HIKAYE

Sessizlik 6 son

Author

Aynı dakikalarda Nursel eve girip üzerini değiştirdi ve televizyonu açtı, içinde çok garip bir his sanki onu içten içe çürütüyordu, hayır bu acı değildi, hüzün de değildi bambaşka bir şey özlem gibi, hasret gibi Müslüm’ü özlüyordu. Ona haksızlık etmişti, basbayağı bir şeyler hissediyordu işte ona karşı, hem ondan temizi kalmış mıydı şu devirde, öpüşürken sergilediği o tecrübesizlik sonra sevişirlerken söylediği o kelimeler kim böyleydi ki, hayatına giren her erkek biraz bencil değil miydi, oysa Müslüm ilk yakınlaşmada hemen evlenelim demişti. Diğerleri işini gördükten sonra başından savarlardı Nursel’i. Nursel vicdanen kıvranıyordu. Sonra kararını verdi, yarın sabah ilk iş Müslüm’le konuşacaktı, düşünüyor, düşünüyor ama onun dışında başka birinin yanında huzur bulabileceğinin hayalini dahi kuramıyordu, iş yerindeki arkadaşları, okuldan arkadaşları hepsi bir yerde tıkanıp kalıyordu, hepsi sahteydi tek ama tek gerçek görünüyordu şuan gözüne oda Müslüm, sigara yakıp cama çıktı bu sırada Müslüm’de camda sigarasını tüttürüyordu, sağ çaprazdaki sokak lambası yeri aydınlatıyor, orada faklı bir hayat oluşturuyordu sanki, çok güzeldi Müslüm’ün lambasıydı bu, ne zaman canı sıkılsa bu lambayı izler, garip şekilde hüznünün gittiğini hissederdi. Seneler önce bir rüyada bu lambanın altında Nursel’le beraber oturduklarını, bütün mahallenin müthiş bir sessizlikle kaplı olduğunu ve onlarında tek kelime etmeden sarıldıklarını görmüştü. Ne şahane rüyaydı. Bu sırada kafasını kaldırdı karşı camda Nursel’i gördü, Nursel, yine gülümsedi Müslüm’de gülümseyip sigarasını attı ve içeri girdi. Keşke, diye geçirdi aklından, keşke bugün bütün bunlar yaşanmamış olsaydı. Sonra raftan arada not tuttuğu defterini çıkardı ve yazmaya başladı:
‘’Sevgili ailem, sevgiyi hak etmiyorsunuz ama usulen yazıyorum. Ben gidiyorum, bu dünyadaki görevimi tamamladığım kanaatindeyim. Bunca zamandır beni sıktığınız ve bana bu boktan hayatı layık gördüğünüz için teşekkür ederim, hoş iyi olsaydınız da bir şey değişir miydi bilemiyorum. Yaşamayı çok denedim, mücadele etmeyi, sonra diğerleri gibi olabilmeyi fakat başaramadım işte, bugün senelerdir belki olursa düzelirim dediğim şeyinde bir rüya ve hayalden ibaret olduğunu kavradım. Ve bu benim hayattaki son çıkar yolumdu, oda çıkmaz yola dönüştü. Mutlak isterdim daha düzgün daha mutlu bir hayat fakat ne mümkün, bugün burada bir şeyleri ajite etmeden, daha fazla şu dünyaya rezil rüsva olmadan her şeye son veriyorum, umarım hakkınızı helal edersiniz, benden yana varsa helal olsun. Elveda. ‘’
Müslüm, mektubu masanın üzerine bırakıp, yatağına oturdu son kez perdeyi aralayıp Nursel’in penceresini izledi, ışıklar sönüktü, Nursel çoktan uyumuştu. Çekmecen jileti çıkarıp önce son bileğini, sonra sağ bileğini kesip yatağına uzandı ve yorganı üzerine çekti. Hayat yavaş yavaş siliniyordu gözlerinden. Önce anası ve babasına ait hayaller geçti gözünün önünden, altı yedi yaşlarında sokaktan yavru bir kediyi aç anası yanında yok diye alıp eve getirmişti Müslüm’ü annesi o gün iyice tartaklamıştı ve o kediyi sokağa bırakmıştı mecburen, bir gün sonrada kedinin cesediyle karşılaşmıştı. İlkokul üçüncü sınıf top oynarken ayakkabısı yırtıldı diye babasından bir ton dayak yemişti, ‘ben sana mı çalışcam lan gavat’ diye çıkışmıştı babası, bu kaçıncı ayakkabıydı. Lisede hocaya dersle ilgili bir şey söylemiş, hoca ‘’sen mi bilcen ben mi’’ deyip onu sınıftan kovmuştu, sonrada soğumuştu okuldan zaten. Hayaller bir bir gözünün önünden geçti, en son Nursel canlandı gözünde, evlenmek mi diyor ve kahkahayı koyuveriyordu. Ve Müslüm’ün bedeni bir kuş misali açık penceren çıkıp köşedeki sokak lambasının altına oturdu, ardından Nursel geldi. Tek kelime etmeden sarıldılar.
Ertesi gün saat yediyi vuruyordu, bu mahallelerde ve diğer bütün mahallerde olduğu gibi, bir karga hızla kapanan apartman kapısının sesinden ürküp havalandı. Bir kız çocuğu çantasıyla caddenin başında göründü, okula gidiyor ve gayet mutluydu. Bir baba arabasının kapısını açıp balkondan kendisine el sallayan çocuğuna öpücük attı.
Ve Müslüm’ün annesi Müslüm’ün odasının kapısını açıp içeri girdi söylene söylene, ‘’yine mi uyanamadın, kaç kere diyecem, erken yat diye’’ o sırada gözü masanın üzerindeki kağıda kaydı, sonra Müslüm’ün solan yüzü gözüne çarptı, hareketleri yavaşlamıştı. Yavaş adımlarla Müslüme yaklaştı ve eli oğlunun tenine dokundu, buz gibiydi. Nalbur Hikmet’e seslendi, Hikmet bey oğlunu kanlar içinde cansız yatarken görünce çığlığı koyuverdi, ardından annesi. Ambulans arandı.
Saat yedi buçukta bir ambulans Müslümlerin evinin önüne yanaştı, bu sırada Nursel evden yeni çıkmıştı heyecanla karşı binayı izleyen kapıcı Selman’a sordu. ‘’Ne olmuş Selman amca?’’
‘’Müslüm, dedi ‘’Hikmetin oğlu’’
Nursel’in gözünden birkaç damla yaş süzüldü ama nafileydi sessiz bir genç bir gecenin sessizliğinde sessizce ayrılmıştı bu dünyadan ve bütün dünya Nursel’de dahil dün geceki konuşmada olduğu gibi çıldırtıcı bir sessizlikle kaplıydı yine. battaniyeyle çıkardılar evden.
İki mahalle aşağıda hayat yeni başlıyordu, tıpkı diğer bütün mahallelerdeki gibi Teyfik Selcan’ı izliyordu Selcan, Anadolu lisesinde okuyan dışa dönük bir tipti, Teyfik’se tam tersi içe dönük kimseyle konuşmayan okuduğu bölüm yüzünden eli yüzü hep kara içinde dolanan…