DÜNYA

açlık grevlerinde insanlar ölmesin. nuriye gülmen, semih özakça ve kemal gün

Author
açlık grevlerinde insanlar ölmesin. nuriye gülmen, semih özakça ve kemal gün

Nuriye GÜLMEN / Akademisyen/Aktivist

Semih ÖZAKÇA / Sınıf Öğretmeni

Kemal GÜN / Baba

Hayatımızın rutin bir parçası haline gelen KHK’larla işten çıkarılan iki eğitimci. Nuriye Gülmen Ankara Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı önünde 09 Kasım 2016 da “İşimi Geri İstiyorum” diyerek başlattığı direnişSemih Özakça'nın da katılımıyla, 61 gündür açlık greviyle devam ediyor. Bu süreç içerisinde defalarca yaşanan gözaltılar ve engellemelere rağmen taleplerinden vazgeçmeyerek direnişini sürdüren bu iki eğitimcinin talepleri şunlar;

• OHAL kaldırılsın.

• İşten atılan ve açığa alınan devrimci demokrat kamu emekçileri işe iade edilsin.

• Keyfi ve hukuksuz işten atmalara son verilsin.

• 13 bin ÖYP’li araştırma görevlisinin kadro güvencesi geri verilsin.

• İş güvencesi olmadan bilim yapılamaz, tüm eğitim ve bilim emekçileri için iş güvencesi istiyoruz

60 günü geçen açlık grevi bu iki insanın hayatları açısından kritik eşiğe gelmiş durumda. Dün akşam saatlerinde Nuriye Gülmen’nin tansiyonunun düşerek fenalaştığı haberini hep beraber aldık. Hemen öncesinde Sezen Aksu, kişisel web sitesinde "Hayatlarından Vazgeçiyorlar" başlığıyla bir yazı yayımladı ve "Bu ülkenin yönetimine talip olmuş ve görevlendirilmiş bütün yetki sahiplerinden rica ediyorum: Lütfen bir dinleyiniz, seslerine kulak veriniz" şeklinde bir ricada bulundu. Ne diyelim bu da yine alıştığımız üzere Sezen Aksu’nun her zamanki hümanist tepki ve çağrısı. Yine bugün Genel Başkan Yardımcısı Veli AĞBABA başkanlığında milletvekillerinden oluşan bir CHP heyeti Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı ziyaret ederek “cesaretlerini taktir ettiklerini ve lütfen eyleme bir son vermelerini” rica ettiler. İster istemez hafızamız bize bu cümlelerinde ne kadar alışılmış olduğunu ve sonuçlarını hatırlatıyor. Ancak bundan bahsetmeden önce kısaca açlık grevlerinin tarihinden ve sağlık açısından bu aşamadan sonra yaşanacaklardan bahsetmekte fayda var.

Açlığın insan bedeni üzerindeki etkilerini standardize etmek güçtür. Kişinin boyuna, kilosuna, metabolizma yapısına, mevcut sağlık durumuna bağlı olarak farklı süreçler gözlemlenebilir. Açlık grevi süresince sıvı alımı büyük önem arz eder, bunun yanında şeker ve tuz alımı da süreci önemli şekilde etkiler. Vücutta enerji glukojen, protein ve yağ olarak depolanır. İlk hafta sonunda glukoz depoları boşaldığı için yağ ve protein yıkımı başlar. Üç haftayı aşan sürelerde kişiye bağlı olarak kilo kayıplarının artması, bulantı, kusma, yiyememe gibi süreçler ortaya çıkar, özellikle protein yıkımının hızlanması geriye dönüşü olmayan kas ve organ yıkımlarını beraberinde getirecektir. İlerleyen devrelerde iç organlarda atrofi (küçülme) görülmeye başlar. Konuşma, görme, koku alma gibi duyu kayıplarını hafıza kayıpları takip edebilir. Altmışlı günlerden sonra yoğun olarak bozulan vücut fonksiyonları, beyin hücrelerindeki yıkımlara bağlı olarak kapsamlı hafıza kayıpları, kalp ve solunum yetmezlikleri başlar. Ölümler en çok altmış yetmiş gün aralığında görülmektedir. Açlık grevi süresince B1 vitamini alınması Wernicke Korsakof Sendromunu engelleyerek kalıcı hasarları ve yaşama süresini uzatabilir. 60 günü aşan süredir açlık grevinde olan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile 75 günü aşan süredir açlık grevinde bulunan Kemal Gün için kritik eşikler çoktan aşılmış olup, insani talepleri karşılanmadığı taktirde kalıcı sakatlık ve hatta ölümlerin gerçekleşmesi an meselesidir.

açlık grevlerinde insanlar ölmesin. nuriye gülmen, semih özakça ve kemal gün
açlık grevlerinde insanlar ölmesin. nuriye gülmen, semih özakça ve kemal gün

Şiddet içermeyen bir protesto eylemi olarak açlık grevlerinin tarihi oldukça eskiye dayanıyor. Açlık grevlerinin çıkış noktası İrlanda. Hrıstiyanlık öncesi pagan dönemde Troscadh ya da Cealachan adıyla yapılan açlık grevleri, protesto edilen kişinin kapısının önünde yapılmak suretiyle ona utanç vermek amacıyla ortaya çıkmış direniş biçimiydi. Benzer bir eylem biçimi milattan önceki tarihlerde Hindistan toplumları arasında da yaygındı. Milattan sonra 14 – 37 yılları arasında Roma İmparatorluğu tahtına çıkmış olan Tiberius’un uyguladığı baskı ve şiddet politikalarını protesto etmek amacı ile Tiberius’un yakın arkadaşı dönemin ünlü avukatı Nerva’nın yaptığı eylemde tarihe geçmiş en eski açlık grevi olaylarından birisidir. 20.yüzyılın başlarında dünya direniş tarihi ilk kadın açlık grevi direnişçisiyle tanıştı Marion Dunlop. Amerikalı süfrajetlerden (radikal kadın hakları savunucusu) Marion Dunlop açlık grevinde ölerek simgeleşmesin diye serbest bırakıldı. Açlık grevlerinin yaygın bir eylem ve direniş biçimi olarak İngiliz sömürgeciliğine karşı İrlanda topraklarında kullanılması yüz yıllarca yıllık direniş geleneğinin devamı tabi ki. 1916’daki Paskalya Ayaklanması gazisi Thomas Ashe’nin ölüm sebebi ise açlık grevlerinde direnci kırmak amacı ile egemenlerce uygulanan ‘zorla besleme’. 1920’de Cork Belediye Başkanı Terence McSweney ve iki arkadaşı Avrupa’nın açlık grevinde hayatını kaybeden ilk direnişçileriydi. 11 Ağustos – 12 Kasım 1920 tarihleri arasında 94 gün boyunca açlık grevini sürdüren İrlanda Cumhuriyetçileri tüm bu süreç boyunca İngilizlerin zorla besleme işkencelerine de direnerek dünyanın en uzun süren açlık grevi eylemini gerçekleştirmiş oldular. Bu eylem sırasında 8000 IRA üyesinin açlık grevine katıldığı bilinmektedir. En meşhurlarından birisi ise şüphesiz 1980 – 1981 açlık grevleri. İrlandalı cumhuriyetçi paramiliter Bobby Sands ve arkadaşları sadece su ve tuz alarak sürdürdükleri açlık grevinde 46 – 73 gün süren direnişleri sonucunda hayatlarını kaybettiler. 27 yaşında hayatını kaybeden Bobby Sands açlık grevi sırasında öyle bir kamuoyu oluşturmayı başardılar ki, tüm dünya kamuoyu onlara destek vermekle kalmadı, eylem devam ederken Bobby Sands İngiltere Parlementosu’na seçildi. Ölümünden sonra Bobby Sands açlık grevi eylemlerinin evrensel sembolü ve tüm dünyanın saygısını kazanmış bir ikon olurken, dönemin İngiltere başbakanı Margaret Thatcher grevlerden dört sene sonra Hillborough Anlaşmasını imzalayarak barış sürecini başlatmış olsa da hala dünya siyaset tarihinin en nefret edilen karakteri olarak anılmaktadır. Bobby Sands’ın Tiocfaidh ár lá (Bizim de günümüz gelecek) sloganı özellikle İrlanda’da hala kullanılmaktadır.

2008 yılında Steve McQueen’in yönetmenliğinde Michael Fassbender’in başrolünde oynadığı Hunger filmi Bobby Sands’ın hayatını anlatmaktadır.

Tarih boyunca bir çok ülkede bir çok insan tarafından açlık grevleri hak taleplerini elde etmek amacı ile bir mücadele yöntemi olarak kullanılmıştır. Hintli Mohandas Gandhi, Güney Afrikalı Nelson Mandela, Tamil Kaplanlarından Thileepan, İranlı gazeteci Akbar Ganji, Amerikan Süfrajetleri, Zapatalar gibi bir çok kanaat önderi, örgüt ve sembol kişi taleplerini mücadele ettikleri egemen güçlere karşı açlık grevleri ile ifade etmiş, bazıları hayatını kaybetmiş, bazıları ise direnişlerinden zaferle ayrılmışlardır.

Türkiye’de ise ilk açlık grevi eylemcisi Nazım Hikmet’tir. 1938'da Harbiye ve Donanma davalarından, toplam 28 yıl 4 ay hapse mahkum edildi. "orduyu isyana teşvik" suçlamasıyla verilen bu cezanın 12 yılını hapiste çeken Nazım Hikmet için 1950 yılında yurtiçi ve yurtdışında özgürlük kampanyaları başlatıldı. Nazım Hikmet de bu kampanyalara destek olabilmek için açlık grevine başladı. Eylemine başladıktan kısa bir süre sonra yapılan seçimler sonucu hükümetin kurulması gecikti. Bu süreçte eylemine muhatap bulamayan Hikmet 20 gün kadar sonra eylemini sonlandırmak zorunda kaldı. 27 Mayıs darbesinde tutuklanan Celal Bayar’da 3 günlük bir açlık grevi yaptı. Deniz Geçmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edilmelerinden hemen önce 12 günlük bir açlık grevi eylemi gerçekleştirdiler. 1980 darbesinden sonra cezaevlerinde ortaya konulan baskı, şiddet ve işkencelere karşı yapılan açlık grevlerinde ise ilk can kaybı geldi. 1982 yılında Diyarbakır Cezaevinde eyleminin 55. Gününde hayatını kaybeden Kemal Pir. Tek tip kıyafet, sosyal haklar, havalandırma hakları, işkence ve kötü muameleye karşı 90’lı yılların başına kadar çeşitli cezaevlerinde açlık grevleri ve ölümler devam etti.

1996 yılında Adalet Bakanı Mehmet Ağar’ın çıkardığı Mayıs Genelgesi ile açılmak istenen F Tipi Cezaevi sistemlerine karşı ülke çapında cezaevlerinde başlatılan, yüzlerce tutuklunun katıldığı ölüm oruçları ise 69. gününde 12 tutuklunun hayatını kaybetmesi ile Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli, Eşber Yağmurdereli gibi isimlerin yaptığı arabuluculuk görüşmeleri sonrasında tutukluların zaferi ile sona erdi. Tutukluların eylemi süresince dışarıda tutuklu yakınlarının da destek vermek için yaptıkları dönüşümlü açlık grevleri, Mehmet Ağar’ın istifası sonrası Adalet Bakanlığı görevine gelen Şevket Kazan’ın “kantinden stok yapmışlar, yiyorlar” açıklamaları, O günlerden akılda kalanlar.

Çok değil dört yıl sonra F Tipi Hücre Cezaevleri yeniden gündeme getirilince 20 Ekim 2000 tarihinde başlayan açlık grevleri ülke çapında bir çok cezaevine yayıldı. 19 Aralık 2000 tarihinde bir taraftan yürütülen arabuluculuk görüşmelerine rağmen başlatılan “Hayata Dönüş” adı verilen ve Kıbrıs Askeri Harekatından sonra en büyük askeri güçle gerçekleştirilen operasyonlar sonrasında 122 insan hayatını kaybetti.

Farklı taleplerle zaman zaman cezaevlerinde başlatılan açlık grevleri devam etmekte. Tutuklular dışında cezaevi dışında KHK’lar ile işlerinden atılan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yla birlikte Dersimde düzenlenen hava operasyonlarında hayatını kaybeden oğlunun cenazesini almak için açlık grevine başlayan Kemal Gün’ün eylemleri kritik eşiğin geçildiği bir noktada halen devam ediyor.

Bu yazıyı Bobby Sands' ın o muhteşem şiiri ile bitirmeliyim sanıyorum.

Zamanın Ritmi

Saklı bir şey vardır her insanın içinde,

Biliyor musun arkadaş, ne olduğunu onun?

Dayanandır o, bir milyon yıldır darbelere

Ve sonuna dek de dayanacak olan.

Önce doğdu o, takvimlerden,

Ve büyüdü ötesinde yaşamın,

Kesti zehirli sarmaşıklarını şeytanın

Bir bıçak gibi, dehşetli yangın.

Oydu harlayan ateşleri, yokluğunda ateşin

Ve tutuşturdu aklını insanın,

Su vererek çeliğine kurşunlanmış yüreklerin,

Başladığı andan beri zamanın

Süzüldü sularından Babil’in,

Kayıplardayken herkes,

Haykırdı kıvranarak ıstırapla,

Ve gerildi kanayarak çarmıha.

Aslan ve kılıçla öldü Roma’da,

Küstah, zalim düzende,

Ölümcül kelime Spartaküs olduğunda,

Appian Yolu boyunca.

Yürüdü Wat Tyler’in yoksullarıyla,

Korku saldı efendiye ve krala,

Süslenmişti onların ölümcül bakışlarıyla,

Hep yaşayan bir şeymişçesine.

Gülümsedi kutsal masumiyette,

Geçmişin conquistador’larından evvel,

Mütevazı, uysal ve bihaber,

Altının ölümcül kuvvetinden.

Taştı hazin Paris sokaklarından geleceğe,

Ve bastı köhne Bastille’i,

Yürüdü üzerine engereğin başının,

Ve parçaladı onu, altında topuklarının.

Düştü kan içinde, Bufalo Çayırları’nda,

Ve açlıktan öldü yağmur aylarıyla,

Gömüldü kalbi Yaralı Diz’e,

Ama gelecek yine, yeniden doğmaya.

Çınladı haykırışları Kerry gölleri boyunca,

Diz çökmüşken toprağın üzerinde,

Ve düştü bir muhteşem direnişte,

Vurduklarında onu soğukkanlılıkla.

O her umut ışığında vardır,

Ne mesafe tanır, ne de sınır,

Doğmuştur kızılda ve karada ve beyazda,

Orada tüm ulusların içinde.

Yatar ölmüş kahramanların kalplerinde,

Haykırır tiranların gözlerinde,

Yetişmiştir yüksek doruklarına dağların,

Ve gelir oturmaya göklerin karşısında.

O aydınlatır, bu hapishane hücresini,

O çakar, şimşek gibi kudretini,

O, “yıldırılamaz düşünce”dir arkadaşım,

Ve o düşünce der ki: “Ben haklıyım!”

Long Kesh Cezaevi Kompleksi, H-Blok