanın sessizliği yanında seninki bir hiçtir emin ol Müslüm, insanların bu uyuşukluğu yanında sen tertemiz bir çocuksun inan bana, öyle yerlerde susarlar ki çıldırırsın, aklını kaçırırsın ama onlar hiçbir şey yokmuş gibi hiçbir şey olmamış gibi o saçma sapan hayatlarına devam ederler. Bir yerde bomba patlar susarlar, birinin hakkı gasp edilir susarlar, aman sus başımıza iş almayalım der durur onlar, sürüden farkları yoktur, kalabalığın dışına çıkmamak için ellerinden geleni yaparlar. Buna da yaşamak derler. Daha temiz daha güzel bir hayat mümkün müdür? Tabi ki mümkündür ama bu insanlarla değil.’’