SAĞLIK VE GÜZELLIK

organ bağışı üzerine...

Author
organ bağışı üzerine...

Henüz çok kısa bir süre önce tiyatro sanatçısı Payidar Tüfekçioğlu’nun karaciğer yetmezliği sebebi ile organ nakline ihtiyaç duyması, konunun arkadaşlarınca sosyal medya üzerinden paylaşılması ve bununla ilgili yaşananlar hakkında bir yazı yazmıştım ki bu seferde gündeme konunun diğer tarafından bir haber geldi.

Şarkıcı İbrahim Erkal evinin garajında baygın halde bulunmuş, yaklaşık bir aydır yoğun bakımda sürdürdüğü yaşam mücadelesini kaybetmişti. Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi görmekte olan İbrahim Erkal’la ilgili olarak doktorlarının "Beyin ölümü gerçekleşti ancak diğer organları hâlâ çalışıyor" açıklaması otomatik olarak organları bağışlanacak mı? Sorusunu beraberinde getirdi. Ardından da Maltepe Erzurumlular Vakfı Başkanı Süha Dengizek’in “Aile kesinlikle kabul etmedi” açıklaması geldi.

Öncelikle bu beyin ölümü nedir onu kısaca anlatayım. Beyin ölümü beynin fonksiyonlarını geri dönüşsüz bir biçimde kaybettiği ve destekleyici testlerle birlikte konuyla ilgili dört farklı uzmanlık dalından uzmanlarca kararı verilen kesin ölüm halidir. Beyin ölümü gerçekleşen bir insanın yeniden yaşama dönme ihtimali yoktur. Bu açıklama neden önemli: Bir insanın organlarının alınabilmesi için beyin ölümünün gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Burada bir parantez açarak şunu belirtmek istiyorum. Hayatını kaybeden bütün insanların organları alınamaz. Bir insanın organlarının alınarak başka bir insana nakledilebilmesi için ölümün yoğun bakım koşullarında cihaza bağlı olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Beyin ölümünün yani hayatın sona ermesinin ardından bağlı bulunulan cihazlar kısa bir süreliğine kan dolaşımının devam etmesini sağlayarak diğer organları canlı tutması koşullarında ancak organlar başka bir insana nakledilerek onların hayatları kurtarılabilir. Kapa parantez. Organ bağışı bekleyen çok fazla sayıdaki hastaya karşılık bu koşullar altında hayatı sona eren çok az sayıda donör (organ vericisi) bulunmaktadır. Çok sayılara boğmadan şöyle anlatayım. Milyon nüfus başına donör sayıları en yüksek olan İspanya’da 34.6 Türkiye’de ise 2.0 ‘dır.

Uygun koşullar altında bir insan hayatını kaybettiği zaman Kalp, Karaciğer, Böbrekler, Pankreas, Akciğer, İnce Bağırsak gibi organlarla birlikte modern tıbbın gelişmesiyle birlikte hemen hemen bütün dokular başka hastalara nakledilebilir. Bir bağışçı nereden baksanız 5 – 6 kişinin hayatını kurtarıp, bir o kadar kişinin de yaşam konforunu artırarak yaşama umutlarını tazeleyebilir.

Organlarının alınabilmesi için beyin ölümü gerçekleşen kişilerin ailelerinin iznine ihtiyaç duyulmaktadır. (bu konu tüm dünyada önemli bir tartışma konusudur.) Sağlıklı iken yapılacak organ bağışı ailelerin bu kararı üzerinde oldukça etkilidir.

Günlük hayatın içerisinde her gün yaşanan olaylar, medyada ismi bilinen birisiyle ilgili olduğunda enteresan bir hal alıyor bizde. İbrahim Erkal olayında da doktorların "Beyin ölümü gerçekleşti ancak diğer organları hâlâ çalışıyor" açıklaması bilinçli bir şekilde organ bağışını gündeme getirmek için yapılmış bir açıklamadır aslında. Gerekli midir? Etik midir? Bence değildir ancak konu tartışılmaya devam edilecek her yeni olayda. Ailenin bağışı reddetmesi yasal olarak haklarıdır ama daha öncede belirttiğim gibi bu izne ihtiyaç duyulması tüm dünyada başka bir tartışma konusudur. Ailenin bağışı reddetmesi aile ile değil bu konudaki eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları ile ilgilidir. Konunun medyaya taşınması bir gazetenin bunu manşet haline getirmesi ve aileyi duyarlı! İnternet kamuoyunun hedefi haline getirmesi basın etiğinin konusudur. Basının bu konudaki tavrı ise eğitim eksikliği ile ilgili değil bugünkü geldiği dip ile ilgilidir. Sosyal medya duyarlılarını! İse sosyal medyada bırakmak en iyisi. Linç kültürü ile duyarlılık! Bu kadar iç içe hiçbir yerde geçmemiştir herhalde.