Dert sende, derman kimde?

Author

Merhabalar Storia ailesi. Uzun zamandır buraya yazmak istiyorum ama ne yazacağıma karar veremedim. Daha önce yazdığım yazıları paylaşarak yoklama yapmaya karar verdim :)

Keyifli okumalar..

sanal alemde bazı gençlerin fotoğraflarını görmeye başladım, 'Beleşe dert dinlenir', '1 liraya dert dinlenir, sigara ikramımız' diye. Artık daha mı az paylaşır olduk, diye düşünmeye başladım son günlerde. Hani el kaslarımız çok gelişti diye dilimizi yormaya mı üşeniyoruz mesela? Konuşursak insanlar bizi gerçekten dinler ve anlar diye korkuyoruz mu acaba?

Yalan yok, sosyal medyayı ben de severim. İnternette gezinmeyi, dizi izlemeyi, oyun oynamayı, belgesel izlemeyi (dermişim)… Ama hani herkesin -sosyalleşmek amacıyla- gittiği o sıradan kafelerde elime telefonu alıp saatlerce ve her gün yaptığım sosyal medya gezintisi yapmayı sevmem, yalanım varsa bataryam bozulsun. Eğer evimde ya da iş yerimde değilsem, önümde kahvem varsa ve çok değer verdiğim insanlarla bir aradaysam boğazım acıyana kadar konuşmayı, sesim kısılana kadar kahkaha atmayı, artık konuşacak bir şey kalmayana kadar anlatmayı gerçekten severim. Kim sevmez?

Dert sende, derman kimde?

Amma velakin, öyle bir çağdayız ki, whatsapptan hunharca yazıştığımız insanlarla bir araya geldiğimizde iki kelam etmek zor geliyor. Hani utanmasak, "Burası kasıyo, whatsappa geçelim" diyeceğiz, o derece… Hal böyle olunca iletişim kuramaz olduk. Konuyu nereye getireceğimi merakla bekliyorsunuz, getiriyorum sabredin.

Öncelikle insan ilişkileri uzmanı, psikolog ya da psikiyatrist değilim. Söylediklerimde kusur varsa, şimdiden affola. İnsanları gözlemlemeyi, hangi durumlarda hangi tepkileri verdiklerini gözlemlemeyi çok severim. Üstelik yakın çevremce dert anlatılan, tabiri caizse 'Güzin Abla' yerine konulan biriyim. Anlatmayı sevdiğim kadar dinlemeyi de severim, üstelik bu işten para da almam.

Çeyrek asırlık hayatım boyunca insan ilişkileri üzerine makale yazacak kadar kazık yemiş olabilirim. Hatta atılan kazığı unutup, affedip aynı kişilerden tekrar tekrar kazık yemiş de olabilirim. İşte bu yüzden, "Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir/Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir" diyen Ziya Paşa'yı oldukça takdir ediyorum, yerinde bir tespitte bulunmuş…

Yediğim kazıkları henüz yeni yeni değerlendirmeye, sebep-sonuç ilişkilerini yeni yeni kurmaya başladım. Ve şöyle bir sonuca vardım ki bunu da iki soru işaretine bağlıyorum.

İlişkilerimiz -arkadaşlık, dostluk, duygusal bağ- iletişim kuramadığımız için mi kopma noktasına geliyor, yoksa iletişim kurulmayacak insanlarla ilişki kurduğumuz için mi kopuyoruz?

İlk soru işaretine dönüp bakalım, iletişimin uzun uzun tanımını yapmayacağım tabi ki. Soru işaretleri de bazen çok şeyi yanıtlar diyerek size bazı soru işaretleri bırakıyorum.

İletişim kurmak istediğimiz insan bizi tanıyor mu, biz onu ne kadar iyi tanıyoruz?

Anlaşılmak istediğimiz durumlarda, karşımızdaki insanı yeterince iyi anlayabiliyor muyuz?

Karşımızdaki insana şeffaf olabiliyor muyuz?

Karşımızdaki insanın şeffaflığından emin olabiliyor muyuz?

Bizi psikolojik olarak dibe çeken, kendini vazgeçilmez gösteren, kendini dünyanın merkezi zanneden insanları gerçekten dünyamızın merkezi 'yapmıyor muyuz?'

İkinci soru işaretinin cevaplarını sorduğum sorulardan bulabilirsiniz.

Kısacası, cevabını bildiğimiz soruları yüksek sesle dile getirmek bazen çok işe yarabiliyor. He, illa ben kendimi aptal durumuna düşürmek istiyorum derseniz, beleş dert dinleyen arkadaşlara yönlendiririm sizi hiç problem değil.